Fetva Meclisi
Soru
Hocam, abdest alırken boynun meshedilmesinin -Hanefiler dışında- cumhura göre mekruh olduğunu öğrendim. Çünkü onlara göre bu davranış, dinde bir aşırılık ve gereksiz yere şiddet göstermektir. Şafiiler bu konuda, herhangi bir delil sabit olmadığı için boynun meshedilmesi sünnet değildir, demişlerdir. Nevevi 'hatta o bid'attir.' demiştir. Malikiler de, 'O mekruh bir bid'attir.' demektedirler. Peki hocam İmam Ebu Hanife veya İmameyn boynun meshi ile ilgili hangi sünneti delil olarak getirip ictihat yapmışlardır ve delil getirilen sünnetin güvenilirliği ve sahihliği ne derecedir? Bu durumda bizim gibi Hanefi ekolünü taklit eden kişilerin boyunlarını mesh etmemelerinde bir sakınca var mıdır, abdestin sıhhatine bir eksiklik getirir mi?
Cevap
Benzer fetvalar
Bu konuyu şöyle bir daire içinde ele alabiliriz: Bugün Mü'minlerin takip ettiği mezhepler olan Hanefilik, Şafiilik, Malikilik ve Hanbelilik biiznillah bu ümmetin kendi itikadının ekseninde gelişmiş, dışarıdan bir etkinin bulunmadığı mezheplerdir. Bu mezheplerin tamamında Allah’ın kitabını ve Peygamber aleyhisselamın sünnetini en iyi şekilde anlama gayreti vardır. En başta imamları olmak üzere bu mezhepleri bugünkü çizgilerine getiren müçtehitler Allah için bir şeyler yapma gayreti içinde olmuşlardır. Tarih boyunca mü'minlerin mezhepler hakkındaki şahitlikleri bu şekilde olmuştur. Dolayısıyla bu dört mezhepten birinin abdest ve namaz gibi bir ibadette Allah’ın hükümlerine aykırı olacak bir uygulama yoktur. Evet, farklılık denebilecek noktalar bulunur ama bu farklılıklar o ibadetin esasına zarar verecek seviyede olmaz. Bu nedenle deriz ki, bir ibadeti eda ederken bir müçtehidin veya mezhebin çizgisinde kalmak gerekir ki ibadet ciddiyeti zarar görmesin ama aynı ibadetin diğer mezhepteki farklı denebilecek “ayrıntıları” o ibadetin geçersiz olması gibi bir sonuca asla götürmez. Bugün şu mezhepte böyle, öbür mezhepte böyle dediğimiz ibadetlere ve özellikle de namaza ait meselelerin tamamı Ashab-ı Kiram döneminden beri bulunmaktadır. Başta Ashab-ı Kiram olmak üzere bu ümmetin büyükleri birbirlerinin arkasında namaz kılmakta idiler. Onlar bazı ayrıntılarda abdesti farklı olabileceğini bildikleri halde birbirlerinin arkasında namaz kılmakta sakınca görmediler. Bizim onlardan daha iyi ve takvalı bir namaz kılmayı iddia ederek böyle bir ayrıntı üzerinden birbirimizin arkasında namaz kılmamamız ümmet olma şuurumuza ters düşecektir. Yapılan iş, namaza göstereceğimiz hassasiyetten değil taassubumuz ve kör taklit zevkimizden kaynaklanıyor olacaktır. Ashabı kiramdan Abdullah bin Ömer radıyallahu anhümanın, Haccac gibi birinin arkasında bile namaz kıldığı rivayet edilmektedir. Ehlisünnet itikadının en önemli ilkelerinden biri, ümmetin birliği ve namaz ciddiyeti açısından bakarak fasık olan birinin arkasında daha namaz kılmak gerekir ilkesidir. Bu nedenle başka bir nedene dayanmadan sadece mezhep farkını ileri sürerek namazın sahih olmayacağı iddia etmenin tutarlı bir tarafı yoktur.
