Fetva Meclisi
Soru
Hocam babam sürekli alışkanlık olarak dine sövüyor. Bunun dinden çıkaran bir şey olduğunu öğrendim. O da bildiğini söylüyor ama “Dini senden mi öğreneceğim, dinden çıkıyorsam ben çıkıyorum sana ne.” diyor. Bu durumda ise nikâhın bozulduğunu biliyorum. Benim sorum şu, eğer dine geri dönerse annemle yeniden nikâh kıyması gerekir mi? Bu gibi durumlarda ne yapılması gerekir?
Cevap
Benzer fetvalar
Cinnet geçirme durumunda olmadıkça SİNİRLİ ifadesinin içi dolmaz. Herkes belli oranda gergin olur. Her gerilen dine söverse bunun neticesi ne olur, Allah muhafaza buyursun. Dine söven her kim ise istiğfar etmeli, samimi bir şekilde tevbe etmeli ve onu o duruma getiren ortam ve sebeplerden uzak durmalıdır. Dine sövmenin dinden çıkarmayacağını söyleyemeyiz elbette. Dinden çıkan için gerekli hüküm ne ise o da onu yapmalıdır.
Burada iki durum var. Birincisi, sen eğer gerçekten nikâh yaptı isen o ne derse onu yapmak zorundasın. Nikâhınız uyduruk bir nikâh ise zaten nikâhlı sayılmayacaksınız. Ailenin yanında kalman bir mani sayılmaz. Annen senin onunla bir arada olmana izin vermiyorsa izin verdikleri nikâhın anlamını bilmiyorlardır. İkincisi, fiilen bir araya gelmenize mani bir ortam varken onun böyle bir istekte bulunması bir çocukluktur. Senin de onun da çocukluk yapmamanız gerekir. Sabredin, sabretmeyene bereket gelmez, işi de hayırlı olmaz.
Allah Teâlâ aklımızı ve dinimizi korusun. Ne büyük bir musibet bu. Bir insana veya insanlara kızıp intikamını dininden alır mı bir insan! Maazallah büyük bir cahillik, çok büyük! “Ben Müslüman değilim” şeklindeki bir söz, başka türlü yorumlanamayacak kadar açık bir dinden çıkma sözüdür. Ama sonra tevbe etmek veya hemen ardından namaza durmak gibi dönüş söz konusu değilse sözün sahibi dinden çıkmıştır. Dinden çıkanın karısı eşinden ayrılmış olur yani nikâhları düşer. Eğer karı koca olmadan önce böyle bir şey oldu ise yani nikâhları var ama karı koca olmamışlar ise ayrılık tamamen gerçekleşmiş olur. Erkek tekrar Müslüman olursa yeni bir nikâhla bir araya gelebilirler. Karı koca olduktan sonra dinden çıkma söz konusu ise kadın iddet beklemeye başlar. İddet üç aybaşı dönemi demektir. Üçüncü aybaşı bittiğinde kocası dine dönmedi ise nikâh tamamen bitmiş demektir. İddet içinde iken İslam’a geri dönse yani tevbe etse nikâhları devam ediyor olacaktı. İddetten sonra ise ancak tekrar Müslüman olmak şartı ile yeni bir nikâh ile bir araya gelebilirler.
Bu tür meselelerde ileride kalbe fitne girmemesi için resmi bir makam olan müftülüğe bizzat müracaat edilmesini muhakkak tavsiye ediyoruz biz. Acilen bilinmesi gereken ise normal şartlarda bu nikâhta sıkıntı olduğudur. Yine de durum bizzat müftülükle çözülmelidir. Siz bunu tavsiye edin.
Sizi boşamış bir Müslüman ile tekrar evlenebilmeniz için şart olan, bir başka erkekle nikâhlanıp cinsel ilişki yapmış olmanızdır. Eğer ikinci kişi de sizi boşarsa onun boşamasından üç ay sonra birinci eşinize yeni bir nikâhla dönebilirsiniz. Bunun dinen bir sakıncası yoktur. Yalnız ne kadar doğru bir iş yapmış olacağınızı siz belirleyeceksiniz.
