Fetva Meclisi
Soru
Hocam son zamanlarda bilhassa Karadeniz medreselerinden ve Karadenizli hocalardan çıkan bir Hanefi taassubu var. Bu taassubu bazen gözümüzle görüyoruz, bazen kulağımızla işitiyoruz ve artık Ebu Hanife sahabeden üstün tutuluyor. Ebu Hanife herhangi bir konuda doğru da içtihat etse yanlış da içtihat etse (ki bunu söyleyenler asla yanlış içtihadı olamayacağını düşünür) onun görüşünü kabul ederler. Diğer mezheplerin görüşü delilleriyle daha kuvvetli ve isabetli olsa da Ebu Hanife’nin görüşüne “Ehlisünnetin görüşü budur.” deyip diğer mezhepleri yok sayarlar. Medreselerine doğudan gelen Kürt/Şafii insanları baskıyla Hanefiliğe zorlarlar. Bir arkadaşım, kendi aralarında kılınan namazda Şafii biri imamlık yaptı diye “Şafiiler Hanefilere imamlık yapamaz.” dediklerine şahit olmuş. Cemaat ismi vermek istemiyorum siz de tahmin edebiliyorsunuz hangi Karadeniz kökenli cemaatlerden çıktığını. Bu coğrafyanın insanının milliyetçi olduğunu hepimiz biliyoruz maalesef bu durum dine de yansımış durumda. Bir tarafın baskısı diğer tarafı maalesef Ebu Hanife’yi ya çok üstün tutmalarına ya da tamamen reddetmelerine doğru itiyor. Biliyorum siz de Karadenizlisiniz ama çok şükür ki diğerleri gibi değilsiniz. Bu durum hemşehrilerinizi size şikâyet gibi duruyor ama niyetim o değil. Sizin sözünüzü dinleyen on binlerce genç var bunu düşünerek yazdım size. Maalesef sosyal medyada önce Ebu Hanife taassubu ardından Zahid el Kevserî, İbni Hacer, İmam Ahmet’in oğlu, bazı selef uleması ve Enes bin Malik hakkındaki sözleri ile başlayan tartışmalar Müslüman gençleri birbirlerine saldıracak boyuta getirdi. Artık iş Ebu Hanife’yi sahabenin önüne geçirme veya Ebu Hanife düşmanlığı, İmam Kevserî taassubu veya İmam Kevserî düşmanlığı, Hanefi-Hanbeli, Karadenizli-Doğulu çatışmasına dönmüş durumda. Keşke her iki taraf da sizin ve talebeleriniz gibi olsa, her iki tarafta da sizi seven de var sevmeyen de var ama sözlerinize herkes kulak verir. İşin sonu çok daha kötü yerlere gidiyor bu konu hakkında bana buradan cevap yerine bu harlanan ateşi söndürecek bir ders, bir video yayını yaparsanız çok seviniriz.
Cevap
Benzer fetvalar
Abdest alınırken boynun meshedilmesi konusunda Hanefi uleması da 'Sünnet' dememiştir. Boynun meshedilmesi müstahab/âdâb arasında zikredilmiştir. Muteber Hanefi fıkhı kitaplarından olan İ'LAU'S-SÜNEN'de (1/120) boynu meshetmekle ilgili hadisler zikredilmekte ama hadislerin sıhhati açısından doyurucu bilgi verilmemektedir. Zaten 'Sünnet'ler arasında zikredilmemesi de bunu göstermektedir. Hanefi bir mü'min olarak İmam Ebu Hanife'nin peşinden gitmekle zarar etmezsiniz biiznillah. Ama diğerlerini de basit görmeyiniz. Anlaşılacağı gibi mesele, imamlara ulaşan hadislerin sıhhati üzerinden tartışma konusu haline gelmektedir.
