İslami Delil
Sureler
53

Necmسُورَةُ النَّجۡمِ

Mekkî· 62 ayet

Sûre hakkında (Kur'an Yolu)

Adı ve âyet sayısı

         İlk âyetinde geçen ve “yıldız” anlamına gelen necm kelimesi sûreye ad olmuştur.

Nüzûlü

Mushaftaki sıralamada elli üçüncü, iniş sırasına göre yirmi üçüncü sûredir. İhlâs sûresinden sonra, Abese sûresinden önce Mekke’de nâzil olmuştur. Sadece 32. âyetinin Medine’de indiği rivayet edilmiştir, fakat bu âyetin öncesi ve sonrasıyla olan sıkı anlam bağı ve üslûp birliği bu rivayeti tereddüde açık bırakmaktadır (Derveze, I, 212, 228).

Konusu

Kur’an-ı Kerîm’in Allah tarafından Cebrâil vasıtasıyla Hz. Mu­hammed’e indirilmiş olduğu ve Hz. Peygamber’in Allah’tan aldıklarını sadakatle tebliğ ettiği ortaya konmakta, müşriklerin melekleri Allah’ın kızları, putları da melekleri sembolize eden varlıklar olarak kabul etme şeklindeki inançları mahkûm edilmekte, önceki peygamberlere gönderilen vahiylerle Resûlullah’ın getirdikleri arasındaki bazı ortak noktalara değinilmekte, inkârcılıkları sebebiyle helâk edilmiş geçmiş toplumlardan örnekler verilmektedir.

  1. بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ وَٱلنَّجْمِ إِذَا هَوَىٰ

    vennecmi izâ hevâ.

    Batmakta olan yıldıza and olsun ki,

  2. مَا ضَلَّ صَاحِبُكُمْ وَمَا غَوَىٰ

    mâ dalle sâhibüküm vemâ gavâ.

    Arkadaşınız (Muhammed) sapmamış ve azmamıştır.

  3. وَمَا يَنطِقُ عَنِ ٱلْهَوَىٰٓ

    vemâ yentiku anilhevâ.

    O, kendiliğinden konuşmamaktadır.

  4. إِنْ هُوَ إِلَّا وَحْىٌۭ يُوحَىٰ

    in hüve illâ vahyüy yûhâ.

    Onun konuşması ancak, bildirilen bir vahy iledir.

  5. عَلَّمَهُۥ شَدِيدُ ٱلْقُوَىٰ

    allemehû şedîdülkuvâ.

    Ona, çetin kuvvetlere sahip ve güçlü olan Cebrail öğretmiştir; en yüksek ufukta iken doğruluvermiş.

  6. ذُو مِرَّةٍۢ فَٱسْتَوَىٰ

    zû mirrah. festevâ.

    Ona, çetin kuvvetlere sahip ve güçlü olan Cebrail öğretmiştir; en yüksek ufukta iken doğruluvermiş.

  7. وَهُوَ بِٱلْأُفُقِ ٱلْأَعْلَىٰ

    vehüve bil'üfükil'a'lâ.

    Ona, çetin kuvvetlere sahip ve güçlü olan Cebrail öğretmiştir; en yüksek ufukta iken doğruluvermiş.

  8. ثُمَّ دَنَا فَتَدَلَّىٰ

    ŝümme denâ fetedellâ.

    Sonra yaklaşmış ve inmiştir.

  9. فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ أَوْ أَدْنَىٰ

    fekâne kâbe kavseyni ev ednâ.

    Araları iki yay aralığı kadar veya daha da yakın oldu.

  10. فَأَوْحَىٰٓ إِلَىٰ عَبْدِهِۦ مَآ أَوْحَىٰ

    feevhâ ilâ abdihî mâ evhâ.

    Allah o anda kuluna vahyedeceğini etti.

  11. مَا كَذَبَ ٱلْفُؤَادُ مَا رَأَىٰٓ

    mâ kezebelfüâdü mâ raâ.

    Gözünün gördüğünü gönlü yalanlamadı.

  12. أَفَتُمَٰرُونَهُۥ عَلَىٰ مَا يَرَىٰ

    efetümârûnehû alâ mâ yerâ.