İnançsızlık ya da dini değerlere hakaret etmek amacıyla değil de sırf ağız alışkanlığıyla, dinden çıkmayı gerektiren sözlerin söylenmesi büyük günah olmakla birlikte tercih edilen görüşe göre bilgisizce söylenen bu sözlerle dinden çıkılmayacağı için nikâh da bozulmaz. Çünkü burada maksat dinî değerlere hakaret etmek veya bu değerleri hafife almak değildir. Şu kadar var ki bu tür söz ve davranışlarda bulunan kişinin tövbe ve istiğfarda bulunması ve tekrar böyle bir hataya düşmemeye gayret etmesi gerekir. Dinin kesin esaslarından birisinin bilerek inkâr edilmesi veya hafife ya da alaya alınması ise kişinin dinden çıkmasına sebep olur. Mesela Allah'a, Peygambere ve dinen mukaddes olan değerlere küfreden, namazı ve orucu inkâr eden kişi İslâm dininden çıkmış olur. Hanefî mezhebine göre, eşlerden birinin dinden çıkmasıyla, evlilik kendiliğinden sona erer. Tövbe ederek İslâm'a dönse bile yeni bir nikâh akdi olmaksızın evlilik hayatını devam ettiremez. Şâfiî mezhebine göre, dinden çıkan kimse tövbe eder de iddet müddeti içinde İslâm'a dönerse yeni bir nikâh akdine gerek kalmaksızın evlilik hayatını devam ettirebilir. (Şâfiî, el-Ümm, 1/297; Şeyhîzâde, Mecme'u'-l enhur, 1/546)
baba konusundaki diğer fetvalar
Allah Teâlâ babanıza da ağabeyinize de rahmet etsin. Size de sabırlar versin. Âmin. Ölenin arkasından bıraktığı mal varsa o miras olarak miras alacaklara dağıtılır. Buna göre şöyle yapılmalı: Önce ölen ağabeyinizin bıraktığı mal vardı ise o mal eşi, çocukları, baba ve annesine verilmeli idi. Bunun da ne kadar olacağını size yakın bir müftülükten öğrenebilirsiniz. Babanız vefat ettikten sonra ise babanızın bıraktığı mal anneniz ve çocukları arasında dağıtılır. Yengeniz ve yetimlere vasiyet bırakabilir. O vasiyet bıraktığı malın üçte birini aşmamalıdır. O üçte biri yengeniz ve yetimlere verin. Bunun dışında babanızın söz hakkı olmaz. Anneniz bu üçte biri salmalı gerisini de kendisi ve çocukları arasında bölüştürmelidir. Kime ne kadar verileceğini de en yakın müftülükten öğrenebilirsiniz. Günahların keffareti için dağıtma ise ne buğday ne de başka bir şey olarak zorunlu değil, bu miras kadar da gerekli değil.
Biz, zalim olmayacağız. Kimsenin üzerimizde hakkı olmasın diye gayret edeceğiz. İyi olmaya iyilik etmeye çalışacağız. Hata edersek özür dileyip helallik alacağız. Özellikle de ebeveynimiz ve sılayırahim bağımızın bulundukları için daha da dikkatli olacağız. Gerisini de Allah’ın rahmetine salacağız.
Faiz lanet selidir. Allah Teâlâ hepimizi muhafaza buyursun. Oğlunun babasının faiz borcunu ödemesine gelince: Asıl olan sadece borcun aslını ödemektir. Fakat babanızın borcu yüzünden hapse girmesi, evinin haczedilmesi gibi bir sıkıntısı olacaksa siz babanızı kurtarmak için o borcu ödeyebilirsiniz. İnşaallah vebale girmezsiniz.
Bir insan yaşarken velev ağır hasta bile olsa onun mirası diye bir şey yoktur. Kimse o ölecek diye mirasını paylaşamaz. Bu bir hak değildir. Aksine fuzuli bir iştir. Kız kardeşinizin yaptığı bir borç isteme olabilirdi. Nitekim de borçtur. Şu anda erkek kardeşlerinden borç almış durumdadır. Kardeşleri onu da mirasa katacaklar, o da onlardan aldığı parayı iade edecek veya payından düşecekler.
Haram bir mal onu yiyene direkt haramdır ama ikinci kişiler için o derece bir haram değildir. Siz, babanızın evi geçindirdiği ile yaşamak durumundasınız, ona direkt haram olan şey sizin için haram olmayabilir. Evet, ona hiç tenezzül etmeseniz evla olanı yapmış olursunuz ama buna imkân bulamayabilirsiniz. Babanız keşke geçmişine tevbe ederek ahirete gitmeden haram yükünden kurtulsa, ne iyi ederdi.
İzinsiz aldığın ne kadar idiyse onu mal sahiplerine onlar olmadığına göre varislerine ulaştırman gerekir. Ne kadar olabilirdi diye güzel bir hesap yap. Şirketteki payları kadar da onu varislere ver. Verirken de “bu benim kaçırdığım para idi” demen gerekmez. Bir yolla ulaştırman yeterlidir. Varislerinden kimseyi bulamıyorsan o kadar parayı sadaka olarak vermen yeterli olur. Tabii ki tevbe etmeyi unutmayacaksın.