Değerli Kardeşim. Daha önce hocamıza gönderilmiş olan benzer soruya verdiği cevabı sizinle paylaşayım; Aziz kardeşim. İmkânınız olsa da İslam tarihini başından itibaren bugüne kadar satır satır inceleseniz. Ne yazık ki bu ümmetin en ağır imtihanı iç imtihanı olmuştur. Sözünü ettiğiniz tartışmalar sadece şu anda bulunan sıkıntılar değildir. Tarih, benzer sürtüşmeler, tartışmalar ve ithamlarla doludur. Ama o muhteşem kullukları yaparak bu imtihanı kazanıp gidenler de o tartışmaların arasından sıyrılarak gitmişlerdir. Yani şunu söylemek istiyorum: Bizim imtihanımız müşrikleri, Yahudileri ve bize düşmanlığını bildiğimiz kitleleri aşarak Rabbimize gitmek değildir. Allah Teâlâ, önümüze neyi çıkarırsa onu kazanmaya mecburuz. Ashabı kiram başta olmak üzere bütün nesiller bu imtihana tabi tutulmuşlardır diyebiliriz. Bize düşen bundan ibret almaktır. Kâfirin önünde ceketini düğmeleyen ama mü'min kardeşinin önünde kaplan kesilen mü'min kendisi ile çelişen bir tavır içindedir. Bu üzücü ama gerçektir. Bu dini böyle yaşayacak ve Rabbimizin rızasını kazanacağız. - Mü'min değerlidir. Hiçbir günah mü'mini atma nedenimiz olamaz. - Mü'minler Allah'ın kitabı, Peygamber aleyhisselamın sünnetini katiyetle tartışamazlar. Âyetler ve hadisler bizim imanımızdır. - Ümmet'imizin büyükleri olanlar, ulemamız, fukahamız, meşayıhımız, mücahitlerimiz önderlerimiz ve örneklerimizdir. Ama putlarımız değildirler. - Kur'an ve Sünnet ölçülerinde içtihat ederek önümüzü açan, bize yol gösteren müçtehitlerimizi hürmet ve takdirle anmaya mecburuz. Allah'ın şeriatını anlamamıza katkı sağlayan her içtihat bizim için bir nimettir; kıymetini biliriz. - Müçtehidi peygamber gibi göremeyiz elbette. Onun makamı hiçbir şekilde nübüvvet makamının şu kadarı bile sayılamaz. Dolayısıyla peygamberlik makamına göre durumu belli olan bir müçtehidin sözü de hadislerin yanında kendisinin peygamberlik makamındaki yeri gibidir. Ve elbette bir müçtehidin sıradan bir mü'mine göre mevkii ölçülemeyecek kadar farklıdır. Müçtehidin sözü ile sıradan bir mü'minin sözü arasında da bu mesafe vardır. - Mü'minlerin nefislerini tatmin için dinimize ait konuları kullanmaları en iyi ifadeyle bir çirkinliktir. Birbirimizi ezmek için dinimiz dışında bir şeyi kullanmalıydık. - Aklı olan, mü'minle uğraşmaz. Uğraşılacak şirk ehli, dalalet ehli mi kalmadı? Aynı şekilde, mü'minle uğraşanla uğraşmak da akıllılık değildir. - Fitneden uzak durun. Mescitlere gidip namazlarınızı eda edin. Evinizin kıymetini bilin. Mü'min kardeşlerinizi cennet arkadaşları olarak bilin. İslam'ı cemaatinden, tarikatından ibaret görenlerin kısırlığı sizi boğmasın. İslam, bütün kâinatı kuşatacak güçtedir. Sürtüşerek değil kuşatarak Allah'a ulaşabiliriz. Kötüleri örnek görmeyin. Yılmayın, usanmayın. Allah'a emanet olun.
Selamünaleyküm. Heyecanlı ve görünüşü doğru sözler söylüyorsunuz ama bu söylediklerinizin pratiği yoktur. Keskin olmamalısınız. Böyle düşünün, bildiğinizi yapın; ümmete mal olacak tavırlar içinde olmayın. Allah yardımcımız olsun, huzuruna vebalsiz varmayı hepimize müyesser kılsın.
Sizin kıldığınız namazlarda yaptığınız hareketler tesadüfen keşfedilmiş hareketler değildir. Neticede bir İslam toprağındaki ulemadan öğrenilmiş işleri yapıyorsunuz. Siz sonradan konuşmaya başlamış bir zatın anlattıkları ile zihninizi karıştırırsanız her gelen sizi sürükler durur. Bu da sizin zararda olmanız demektir. Belirttiğiniz kardeşimiz, İslam’ı genellikle yeni öğrenme durumunda olan insanlara anlatmaktadır. Anlattıkları yanlış şeyler olmadığı kadar tek doğru şeyler de değildir. Daha dengeli bakmaya çalışın; şeytanın size şüphe uyandıracağı alanlardan uzak durun.