Mezhep imamlarımız Kur’an ve sünnet üzerine yaptıkları çalışmaların bir sonucu olarak, belli bir birikime sahip oldular. Samimiyetleri ve çıkış tarzları itibarıyla da hem dönemlerindeki Müslümanların hem de sonraki asırlardaki Müslümanların takdirini kazandılar. Ortaya koydukları ilmi birikim yani ictihatları, Allah rızası için yapılmış bir çalışmadan ibarettir. Tespitlerindeki doğrular için iki ecir, yanlışlar için bir ecir alacaklardır biiznillah. Hatalarından ötürü de mazurdurlar, hiçbir Müslüman onları yanıldıkları için kınamamıştır. Hiçbir imam, Müslümanları kendi mezhebine bağlanmaya davet etmemiştir; aslında onların böyle bir derdi de olmamıştır. Onlar Kur’an ve sünnete davet ettiler. İmamların düzeyinde bir bilgiye ulaşamayan diğer Müslümanların tabii olarak bu imamlardan birine uyması gerekirdi, öyle de oldu. Bu bir partileşme gibi görülmemelidir. Eğer bir Müslüman, Kur’an ve sünneti, içinden ahkâm çıkaracak düzeyde biliyorsa yani bir Ebu Hanife kadar biliyorsa, neden Ebu Hanife’ye ittiba etsin ki? Elbette o da bir Ebu Hanife’dir. Kur’an ve sünnet ona yeter. Yeter ki, ‘bilmek’ kelimesiyle oynamayalım. Mezhepsizlik, birilerinin bizimle oynaması, bizim de nefislerimizi tatmin etmemiz içinse ona denecek yoktur. Dinin oyun olmadığını bildikten sonra ne denebilir?
Selamünaleyküm. Herhalde özellikle mezhep değiştirme konusunu sormak istiyorsunuz. Çünkü sorunuz karışık. Bunu sorduğunuzu kabul ederek cevaplıyorum: Bir Müslüman'ın zaruret durumunda Ümmet'in müçtehitlerinden birinin sözü ile amel edebilir ama bu daldan dala geçer gibi olursa bunun adı din olmaz. Keyfi bir uygulamayı ibadet olarak benimseyemeyiz.
Delillere bakarak hüküm verebilmek için mezhebin usulünü (usulü fıkıh) iyi bilmek, o konuyla ilgili tüm delilleri incelemek ve deliller arası tercih yapabilme kabiliyeti gerektirir. Yoksa bir/birkaç rivayet üzerinde mezhepleri karşılaştırarak tercihte bulunmaya kalkmak cahil cesaretidir. Allah'tan korkun, bağlı olduğunuz mezhebin gereklerini yerine getirin. Yalnız bir konuda çıkmaza düşer veya fetva sorduğunuz "ilim ehli hocanız" sizin durumunuzu değerlendirerek farklı bir mezhebi uygulama konusunda tavsiyesi olursa onu dikkate alınız. Yani kör taklitçi de olmayın. Özetle sorunuz paralelinde Hanefi mezhebinin uygulamalarını esas alarak amel ediniz.
Değerli kardeşim, haklısın hem de çok haklısın. Ne diyebileceğimi bilemiyorum. Ümmet olarak içinde bulunduğumuz hali görmezden gelip kısır bir konu yumağı içinde boğulan ve ilimden de öyle veya böyle nasibi olmuş kimselere ne diyebilirsin ve desen ne olur, kim dinler? Bugüne kadarki tecrübelerim bana gösterdi ki, o sözünü ettiklerini kendi gündemleri ile baş başa bırakmak en evla olanıdır. Onlara tek bir kelime bile anlatmak ve onları ikna etmek mümkün değildir. Elbette Rabbimin rahmet ettikleri müstesnadır. Ben böyle düşünüyorum, size de dininizi yaşamak ve verebildiğiniz kadar insanlara bir şeyler vermeye çalışmak ve Allah’tan affımızı dilemeyi tavsiye ederim. Allah’a emanet olunuz.
