İslami Delil
Aramaya dön
Fetva

Fetva Meclisi

Soru

“Bütün ümmetler bana arz olunup gösterildi. Bir peygamber, yanına bir ümmet (kalabalık bir topluluk) alıp geçiyordu. Bir peygamber, beraberinde birkaç kişilik bir toplulukla geçiyordu. Bir peygamber, beraberinde on kişiyle geçiyordu. Bir peygamber, beraberinde beş kişiyle geçiyordu. Bir peygamber de yalnız başına geçiyordu. Ben uzakta büyük bir karaltı gördüm de: - Yâ Cibril! Bunlar benim ümmetim mi, diye sordum. O, hayır değildir, lâkin şu ufka bak, dedi. Ben oraya bakınca çok büyük bir karaltı gördüm. Cibril: - İşte bunlar senin ümmetindir. Bunların yetmiş bin olan öncüleri, üzerlerinde hiçbir hesap ve azâp yoktur, dedi.” (Buharî, Rikak,50; Müslim, İman, 374). Hocam bu hadisi açıklayabilir misiniz? Buradaki 70 bin sayısından kasıt ‘70 bin’ mi yoksa azlık belirtisi gibi bir şey mi? Çünkü insan hadis fıkıh alimlerini evliyaları falan düşününce o ‘70 bin’e girmenin imkansız gibi olduğunu düşünüyor.

Cevap

Selamünaleyküm. Hadislerde kullanılan bu tür rakamlar umumiyetle bir genelleme belirtmek maksadı iledir. Aslını Allah Teâlâ bilir ama bunu bir genelleme olarak alabiliriz.
Orijinal kaynak

Benzer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Bu ve benzeri hadislerde, Ümmetin fırkalara bölünmesi ile ilgili bilgiler Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin geleceğe dair verdiği bilgiler arasında yer almaktadır. Bu bilgilerin muayyen bir asır ve mekân için kullanılması, şahıslara, gruplara mal edilmesi doğru değildir. Eğer hadislerdeki bilgi gün veya yer ismi zikrediyorsa mesele yok; zaten mucize tahakkuk etmiştir. Bunun dışındaki sonuçlar için hadislerdeki anlamı zorlamak gerekir ki bunun yanlış olacağını tahmin edebiliriz. Hadisler, ümmetin geleceğinde bir parçalanmanın olacağını ve bunun da yanlış olduğunu bildirmektedir. Başka bir uyarı da bu parçalanmada sadece bir grubun ilk neslin berrak izinden devam edeceği gerçeğidir. Ama siz de takdir edersiniz ki, her grup kendisinin o tek fırka olduğunu iddia edecektir ve etmektedir de. Bu da imtihanın ayrı bir boyutudur. Bize düşen, namazda, hacda, Kur'an'da, sünnette, ailede, cemaatleşmede ümmet mantığıyla hareket etmeye çalışmak, gerekiyorsa tek başına Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem ve ashabının izini sürmeye hazır olmaktır. Bu da ilimle olabilir ancak. Allah azze ve celle rızasını gözeterek yaşamayı hepimize müyesser kılsın. Birbirimize, ümmetimize çok dua edelim. Dünyanın fitne zamanında yaşıyoruz ve fitne de artarak devam edecektir. Cennete kadar yılmadan sabırla devam edelim.

Peygamberimiz Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki; nefsi kudret el
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