    Ey inkarcılar! Onun gördüğü şey hakkında kendisi ile tartışır mısınız?

  13. وَلَقَدْ رَءَاهُ نَزْلَةً أُخْرَىٰ

    velekad raâhü nezleten uhrâ.

    And olsun ki o, Cebrail'i sınırın sonunda başka bir inişinde de görmüştür.

  14. عِندَ سِدْرَةِ ٱلْمُنتَهَىٰ

    inde sidratilmüntehâ.

    And olsun ki o, Cebrail'i sınırın sonunda başka bir inişinde de görmüştür.

  15. عِندَهَا جَنَّةُ ٱلْمَأْوَىٰٓ

    indehâ cennetülme'vâ.

    Orada Me'va cenneti vardır.

  16. إِذْ يَغْشَى ٱلسِّدْرَةَ مَا يَغْشَىٰ

    iz yagşessidrate mâ yagşâ.

    Sidre'yi bürüyen bürüyordu.

  17. مَا زَاغَ ٱلْبَصَرُ وَمَا طَغَىٰ

    mâ zâgalbesaru vemâ tagâ.

    Gözü oradan ne kaydı ve ne de onu aştı.

  18. لَقَدْ رَأَىٰ مِنْ ءَايَٰتِ رَبِّهِ ٱلْكُبْرَىٰٓ

    lekad raâ min âyâti rabbihilkübrâ.

    And olsun ki Rabbinin varlığının büyük delillerini gördü.

  19. أَفَرَءَيْتُمُ ٱللَّٰتَ وَٱلْعُزَّىٰ

    eferaeytümüllâte vel'uzzâ.

    Ey inkarcılar! Şimdi Lat, Uzza ve bundan başka üçüncüleri olan Menat'ın ne olduğunu söyler misiniz?

  20. وَمَنَوٰةَ ٱلثَّالِثَةَ ٱلْأُخْرَىٰٓ

    vemenâteŝŝâliŝetel'uhrâ.

    Ey inkarcılar! Şimdi Lat, Uzza ve bundan başka üçüncüleri olan Menat'ın ne olduğunu söyler misiniz?

  21. أَلَكُمُ ٱلذَّكَرُ وَلَهُ ٱلْأُنثَىٰ

    elekümüzzekeru velehül'ünŝâ.

    Demek erkekler sizin, dişiler Allah'ın mı?

  22. تِلْكَ إِذًۭا قِسْمَةٌۭ ضِيزَىٰٓ

    tilke izen kismetün dîzâ.

    Öyleyse bu haksız bir paylaşma;

  23. إِنْ هِىَ إِلَّآ أَسْمَآءٌۭ سَمَّيْتُمُوهَآ أَنتُمْ وَءَابَآؤُكُم مَّآ أَنزَلَ ٱللَّهُ بِهَا مِن سُلْطَٰنٍ ۚ إِن يَتَّبِعُونَ إِلَّا ٱلظَّنَّ وَمَا تَهْوَى ٱلْأَنفُسُ ۖ وَلَقَدْ جَآءَهُم مِّن رَّبِّهِمُ ٱلْهُدَىٰٓ

    in hiye illâ esmâün semmeytümûhâ entüm veâbâüküm mâ enzelellâhü bihâ min sültân. iy yettebi'ûne illezzanne vemâ tehvel'enfüs. velekad câehüm mir rabbihimülhüdâ.

    Bunlar sizin ve babalarınızın taktığı adlardan başka bir şey değildir. Allah onları destekleyen bir delil indirmemiştir. Onlar sadece sanıya ve canlarının istediğine uymaktadırlar. Oysa onlara Rablerinden and olsun ki doğruluk rehberi gelmiştir.

  24. أَمْ لِلْإِنسَٰنِ مَا تَمَنَّىٰ

    em lil'insâni mâ temennâ.

    Yoksa, her umduğu şey insanın mıdır?

  25. فَلِلَّهِ ٱلْءَاخِرَةُ وَٱلْأُولَىٰ

    felillâhil'âhiratü vel'ûlâ.

    Hayatın ilki de sonu da Allah'ındır.

