Fetva Meclisi
Soru
Hocam anneden alınan rahmin kızına nakledildiği ve bu nakil sonucunda çocuğun doğduğu üzerine haberlerde rastladım. Bunun dinimizdeki yeri nedir?
Cevap
Benzer fetvalar
İnsanın üreme organlarının başka insana nakli caiz değildir. Rahim ise üreme organı kabul edilmemektedir. Âlimler farklı toplantılarda bu meseleyi tartışmışlardır. Fıkıh Konseyi’nin vardığı sonuç ise rahmin üreme organı sayılmadığı için naklinin caiz olacağı şeklindedir. İhtilaftan kurtulmak için böyle bir nakle yanaşmamak evla ve kalbe huzur veren tercihtir şüphesiz.
Selamünaleyküm. Rahim nakli, nesil güvencesini ilgilendirdiğinden bir böbrek nakli gibi görülmemektedir. Bilhassa canlıdan nakli caiz görülmüyor.
Selamünaleyküm. Nikâhlı erkek ve kadının dışında üçüncü bir insandan yapılan nakiller caiz değildir.
Cinsel organlar ve cinsel üreme sistemi üzerinde yapılan nakiller caiz olmayan işlerdir. Nikâhlı olmadığınız birinin sperminin kullanılması kesinlikle caiz olmaz. Bunu düşünmeniz bile hatadır. Bunun yerine muhakkak çocuğunuz olsun istiyorsanız bunun yöntemi helal bir evlilik yapmanızdır. Bunu kaldıramayacak bir konumda iseniz o zaman kaderinize razı olup imtihanınızı kazanmaya bakacaksınız. Allah yardımcınız olsun.
İnsandan organ nakline nasıl bakılıyorsa buna da öyle bakılır. Neticede insan organları da hücrelerden oluşuyor. Genel olarak organ nakli caiz bulunmuştur. Bunun caiz olması için tabii olarak belli şartların yerine gelmiş olması gerekir.
Yumurtalık/yumurta nakli böbrek nakli gibidir sözü tıbbi bir uygulama olarak doğru olabilir ama fıkıh olarak yumurtalık naklini caiz görmemiz mümkün değildir. Organ nakilleri arasında caiz olmayan bölümlerden biri de üremenin gerçekleştiği organların naklidir. Bunu kabul etmemelisiniz.
anne konusundaki diğer fetvalar
Allah Teâlâ yüreğine huzur indirsin kızım. Sen öncelikli olarak: - Eşin ve aileni düşün. - Annene elinden gelen desteği yap. Babanı da aç kaldı düzeye geldiğinde himayene almaya çalış. Bunu da elinden geldiği kadar yapacaksın. Babana karşı dilinle ve elinle bir kötülük ulaştırma. Sus ve sabret. Gerisini de Allah’a havale et. O istediği kadar ağzını açsın, ne derse desin. Sen rahat ol. Allah’a emanet olasın.
Doktor hanım, yazdıklarının hiçbirine itiraz edebileceğim bir nokta yoktur. Haklısın. Haklısın ama sana hakkını verebilecek birini bilemiyorum. Bu hayat böyle bir sürtüşmeler üzerine kuruludur. Bu sürtüşmeler esasen bizim imtihanlarımızdır. Kim kazanacak kim kaybedecek onu da ahirette öğreneceğiz. Sana tavsiyem şudur: Böyle bir ayrıntıya takılıp kalma. Dinini ve mesleğini en iyi şekilde ilerletmeye bak. Sabret ve kazan. Allah yardımcın olsun. İstanbul’da isen veya gelebilirsen de seni vakıfta görüşmeye beklerim.