Fukahadan biri, bile bile bir hadise karşı kendi görüşünü ileri sürüp “böyle olması daha güzel olur” demez/dememiştir/diyemez de. Fakih, o hadisin anlaşılmasını yönlendirecek başka hadisler bildiği için o içtihadını ortaya koyar. Mesela bu hadiste kadının fiziksel yapısının gereği olan duruma Şeriat zaten itibar ediyor, burada da itibar etmiştir şeklinde anlaşılmamaktır. Yoksa maazallah fakih birinin hele hele Ebu Hanife gibi mücahit bir fakihin keyfiliğinden söz edemeyiz. Onlar bu dinin ilimlerinden geçinmiş kimseler değildirler. Dinlerine canlarını feda ettiklerine asırların şahit olduğu Allah dostlarıdırlar. Rabbim izlerini sürmeyi bize kolay kılsın.
abdest konusundaki diğer fetvalar
Gusül bir ibadettir. Bütün ibadetler gibi gusül de akıllı ve baliğ olana farzdır. Zekâ özürlü olmak akıllı olma şartını kaldırdığına göre gusül de kalkmıştır. Ayrıca, akıllı ve baliğ bir Müslüman bile olsa vücudunda yanık bulunması gusül yerine teyemmüm yapmasını gerektirir. Allah'a emanet olun.
Kolonya ile abdestin bir ilgisi yoktur. Kolonya ile namazın bir ilgisi bulunabilir. O da şöyledir: Namazın şartlarından biri 'necasetten taharettir.' Yani, namaz kılan kişinin üstünde ve namaz kılacağı yerde necis bir şeyin bulunmamasıdır. Kolonyada alkol bulunduğundan, alkolün necis olduğunu söylemiş olan fukahaya göre kolonyadaki alkolden ötürü, kullanılan kolonya namaza manidir. Eğer kimyagerler, kolonyanın içindeki alkolün kullanımdan mesela iki üç dakika sonra uçtuğunu söylüyorlarsa ondan sonra kolonyanın namaza mani olması da söz konusu değildir şeklinde diyenler de olmuştur. En iyisi, kolonya kullandıktan sonra elleri yıkayıp namaza durmaktır. Daha huzurlu bir ibadet yapmış oluruz.
Dinimiz naslar üzerinden yaşanmaktadır. Yani âyet ve hadislerle çizilmiş bir parkurda yürümekteyiz. Mesela, Kur'an'ın yazılı metnine abdestsiz (ya da cünüp olarak) tutulmayacağı hükmü âyette geçmektedir. Ama aynı âyet veya başka bir âyet, abdestsiz okumaktan söz etmediği için fukaha böyle bir hükmü bize aktarmıştır. Kısaca mesele, âyet ve hadislerle bağlı kalmamızdan kaynaklanmaktadır. Bu tür konularda fukahanın yolunu izlemek en iyisidir. Aksi takdirde kaş yaparken göz çıkarmak da mümkündür.
Bedenimizde veya elbisemizde el içi kadar bir yer kanla kirlendi ise namaz kılabilmek için orayı temizlemek gerekmektedir. Bu kanama süreklilik arz ediyorsa bu bir özür halidir; temizleme ihtiyacı olmadan her vakit abdest alarak namazımızı kılarız. Bu yeterlidir. Allah'a emanet olun.
Tek kural olarak şunu bilin: Namazda veya başka bir ibadette niyet etmek, o niyeti sözle söylemek değildir. Niyet, ne yaptığını bilerek yapmaktır. Mesela siz, sabah namazı kılarken acaba niyet ettim mi diye tereddüt edemezsiniz ki! Gece yarısı yatağınızdan kalkıp seccadenin başına neden geçmiş olabilirsiniz? Elbette namaz için ve o da sabah namazıdır. Dolayısıyla tereddüt etmeniz veya etmemeniz namazı etkilemez. Bu durum sizin şeytan tarafından biraz daha oyalanmanız için ayarlanmaktadır. İbadetinizi yapmaya devam edin, hiçbir şey yok gibi davranın. Göreceksiniz kırk gün içinde biiznillah kurtulacaksınız. Yeter ki, şüpheyi, vesveseyi takmayın. Allah'a emanet olun.
Kalbinizin neye ağırlık verdiğine bakın. Kanama için bir saat tahmin edemiyorsanız, o yatsıdan sonra da kanamış olabileceğinden namazları kaza etmeniz gerekmez. Mesela ikindi vaktini yaklaşık hatırlıyorsanız, ondan sonrasını kaza edersiniz. İhtiyaten namazlarınızın hepsini kaza etmenizde ise bir sakınca yoktur. Allah’a emanet olun.