  26. ۞ وَكَم مِّن مَّلَكٍۢ فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ لَا تُغْنِى شَفَٰعَتُهُمْ شَيْـًٔا إِلَّا مِنۢ بَعْدِ أَن يَأْذَنَ ٱللَّهُ لِمَن يَشَآءُ وَيَرْضَىٰٓ

    vekem mim melekin fissemâvâti lâ tugnî şefâ'atühüm şey'en illâ mim ba'di ey ye'zenellâhü limey yeşâü veyerdâ.

    Allah, dilediğine ve hoşnut olduğuna izin vermedikçe, göklerde bulunan nice meleklerin şefaati bir şeye yaramaz.

  27. إِنَّ ٱلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِٱلْءَاخِرَةِ لَيُسَمُّونَ ٱلْمَلَٰٓئِكَةَ تَسْمِيَةَ ٱلْأُنثَىٰ

    innellezîne lâ yü'minûne bil'âhirati leyüsemmûnelmelâikete tesmiyetel'ünŝâ.

    Doğrusu ahirete inanmayanlar, meleklere "dişi" adını takarlar.

  28. وَمَا لَهُم بِهِۦ مِنْ عِلْمٍ ۖ إِن يَتَّبِعُونَ إِلَّا ٱلظَّنَّ ۖ وَإِنَّ ٱلظَّنَّ لَا يُغْنِى مِنَ ٱلْحَقِّ شَيْـًۭٔا

    vemâ lehüm bihî min ilm. iy yettebi'ûne illezzanne. veinnezzanne lâ yugnî minelhakki şey'â.

    Oysa onların bu hususta bir bilgileri yoktur, sadece sanıya uyarlar. Sanı ise şüphesiz gerçeği ifade etmez.

  29. فَأَعْرِضْ عَن مَّن تَوَلَّىٰ عَن ذِكْرِنَا وَلَمْ يُرِدْ إِلَّا ٱلْحَيَوٰةَ ٱلدُّنْيَا

    fea'rid am men tevellâ an zikrinâ velem yürid illelhayâteddünyâ.

    Bizi anmaktan yüz çevirenlere ve dünya hayatından başka bir şey istemeyenlere aldırma.

  30. ذَٰلِكَ مَبْلَغُهُم مِّنَ ٱلْعِلْمِ ۚ إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِمَن ضَلَّ عَن سَبِيلِهِۦ وَهُوَ أَعْلَمُ بِمَنِ ٱهْتَدَىٰ

    zâlike mebleguhüm minel'ilm. inne rabbeke hüve a'lemü bimen dalle an sebîlihî vehüve a'lemü bimenihtedâ.

    Bu onların ulaştıkları bilginin seviyesini gösterir. Doğrusu Rabbin yolundan sapmış olanı pek iyi bilir, doğru yolda olanı da çok iyi bilir.

  31. وَلِلَّهِ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ لِيَجْزِىَ ٱلَّذِينَ أَسَٰٓـُٔوا۟ بِمَا عَمِلُوا۟ وَيَجْزِىَ ٱلَّذِينَ أَحْسَنُوا۟ بِٱلْحُسْنَى

    velillâhi mâ fissemâvâti vemâ fil'ardi liyecziyellezîne esâü bimâ amilû veyecziyellezîne ahsenû bilhusnâ.

    Göklerde olanlar ve yerde olanlar Allah'ındır ki O, kötülük yapanlara işlerinin karşılığını verir; iyi davrananlara, ufak tefek kabahatleri bir yana büyük günahlardan ve hayasızlıklardan kaçınanlara işlediklerinden daha iyisiyle karşılığını verir. Doğrusu Rabbinin bağışı boldur. Sizi yerden var ederken ve siz annelerinizin karınlarında cenin halinde iken sizleri çok iyi bilen O'dur. Kendinizi temize çıkarmayın. O, sakınanı çok iyi bilir.