Basiret ve feraset birbirine yakın iki kavram olarak Allah’ın kullarından bazılarına olayların, meselelerin iç yüzüne dair ince anlayış lütfettiği nimetin adıdır. Basiret sahibi insanların önsezileri doğruya daha yakın olur. Tahminleri, düşünceleri Allah’ın rızasına yaklaşmak içindir. Basiret ehli insanlar karanlıkta aydınlık gibi yürümeyi başarabilirler. Şüphesiz bunlar olduğu gibi Allah’ın ikramıdır. Bu bazen tamamen Allah’tan gelen bir nur olduğu gibi bazen de kişinin Allah’a daha iyi kul olmak için gösterdiği performansın dünyadaki karşılığı olarak sonradan elde edilir bir ödüldür. Siyasette, ticarette, ailede, eğitimde ferasetin önemi büyüktür. Bir ülkenin yönetimi için de dinin geleceğine yatırım yapmak için de feraset gerekir. İnsanlar ve kurumlar, geleceği tahmin etmede başarı gösterdiği kadar insanlığa hizmet edebilirler ve başarılı olabilirler. Aynı şekilde annelik/babalık ve hocalık da böyledir. Evlatlarının geleceğini, yirmi yıl sonraki gençliğin ve toplumun halini şimdiden görebilenler hem kendilerini hem de çocuklarını yetiştirebilirler. Böylece iman ehli bir nesil olarak kalabilme mücadelelerini yönetebilirler. Özetle, basiret ya da feraset gözün ötesinde kalple görebilme yetisidir. Kalbin doğruyu hissetmesi de denebilir. Böylesine kıymetli bir nimeti Allah, kullarından takva sahibi olma derdinde olanlara verir. Zaten karanlık sokaklarda etrafı aydınlatmak isteyenler, Allah’ın dost kulu olmak isteyenler olacaktır. Gözleri olduğu halde görmek istemeyenler için yapılacak bir şey de yoktur. Basiret ve feraset, Allah’tan gelen bir ikram olduğuna göre Rabbimiz buna hak eden kullarına verecektir. Rabbimizin feraset/basiret bahşettiği kullardan olabilmek için; 1. Güçlü bir imana sahip olmak gerekir. Bu da Allah’tan başkasının ölçü olmadığı bir disiplinde olur. Hayatımızdan İslam dışındaki anlayışları, uydurulmuş inançları çıkardığımız kadar sadece Allah’a kul olabiliriz. 2. Günah işlememek, işlenirse tevbe ile ondan kurtulmak ferasetin ikinci adımıdır. Allah’ın haramlarından uzak bir yaşam tarzı benimseyebilirse insan, Allah da onunla beraber olur ve ona öteleri gösteren gözler nasip eder. Başta kalp olmak üzere organların Allah’a itaat ettiği bir beden sahibi olmak zorundayız. Emrettiği ibadetlerini hakkıyla yerine getirmek ve Rabbimizin emanet verdiği azaları onun istediği şekilde kullanmak basirete kapı aralar. Özellikle gözün kullanımı feraseti direkt etkiler. İlim elde ettikçe, Kur’an ve sünnetle tanıştıkça insanın olaylara bakışı da gelişir. Olayları mümince değerlendirmek, yaşananları anlamlandırabilmek ayetlerin ve hadislerin ışığında çok daha kolay hale gelmektedir. Peygamberlerin yaşadıkları, Allah’ın yeryüzü kanunları, ahiret inancı gibi başlıklar insanı akıl sahibi olmasında ciddi manada etkiler. Allah kendi dini için fedakârlıklar yapan kullarını o uğurda sabit kılar. Bu sebeple herkes kendi kapasitesine göre dinimize hizmeti kadar Allah’tan yardım görür. Bu yardımların bir boyutu da Allah’ın kuluna feraset vermesidir. Dua etmek her işte olduğu gibi basiret arzusunda da geçerlidir. Anneliğe hazırlanan bir hanım için esasında yukarıda sayılan maddeler basiretle birlikte teslimiyete de katkı sağlayacak noktalara işaret etmektedir. Özellikle anne adayı için değerlendirecek olursak mesele şudur: İnsan, iman yüklü kalbiyle doldurduğu zihninin ürünüdür. Nasıl düşünüyorsa hayatı da ona göre yönlenir. Düşünceyi oluşturan da imandır. Allah ile bağı kuvvetli olan bir anne teslimdir. Tam bir Müslümandır. Allah ile beraber, Allah için yaşar. Bunun sonucunda şöyle düşünür: Karnımdaki bebek, ben ve benim dışımdaki milyarlarca insan Allah’a aitiz. Ben Allah’ın yaratacağı bir insanın yaratılması için Allah’ın kullandığı bir kulum. Varlığım ve yokluğum Allah’ın izniyledir. Yaşatan ve öldüren O’dur. Doğumum Allah dilerse çok kolay olur. Beni yaratan benim doğumumu da düşünür. İnsanların ne dediği ve beklediği beni ilgilendirmez. Allah beni bu çocuk ile sınayacak. Allah dilerse çocuk bensiz de büyür, yetişir ve eğitilir. Ben sadece anne olarak Rabbimin bana yüklediği sorumluluğumu yerine getiririm. Sonra Musa aleyhisselamın annesi gibi Nil’e salsam da o çocuk bana geri gelir. Firavun’un sarayına girse de Allah onu yetiştirir. İnsanlık onun için seferber olabilir. Yıllar sonra Allah’ın en güzel kullarından biri olarak insanlığın hidayetine sebep olabilir. Tam tersi de mümkündür. Nuh’un oğlu gibi helak da olabilir. (Allah korusun) Ben anneliğimi/babalığımı yapayım sonuçlar Allah’ın elindedir. Eşim bana destek olmasa da ben çocuğuma annelik yapabilirim. Çünkü benim yardımcım Allah’tır. Meryem gibi ben de eşsiz kabul ederim kendimi, bu kadar basit! Bu düşünceler, insanı dünyada rahat ettirir. Bedenler yıpranır, zorluklar bitmez ama kalp huzurlu olur. Teslimiyet böyle fikirlerde sabit kalmanın eseridir. Siz de çevrenizi yukarıdaki gibi düşünen insanlardan oluşturmaya gayret edin ve çokça Allah’a dua edin. Rabbim anneliğinizi, muhtemel evlatlarınızı bereketli etsin. Ümmetin yüz akı olmayı nesillerinizle birlikte sizlere lütfetsin. Âmin! Allah’a emanet olun.