Sizin ve bizim gibilerin bir mezhep seçmesi veya beğenmesi diye bir şey yoktur. İlim erbabı kimselerin mezhebi olur. Biz, kendilerinden din öğrendiğimiz ulemanın peşinden gideriz. Onlar hangi mezhepten ise biz de o mezhepten sayılırız. Eğer siz mesela Siirt’ten İstanbul’a taşındı iseniz, Şafii ulemanın bulunduğu bir yerden Hanefi ulemanın bulunduğu bir yere intikal etmiş olursunuz ki, bulunduğunuz yerde Hanefi ulemasından yararlanmak daha kolay olur. Siz de Hanefi gibi hareket edersiniz. Bunun hiçbir sakıncası olmaz. Ama manavdan meyve seçer gibi, ulemanın fetvalarından fetva seçmek pek makul değildir. Allah, rızası yolunda olmaya bizi muvaffak kılsın.
Güzel kardeşim benim, seni tebrik ederim. İçinden geçenleri kaleminle yazmışsın. Pek güzel etmişsin. Allah Teâlâ seni muradına erdirsin, cennetlerine giren kullarından etsin. Âlim kulları ile beraber haşretsin. Şimdi soruna gelelim: Ebu Hanife rahmetullahi aleyh, ilim, içtihat, müçtehit ve mesela ben! Ne kadar çetin bir bileşimi yansıtıyor bu kelimeler bakar mısın? Kelime olarak bile bir arada durması zor bunların, çok zor hem de. Müçtehitlik bir kitap koleksiyonu sahibi olmanın adı değildir. Her şeyden önce o bir nasip meselesidir. Allah Teâlâ dilediği kullarına lütfetmiş bunu. Bir de işin içine ihlas farkını koyduk mu bize yer kalmıyor güzel kardeşim benim. İhlas, ihlas ve ihlas. Kim ne için neyin peşinden koşuyor sorusunun cevabıdır ihlas. Allah’ı ve dinini hayatı hâline getirenlerle diploma ve koltuğu din gibi tutanların nesi birbirine benzer olabilir, değil mi? Umutsuz değiliz, onlar gibi olamazsak da onları sevip peşlerinden gittiğimiz melekler tarafından kaydediliyor ve onlarla buluşacağımızı umduğumuz yerde önümüze konacak bu imrenişimiz, umut doluyuz elhamdülillah. Temenni ederim senin bu sözlerin dua olsun. Melekler de o duaya âmin desin. Sana da dualar ederim güzel kardeşim benim.
cemaat konusundaki diğer fetvalar
Allah Teâlâ sizi muvaffak kılsın. Bir tarikata intisaplı iseniz orayı iyi değerlendirin. Bizim tarikat gibi bir çalışmamız yoktur. Sadece dinlediğiniz dersleri yapıyoruz, yapabileceğimiz de o kadardır. Dua ediniz.
Bu anlayışınızda aşırılık var. “Ayetleri okumuyorlar” sözünüz kıyamet günü bir iftira olarak sizi ezebilir, binlerce imamdan helallik almanız gerekebilir. Ben de bu ülkede yaşıyorum, “şu ayetler okunmayacak” uyarısını hiç duymadım. Evet, bazı konular belli bir üslupla cami içinde konuşulamaz ama ona varıncaya kadar bizi ve ahiretimizi ilgilendiren nice konular var, onlar konuşuluyor. Sizin tavrınız isabetli değil. Daha dengeli ve gerçekçi düşünmenizi tavsiye ederiz size. Evinizde uygulayabildiğiniz ayetleri sayın isterseniz... Bakalım ne sonuç elde edeceksiniz.
Bu meselede camiler veya namaza tahsis edilen yerler olarak durum şöyledir: İmama uymuş olmak için imam ile imama uyan arasında bir iletişim sıkıntısı olmamalıdır. İmamı arkasından görebilen, onu göreni gören, sesini net duyabilen, sesini aktaranı duyabilen açısından sıkıntı yok demektir. Bu kurala göre bakıldığında ses sitemi güzel olan bir bina içindeki namaza uyanlar imama uymuş sayılırlar. Bir üst veya alt katta olmak sorun oluşturmaz.
Hayır, hatalı olmaz. Özellikle imam olanın cemaati yormaması için böyle bir hatadan söz edilebilir ama tek başına kılan üçten fazla tesbih yapar, bir sakıncası olmaz aksine faziletli olur.
Hayır, bu durumun namazın kabul olmasına engeli yoktur. Allah Teâlâ mübarek etsin.
Bir kere bunun kasıtla veya önemsememekten dolayı yapılması gerekir ki namaz bozulsun. Ayrıca o tür uzatmalarda da belli bir oran var. Bu oran öyle hemen dikkat çekebilecek kadar küçük değildir. Bunu sorun etmenize gerek olmadığını zannediyoruz. Bu yüzden cemaati terk etmeyin.