  32. ٱلَّذِينَ يَجْتَنِبُونَ كَبَٰٓئِرَ ٱلْإِثْمِ وَٱلْفَوَٰحِشَ إِلَّا ٱللَّمَمَ ۚ إِنَّ رَبَّكَ وَٰسِعُ ٱلْمَغْفِرَةِ ۚ هُوَ أَعْلَمُ بِكُمْ إِذْ أَنشَأَكُم مِّنَ ٱلْأَرْضِ وَإِذْ أَنتُمْ أَجِنَّةٌۭ فِى بُطُونِ أُمَّهَٰتِكُمْ ۖ فَلَا تُزَكُّوٓا۟ أَنفُسَكُمْ ۖ هُوَ أَعْلَمُ بِمَنِ ٱتَّقَىٰٓ

    ellezîne yectenibûne kebâiral'iŝmi velfevâhişe illellemem. inne rabbeke vâsi'ulmagfirah. hüve a'lemü biküm iz enşeeküm minel'ardi veiz entüm ecinnetün fî bütûni ümmehâtiküm. felâ tüzekkû enfüseküm. hüve a'lemü bimenittekâ.

    Göklerde olanlar ve yerde olanlar Allah'ındır ki O, kötülük yapanlara işlerinin karşılığını verir; iyi davrananlara, ufak tefek kabahatleri bir yana büyük günahlardan ve hayasızlıklardan kaçınanlara işlediklerinden daha iyisiyle karşılığını verir. Doğrusu Rabbinin bağışı boldur. Sizi yerden var ederken ve siz annelerinizin karınlarında cenin halinde iken sizleri çok iyi bilen O'dur. Kendinizi temize çıkarmayın. O, sakınanı çok iyi bilir.

  33. أَفَرَءَيْتَ ٱلَّذِى تَوَلَّىٰ

    eferaeytellezî tevellâ.

    Yüz çevireni ve malından biraz verip sonra vermemekte direneni gördün mü?"

  34. وَأَعْطَىٰ قَلِيلًۭا وَأَكْدَىٰٓ

    vea'tâ kalîlev veekdâ.

    Yüz çevireni ve malından biraz verip sonra vermemekte direneni gördün mü?"

  35. أَعِندَهُۥ عِلْمُ ٱلْغَيْبِ فَهُوَ يَرَىٰٓ

    e'indehû ilmülgaybi fehüve yerâ.

    Görülmeyenin ilmi yanında da o mu görüyor?

  36. أَمْ لَمْ يُنَبَّأْ بِمَا فِى صُحُفِ مُوسَىٰ

    em lem yünebbe' bimâ fî suhufi mûsâ.

    Yoksa Musa'nın ve sözünü yerine getiren İbrahim'in kitablarında olanlar kendisine bildirilmedi mi ki?

  37. وَإِبْرَٰهِيمَ ٱلَّذِى وَفَّىٰٓ

    veibrâhimellezî veffâ.

    Yoksa Musa'nın ve sözünü yerine getiren İbrahim'in kitablarında olanlar kendisine bildirilmedi mi ki?

  38. أَلَّا تَزِرُ وَازِرَةٌۭ وِزْرَ أُخْرَىٰ

    ellâ teziru vâziratüv vizra uhrâ.

    Hiç bir günahkar başkasının günah yükünü yüklenmez;

  39. وَأَن لَّيْسَ لِلْإِنسَٰنِ إِلَّا مَا سَعَىٰ

    veel leyse lil'insâni illâ mâ se'â.

    İnsan ancak çalıştığına erişir.

  40. وَأَنَّ سَعْيَهُۥ سَوْفَ يُرَىٰ

    veenne sa'yehû sevfe yürâ.

    Onun çalışması şüphesiz görülecektir.

  41. ثُمَّ يُجْزَىٰهُ ٱلْجَزَآءَ ٱلْأَوْفَىٰ

    ŝümme yüczâhülcezâel'evfâ.

    Sonra ona karşılığı eksiksiz verilecektir.

  42. وَأَنَّ إِلَىٰ رَبِّكَ ٱلْمُنتَهَىٰ

    veenne ilâ rabbikelmüntehâ.

    Doğrusu son varış Rabbinedir.

  43. وَأَنَّهُۥ هُوَ أَضْحَكَ وَأَبْكَىٰ

    veennehû hüve adhake veebkâ.

    Doğrusu, güldüren de ağlatan da O'dur.

  44. وَأَنَّهُۥ هُوَ أَمَاتَ وَأَحْيَا

    veennehû hüve emâte veahyâ.

    Doğrusu dirilten de öldüren de O'dur.

