İslami Delil
Aramaya dön
Fetva

Fetva Meclisi

Soru

Babam eskiden sigara içerdi ama sonradan bıraktı. Şimdi tekrar başlamış ama bize göstermeden işyerinde veya dışarıda içiyor. Yanımdayken biri sigara uzattığında alırsa ‘ben de alırım’ diyerek tehdit ediyordum, bırakıyordu. Sigarasını görürsem çöpe atabilir miyim veya çakmağını saklayabilir miyim? Nasıl davranmam lazım?

Cevap

Size 'helaldir' diyemeyiz ama 'haram' demek için de yeterli bir kanaat oluşmuyor. Şüpheli, bırakılması daha uygun bir iş diyebiliriz.
Orijinal kaynak

Benzer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Elbette insan sağlığı için sakıncalı olduğu kesin olan bir musibete sessiz kalamayız ama babayı da çocuk yerine koyamayız. Edebi aşmayan nazik ikazlar yaparız ve gerekiyorsa kendimiz odadan çıkarız, babaya “çık dışarı” diyemeyiz, denemez. İmtihan ağır ama aşılamaz değil. Allah yardımcınız olsun.

Hocam babam yıllardır sigara içer. Yanımda sigara içilmemesini istemek doğru ola
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Selamünaleyküm. Sigara satmaktan ötürü marketinizin kazancı haram olmaz. Sigaranın haram olduğu konusunda tam bir ittifak yoktur. Biz haram olduğu kanaatinde isek de böyle bir uygulama zemini yoktur. İyinin peşinde olun ama sabırlı olmayı da unutmayın.

Hocam, ben 21 yaşındayım. Marketimiz var. Helal market açmak istiyorum ama maddi
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Sigaranın hükmü bellidir. İnsanı kemiren bir şey için helallik yoktur. Sigara fabrikasında ancak aç kaldığınızda çalışabilirsiniz. Milyonlarca insanın hastalanmasının günahına ortak olmayın.

Hocam bir sigara fabrikasında mülakata girdim, sınavlar ve mülakatlar başarılı g
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

O paketi atıp imha edin. Kendi paketlerinizi de imha edin. Allah Teâlâ’nın size verdiği bedeni heba etmeyin. Emanetinin hesabını sorduğunda çok pişman olursunuz.

Hocam bir arkadaşım garson olarak çalıştığı iş yerinde müşterilerinden birine ai
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Sigarayı helal görmemekle beraber alkol gibi haram oluşuna kati karar verilebilmiş bir nesne olarak da görmediğimiz için kazancınızın o nedenle haram olacağını söyleyemeyiz.

Ben 4-5 farklı meslek kollarında çalışan ve aralarında sigara dağıtımı yapan bir
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Siz kendi rızık kapınızı çalıncaya kadar mecbur babanızdan yaşayacaksınız. Evet, babanızın yaptığı helal sınırlarını zorlayan harama daha yakın olan bir iştir. Bunu öncelikle babanız, ikinci olarak da sizin düşünmeniz gerekiyor. Kendi sofranızı kurana kadar o sofrada bulunabilirsiniz.

Babam 12 yaşından beri bayan kuaförü. Ben ise namazını kılan biriyim. Babamın ka

dini sorular konusundaki diğer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Bir kere caminin altının ticaret merkezi olmasını tercih etmeyiz. Camiler yerden göğe kadar ibadet maksatlı kullanılmalıdır. Bir ticaret noktası yapılacaksa da cami mantığına en yakın iş ne ise o yapılmalıdır. Diğer şubelerinde haram bir nesne bulunması buradaki kiralamayı haramlaştırmasa da mideyi bulandırır. Yine de bunu cami cemaatinin fitneye dönüştürmemesi gerekir. Daha tatlı dille ve kalp kırmadan ikaz etmek doğru olur.

Hocam birçok şubesinde içki satan markete caminin altındaki dükkânı cami derneği
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

İnatlaşmayı tercih etmeyin. Onu dışlamayın. Rızanız olmadığını belirtin ama itmeyin. Dua edin, sonra o da sizin çizginize gelsin.

Hocam dört çocuğum var, en büyükleri 17 yaşında kız çocuğu. Ortaokulu imam hatip
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

İnsan olarak herkesle bağımız vardır. O bağımız devam etmelidir. Akraba olması veya olmaması sonraki konudur. Bizim kitabımıza inanmayan biri Müslüman değildir. Müslüman olmadığına göre sizin ona kâfire davranır gibi davranmanız gerekir. Öğüt verin, tartışmayın. Sabredin, şımartmayın.

Benim bir yeğenim Almanya’da yaşıyor. Kendisi “Kur’an’a inanmadığını” söylüyor.
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Ellerin açılması bir ilave fazilet olarak görülmelidir. Şart değildir. Açabildiğiniz zaman açarsınız, pozisyon müsait olmadığında da açmayabilirsiniz. Bütün dualar için bu durum geçerlidir.

Hısnu’l Müslim’de yer alan sabah akşam zikirlerini yapmaya çalışıyorum. Okurken
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Size ninni olsun diye Kur'an dinlemeniz caiz olmaz. Dinlerken uyumanızda da sakınca yoktur. Siz dinlemek için açın cihazı, o arada uyursanız sakıncası olmaz.