“Hoca” sözcüğünün ifade ettiği anlam daha çok “din görevlisi” ifadesi ile örtüşmektedir. Siz özellikle hoca sözcüğünün değil “âlim” sözcüğünün ifade ettiği anlam üzerinde değerlendirme yapmalısınız. Önce bunu düzeltelim. Daha sonra da şunu bilmekte yarar olacaktır: Âlimler Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin varisleridir yani onun dinini ve davasını kıyamete kadar taşıyacak emanetçileridirler. Âlimlere bu gözle bakmak ve bu saygınlıkla değerlendirmek gerekir. Âlim bir insandır. Asla melek değildir. İnsanlıkla alakalı sınırlar ve sorunlar onun için de geçerlidir. Elbette beynini dolduran ilim ve işgal ettiği makam onu farklı kılacaktır ama asla insan olmanın ötesine götürmeyecektir. Âlimler arasında bir derece ve birikim farkı olması tabiidir. Zira onlar insandır neticede. Hepsinin aynı düzeyde olması beklenemez. Peygamberler arasında bile bir derece farklılığı vardır. Âlimlerin hangisinin değerinin ne olduğu gibi bir ölçme asla yapılamaz. Bunu sadece Allah Teâlâ bilebilir. Âlimin ilmi beşeri ölçülerle ölçülebilir ama fazileti ölçülemez. Âlimin/âlimlerin ilmî birikimleri, ümmete katkısı ise ölçülebilir ama bu ölçme sıradan Müslümanların işi değildir. Bir âlimi değerlendirebilmek için en az o âlim kadar olmak hatta ondan da biraz yukarıda olmak gerekir. Oyuncuları değerlendirir gibi âlimleri değerlendirmeye kalkışmak tam anlamı ile bir cahillik örneğidir. Çok kitap yazmış olmak, sosyal medyada çok mesaj yayınlamış olmak, çok konuşma yapmış olmak gibi belirtiler üzerinden Peygamber aleyhisselamın varisleri arasında değerlendirme yapmak bu ümmetin değerleri ile oynamak sonucuna götürecektir. Bu bir kayma ve kaymayı meşrulaştırma sonucuna sürükleyebilir maazallah. Gayesi Allah’ın rızasını kazanıp cennete girmek olan bir mü'min böyle bir uğraşıyı kendisine uygun bulmamalıdır.

Hocam, her hoca aynı ilmi okumuyor mu? Neden bazı hocalar bazı konuları anlamıyo
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Allah'ın azabını hemen gelsin gibi istemek o ümmetlerin işlediği hatalardan biridir. Bu ifadelerin bile kullanılması isabetli değildir. Allah'ın azabına değil affına ve rahmetine talip olmak gerekir. Önceki ümmetlere her hafta bir azap gelmiyordu. Belki on binlerce sene geçmiş bir tarihin bütününü şimdi biz görüyoruz. Bu tarih içinden de kitabımız bize yüzlerce azap örneği vermiyor. Kaç Nuh Tufanı var, kaç denizin yarılması var? Bugünkü zulüm ve Allah'a baş kaldırmanın birkaç asrını bilebiliyoruz. Mesela son beş asrı örnek alalım. Bu beş asır önceki ümmetlerden helak olanlardan kaçına tekabül edecek bir zamana karşılık gelebilir? Sadece matematiksel olarak bile ortada 'neden?' sorusunu gerektirecek bir durum yoktur. Kaldı ki mesele matematik meselesi değildir. Bu ümmet, son ümmettir. İnsanlığın son gemisidir. Bu ümmetin helaki olacak bir azap kıyamet demek olabilir. Ümmetin büyüklüğü ve ağırlığı kadar yanlışların ve günahların da büyüklüğü ve ağırlığında farklılık olabilir. Azabı sadece gökten inen ateş olarak görmemek gerekir. Kim bilir nice azabı bizzat yaşadığımız halde, azabın bir ağırlığı olarak onu hissetmiyor, film izler gibi izliyoruz. Bu da neticede bir azap çeşididir. Allah'ın evren ve insan üzerinde SÜNNETULLAH dediğimiz kanunları vardır. Bu kanunlar bir ayrım yapmadan, ötelenmeden ve aceleye getirilmeden uygulanmaktadır. İlk günden beri böyle oldu, son güne kadar da böyle olmaya devam edecektir. SÜNNETULLAH işlerken mümin kafir ayırmadan işler. Muhtemel azap müminleri geçip kafirlere gelmeyecektir. Yeryüzünü ifsat edenler ve ifsadı düzeltmeyenler olarak herkesi bulacaktır ama ahirette herkes dünyadaki durumuna göre dirilecektir. Alimler başta olmak üzere ümmetin önderleri azabın ne zaman geleceğini beklemek yerine gelmemesi için yoğun gayret ve pratik çalışmalar yapmalıdırlar. Onlara düşen bu vazife azabın gelmesini veya gecikmesini etkilemez ama onların ahiretteki hesabını etkiler.