Bu konuda bizim kanaatimiz olumsuzdur ama uygun bulan hoca efendiler de vardır. Onların kanaatine göre hareket edebilirsiniz.
Ücretini başkasına vermeniz sizi yalan iş yapıyor olmaktan kurtarmaz. Sahte rapor bir hiledir. Müslüman hile yapmaz.
Kızım, Allah yardımcın olsun. Sana kısa ve öz nasihatlerim olacak: Anne babana yaptığın hizmeti, namaz gibi bir ibadet olarak gör. Onlardan bir karşılık bekleme, Allah’tan bekle. Asla onların arasındaki tartışmaya taraf olma. Senin kalbinde haklısın belli olsa da sen bunu dillendirme. Sen onlar tartışırken sağır ol, kör ol. Özelde iken kiminle isen ona alaka göster, onu özel sevdiğini hissettir ama öbürüne laf taşıyabileceği açıklar verme. Öyle veya böyle bir gözün görmesin, bir kulağın duymasın. Bir şey olmuyormuş gibi davranmaya alış. Kaldıramayacağın yükün altına girmiş gibi olmamalısın. Senin özel hayatın, muhtemel sıkıntılarınla anne babandan kaynaklanan sıkıntıları karşılaştırma. Şöyle anla bunu: Başın ağrıyorken miden de acıktı ise yemek ve ağrı önünde birleşik olarak durmasın; sorunu çözmekten ürker ve ezilirsin. Sorunlara tek tek temas et. Bu zor bir şey değildir. Planlarsan yaparsın biiznillah. Ara sıra tek başına kalmayı, balkonda çay içmeyi, bir arkadaşınla telefonla da olsa görüşmeyi ihmal etme. Ciğerlerin ve beynin ara sıra temiz hava alsın. Özel dua vakitleri ayarla. Haftanın belli bir gününde aksatmadan ama aynı saatte özel odanda bir saatlik dua vakti ayarla: Özel abdest al. İki rekât namaz kıl. Bir sayfa Kur'an oku. Güzel bir tevbe/istiğfar yap. Belli bir sayıda salavat getir. Belli bir sayıda zikir yap. Sonra da özel dua yap. Bu duaya geçmişin, geleceğin, hayallerin, sıkıntıların, evlilik arzun… Neyin varsa kat. Aynı andaki dua vaktinde sözlerini tekrar tekrar söyle, tekrardan kaçınma. Bu dua vaktin ilk anda bir saati bulmayabilir, beceremeyebilirsin. Zamanla bir saat bile sana az gelecektir. Senin gibi anne baba sorunu yaşayan arkadaşların varsa onlardan bir süre uzak dur. Yaranı yarası ile birleştireceklerden uzak durmak gibi bir şey olacaktır. Anne babanın gözüne çarpmayacak şekilde özel bir not defterine dengeli notlar yaz. Abartmadan ezmeden yazmaya çalış. Mesela: “Bugün annem delirtti beni” diye bir not tutma. “Bugün annem epeyi gergindi” şeklinde not al. Böylece kendini olayların peşinden gitme düzeyinden olaylara şekil verme düzeyine kaldırmış olursun. Ailenden evde kardeşlerin varsa onlar yoksa diğer aileden sayılacak yakınlarınızdan hiç kimseye bu konularda güvenme, onların sana destek vermesini bekleme. Uzun yıllar tek başına bu sorunla mücadele etmeye hazır ol. İnşaallah huzurun yakın olur ama sen uzuna ve ağırına aday ol, daha rahat edersin. Evliliğini kafana takıyor olabilirsin. Bunda normalde haklısın da. Ama ben sana çok özel bir soru soracağım: Evlenen genç kızlar mı mutlu evlenemeyip evinde bekleyenler mi? Elbette bu sorunun cevabını sen tek başına veremezsin ama ben sana yardım edeyim: Neredeyse biri diğerinden daha kazançlı olmayan bir zamandayız. Dertlenme, yarın evlenmeye de on sene beklemeye de hazır ol. Kader seni senden iyi planlıyordur. Allah’a emanet ederim seni kızım, senin için dualar ederim, senden de dua beklerim.