Kur’an dinlerken uyuyakalmanın hükmü nedir?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Allah Teâlâ, insanlara dinini öğretsin diye Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemi gönderdi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem kendisine inen Kur’an’ı ayet ayet, sure sure iman eden ilk nesle öğretti. Kur’an’ın yanında kendisi de açıklamalarda bulundu. İlk nesil onun elinden yetişti. Sadakatleri ve gayretleri sayesinde ilk nesil mükemmel bir kadro olarak çıktı ortaya. Dini tatbik etmede ve gayrette Allah’ın rızasına erdiler. Allah Teâlâ Kur’an ayeti indirip, onlardan razı olduğunu bildirdi. Onlar da Allah’tan razı idiler. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem sağlığında din adına gereken cevapları bizzat kendisi veriyordu. Onun vefatından sonra ise ashabı, din adına ortaya çıkan soruların cevabını verdiler. Bir anlamda şöyle oldu: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin getirdiği dinin ne olduğu, ashabın ağzından öğrenildi. Çünkü onlar din konusunda güvenli idiler. ‘Bu ayettir, bu hadistir!’ diyerek yönlendirdiler. Yerine göre kendileri de yorum yaptılar. Yaptıkları yorumun kendilerine ait olduğunu da vurguladılar. Ashaptan sonraki nesil gayet tabii olarak, ashabın taklidini yaptı. Onlar Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemi gördükleri ve ondan din öğrendikleri için, yaptıkları ve söylediklerinin vahye yakınlığı tartışılmayabilirdi. Onlardan sonra gelenlerden kimsenin yaptığının o derece vahye yakınlığı iddia edilemezdi. İkinci nesil, ashaptan din öğrendi. Muhteşem bir gayret sergilediler; insanüstü denebilecek bir himmet ve çalışmayla dini öğrendiler, öğrettiler. Talebe oldular, talebe yetiştirdiler. Ciddi ilim halkaları tesis edildi. Sahabilerin ardından yaygınlaşan ilim halkaları bir zaman sonra belirli isimlere mal olmaya başladı. Medine’de Malik bin Enes’in ismi sivrildi. Kufe’de Ebu Hanife öne çıktı. Basra’da bir başka isim duyuldu. Yoğun ve yaygın bir ilim çalışması yapılırken, konuları işleme ve öğretmeden kaynaklanan farklılıklar da yavaş yavaş belirdi. Malik bin Enes’in, Ebu Hanife’ye göre üslup farkı; Ebu Hanife’nin de ona göre farkı dikkat çekti. Kur’an’ı anlamak ve yaşamak ana hedefinde hepsi müttefik oldukları halde ‘nasıllığı’ konusunda farklı üsluplar yerleşti. Kesin olan bir hakikat vardır ki o da şudur: Bu ilk kadrolar arasında, memuriyetini dikkate alarak, tayininden çekindiği için en rahat fetvayı arayan, evirip kıvırarak konuşan kimse yoktur. Allah’ın dinini yayma ve yaşatmadan başka bir hedefleri olmamıştır. Aralarında, geçinmek zorunda olduğu bir iş olarak ilmi çalışmalar yaptığı söylenebilecek kimse yoktur. Onlar ilmi din olarak gördüler, cihad olarak uyguladılar. Ümmet onlara itimat etti, onlar da o itimadın altında kalmadılar. Sözlerinin bedeli olarak zindana açılan bir yol önlerine çıkınca tereddüt etmediler. Ölümle yüzleşince ondançekinmediler. Onların bu çalışmaları genişletmeleri zorunluydu. Çünkü İslam toprağı gitgide büyüyor, Müslüman sayısı her gün artıyordu. Buna göre de fitneler dal budak salıyordu. Bu ilmi çalışmalarda yüzlerce âlimin adı anıldı. Pek çoğunun ders halkaları binlerce ‘din bilen’ insan yetiştirdi. Dinin tahrip görmesini engellediler. Fakat o dönemde bu çalışmaları yapanların adlarının ebedileşmesi herkes için mukadder olmadı. Pek azının adı bir ekolün başı olarak anıldı. Bunlardan dördü de bir mezhep olarak yerleşti. Müslümanların bu dört mezhepten birine bağlı olması, İslam’ın şartlarından bir şart kesinlikle değildir. Böyle bir iddia batıldır. Bu mezhepleri aşıp elde edilebilecek bir fıkıh da yoktur. Kâğıt üzerinden yürütülen bir tartışmada mezhepleri aşmak mümkündür. Mezhepleri aşmak veya yok saymak, sahiplerinin isimlerini yok saymaksa bu onların hadis ve Kur’an konusundaki aktarmalarını da yok saymak gibi bir sonuca götürür bizi. Hiç bir Müslüman, Ebu Hanife’yi veya Ahmed bin Hanbel’i takvasında, güvenilirliğinde itham etmemiştir. Söylenebilecek olan söz, onların da beşer olmaları hasebiyle yanılma ihtimalleridir. Bu da doğrudur. Yanılabilirler; yanıldıkları da olmuştur. Yanıldıklarını anlayıp görüş değiştirmişlerdir. Bizim için yine bir sorun yoktur. Biz onlara bağlı değiliz; bağlı olduğumuz Kur’an ve sünnettir. Onlar bize Kur’an ve sünneti verdikçe alırız, kayma gösterdikleri yerde de onları bırakır kitabımıza sahip çıkarız. Kur’an ve sünnet elhamdülillah elimizdedir. Mesele bizim Kur’an’a daha yakın olmamız ise sorun yok. Bunu ispat etmek için sabah namazını şöyle kırk gün aksatmadan camide cemaatle kılabildiğimiz, malımızı onlar kadar en azından Allah yolunda infak edebildiğimiz, cihaddan nasiplenebildiğimiz gün yapsak, melekleri için daha inandırıcı bir iş yapmış olurduk.

Fıkıh ilmi nasıl oluştu? Fıkıh bizi nasıl bağlıyor; kaynağımız Kur’an ve sünnet

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.