Kur'an'da geçmiş ümmetlere farklı azaplar yapıldığı anlatılıyor. O ümmetlerin az
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Bu ümmetin uleması, fukahası ve bütün ileri gelenleri ashabı kiramın kendi aralarında bir fazilet farkı bulunduğuna inanmaktadır. Birkaç ilmi olmayan kimsenin sözüne itibar edecek değiliz. - Bedir mücahitleri en üstündür. - Onların bir üstü cennetle müjdelenen ilk on kişidir. - Onların bir üstü raşid halifelerdir. - Onların da bir üstü ilk iki halifedir. - Onların sıralaması da Ebubekir sonra da Ömer şeklindedir. Sonra Osman gelir ardında da Ali. Allah hepsinden razı olsun.

Hocam, sahabilerin hepsini seviyoruz doğrusu ama onların aralarında biri diğerin
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Dinlediğiniz konuşma içinde bağlamından koparılmış bir ifade olduğunu düşünüyorum. Evet, ahir zamanda şanslı ve kazançlı olmaya yönelik hadisler bulunmaktadır ama bu hadisle “sahabilerden dahi iyi olmak” gibi bir anlamı beyan etmez. Bu ümmetin sonunda da hayrın devam etmesini şu başlıklar altında inceleyebiliriz: Bu ümmetin ilk nesli ile son nesilleri arasında iman ve ibadetlerdeki temel benzerliklerin ötesinde bir de “garip” olma benzerliği vardır. “Din garip başladı garip olacak” hadisinin anlattığı gerçek budur. Ahir zamana yaklaşıldıkça Allah’a kulluk ideali ile yaşamak çok zor olacak. Avuç içinde kor taşımak kadar zor olabilecek bir dindarlıktan söz edilmektedir. Son zamanlardaki bu garipliği iliklerine kadar hisseden müminlere Allah Teâlâ’nın lütfedeceği muvaffakiyetin fazileti elbette tartışılamaz ama bu fazilet sahabilere denk olmak gibi bir sonuca götürmez. Onlarla denk olmak mümkün olmayan bir noktadır. Gariplik zamanında iman etmek, cihat ve Allah için fedakârlık gibi faziletlerde ise herkes yaptığının karşılığını bulur. Bu da kişilere ve zamanlara göre değişebilir bir değerlendirmedir. Peygamber aleyhisselamı görmeden, onu görenler gibi güzel bir iman iki iman eden nesil arasında bir fazilet oluşturabilir. Nitekim bazı hadislerde Peygamber aleyhisselam efendimiz “onu görmedikleri” halde iman edenlerden söz etmektedir. Ve onları övmüştür. Bu övme, ecirlerinin büyüklüğünü, Peygamber aleyhisselama yakınlıklarını gösterir ama onların sahabilerden yani ilk nesilden daha faziletli olduğunu göstermez.

Hocam bir konuşmacı, bu zamanda Müslüman olmanın önemini anlatırken “biz Ashapta
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Kur’ân-ı Kerîm, ilk peygamber Hz. Âdem’den (a.s.) son peygamber Hz. Muhammed’e (s.a.s.) kadar pek çok peygamberin gelip geçtiğini ve her kavme Allah’ın peygamber gönderdiğini bize haber vermektedir. (Yûnus, 10/47; en-Nahl, 16/63; Fâtır, 35/24) Bu bağlamda “Ey Muhammed! Andolsun, senden önceki topluluklara da peygamber gönderdik.” (el-Hicr, 15/10) ve “Andolsun biz, her ümmete, ‘Allah’a kulluk edin, tağuttan kaçının’ diye peygamber gönderdik…” (en-Nahl, 16/36) buyrulmaktadır. Bu âyetler tarihî süreç içerisinde Yüce Allah’ın (c.c.) genel anlamda insanoğlunu peygambersiz bırakmadığını gösterir. Kur’ân-ı Kerîm’de yer alan “Biz, bir peygamber göndermedikçe (kimseye) azap edici değiliz.” (el-İsrâ, 17/15) ve “Andolsun, senden önce de peygamberler gönderdik. Onlardan sana kıssalarını anlattığımız kimseler de var, durumlarını sana bildirmediğimiz kimseler de var.” (el-Mü’min, 40/78) âyetleri de açık bir şekilde gönderilen peygamberlerin sayısının Kur’ân’da zikredilen 25 peygamberle sınırlı olmadığını göstermektedir. Bununla birlikte peygamberlerin sayısıyla ilgili kesin bir bilgi yoktur.

Her topluluğa peygamber gönderilmiş midir ve peygamberlerin sayısı kaçtır?

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.