  45. وَأَنَّهُۥ خَلَقَ ٱلزَّوْجَيْنِ ٱلذَّكَرَ وَٱلْأُنثَىٰ

    veennehû halekazzevceynizzekera vel'ünŝâ.

    Doğrusu, atıldığında meniden erkek ve dişiyi, iki çifti yaratan O'dur.

  46. مِن نُّطْفَةٍ إِذَا تُمْنَىٰ

    min nutfetin izâ tümnâ.

    Doğrusu, atıldığında meniden erkek ve dişiyi, iki çifti yaratan O'dur.

  47. وَأَنَّ عَلَيْهِ ٱلنَّشْأَةَ ٱلْأُخْرَىٰ

    veenne aleyhinneş'etel'uhrâ.

    Doğrusu ölümden sonra tekrar dirilten de O'dur.

  48. وَأَنَّهُۥ هُوَ أَغْنَىٰ وَأَقْنَىٰ

    veennehû hüve agnâ veaknâ.

    Doğrusu zengin eden de varlıklı kılan da O'dur.

  49. وَأَنَّهُۥ هُوَ رَبُّ ٱلشِّعْرَىٰ

    veennehû hüve rabbüşşi'râ.

    Doğrusu Şira yıldızının Rabbi O'dur.

  50. وَأَنَّهُۥٓ أَهْلَكَ عَادًا ٱلْأُولَىٰ

    veennehû ehleke âdenl'ûlâ.

    İlk Ad milletini, Semud milletini yok edip geri bırakmayan O'dur.

  51. وَثَمُودَا۟ فَمَآ أَبْقَىٰ

    veŝemûde femâ ebkâ.

    İlk Ad milletini, Semud milletini yok edip geri bırakmayan O'dur.

  52. وَقَوْمَ نُوحٍۢ مِّن قَبْلُ ۖ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ هُمْ أَظْلَمَ وَأَطْغَىٰ

    vekavme nûhim min kabl. innehüm kânû hüm azleme veatgâ.

    Daha önce de Nuh milletini yok eden O'dur; çünkü onlar çok zalim ve pek taşkın kimselerdi.

  53. وَٱلْمُؤْتَفِكَةَ أَهْوَىٰ

    velmü'tefikete ehvâ.

    Lut milletinin kasabalarını yere batıran, onları gömdükçe gömen O'dur.

  54. فَغَشَّىٰهَا مَا غَشَّىٰ

    fegaşşâhâ mâ gaşşâ.

    Lut milletinin kasabalarını yere batıran, onları gömdükçe gömen O'dur.

  55. فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكَ تَتَمَارَىٰ

    febieyyi âlâi rabbike tetemârâ.

    Ey kişi! Rabbinin hangi nimetinden şüpheye düşersin?

  56. هَٰذَا نَذِيرٌۭ مِّنَ ٱلنُّذُرِ ٱلْأُولَىٰٓ

    hâzâ nezîrum minennüzüril'ûlâ.

    İşte ilk uyaranlar gibi bu da bir uyarandır.

  57. أَزِفَتِ ٱلْءَازِفَةُ

    ezifetil'âzifeh.

    Kıyamet yaklaştıkça yaklaşmıştır.

  58. لَيْسَ لَهَا مِن دُونِ ٱللَّهِ كَاشِفَةٌ

    leyse lehâ min dûnillâhi kâşifeh.

    Onu Allah'tan başka ortaya koyacak yoktur.

  59. أَفَمِنْ هَٰذَا ٱلْحَدِيثِ تَعْجَبُونَ

    efemin hâzelhadîŝi ta'cebûn.

    Bu söze mi şaşıyorsunuz?

  60. وَتَضْحَكُونَ وَلَا تَبْكُونَ

    vetadhakûne velâ tebkûn.

    Gülüyorsunuz... Ağlamıyorsunuz.

  61. وَأَنتُمْ سَٰمِدُونَ

    veentüm sâmidûn.

    Habersiz oyalanmaktasınız.

  62. فَٱسْجُدُوا۟ لِلَّهِ وَٱعْبُدُوا۟ ۩

    fescüdû lillâhi va'büdû.

    Artık secdeye varın, Allah'a kulluk edin.

Sureyi sesli dinle

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.