Fetva Meclisi
Soru
“Başınıza gelen herhangi bir musibet kendi ellerinizle işledikleriniz yüzündendir.” (Şûrâ sûresi, 42/30) Abim evlendikten birkaç ay sonra anlam veremediğimiz bir şekilde bizden nefret etmeye başladı. Annem, abim nedeniyle çok üzülüyor ve ‘ne yaptım da Allah bana böyle ceza verdi’ diyor. Ben de, ‘başımıza gelen her şer ceza değildir, bizim sınavımız da olabilir’ derdim ama yukarıdaki ayet kafamı karıştırdı. Yanlış mı düşünüyorum hocam?
Cevap
Benzer fetvalar
Kulun başına gelen olumsuzlukları değerlendirirken “her olumsuzluk” diye sınırlandırılmış bir ifade yanlıştır. Evet, elimizin/dilimizin/gözümüzün yaptıkları, kalbimizin kaypaklıkları netice olarak Allah’tan musibet gelme nedeni olabilir. Bunu gösteren, işaret eden ayet ve hadis de vardır. Ama buna dayanarak her musibetin bir hata üzerine ceza olarak indiği söylenemez. Ve başa gelen musibetler sanki gerekli cezası da gelmiş ve iş bitmiş gibi bir anlayışa da sebep olamaz. Peygamberler başta olmak üzere küçük bebekler ve salih insan olarak bildiklerimizden büyük musibetler yaşayanlar vardır. Onları nereye koyacağız? Bu tür meselelerde tek bir seçenek üzerinde düşünmek gayba ait bilgileri zorlamak olabilir. “Biz hata etmiş ve sebep olmuş olmayalım da…” şeklinde özetlenebilecek bir idrakle bakılmalıdır meseleye. Rabbim musibetlerden muhafaza buyursun. Gaflette olmaktan da bizleri korusun. Âmîn.
Öncelikle bu durumunuz ne zamandan beri var, sizce ne oldu da bu düşünceler oluştu, bu ve benzeri soruları sorarak bu hislerin bir geçmişini inceleyiniz. Bazen çok basit cevapları olabilir. Örneğin hayatımıza birçok şeyi iyi yapmaya çalışan bir arkadaş girmiştir ve biz kendimizi fark etmeden bu düşüncelerde bulabiliriz. Elbette bu sizin hayatı yorumlayışınızdan ve geçmiş yaşantılarınızdan bağımsız değil. Bir diğer konu, birçok şeyi eksiksiz ve tam yapmaya çalışan biri misinizdir? Bazen mükemmeliyetçilik bizi yaptığımız işleri yetersiz, tam olmuyormuş gibi gösterir. Yarım yamalak yapıyorum zaten dediğimiz işlerden de çoğu zaman keyif aldırtmaz. Oysaki yapabildiğimiz kadarını takdir etmek, sevinebilmek ve daha iyisi için de niyet ve gayret etmek uzun vadede sizi istediğiniz hayata yaklaştırabilir. Tam burada sizi büyüten ebeveynleriniz sizi büyütürken yaklaşımlarını dikkatlice hatırlayıp varsa bununla ilgili okumalar yapabilirsiniz. Yeterince iyi olursam sevilirim ya da kabul görürüm inancı ileriki zamanlarda yeterince iyi olursam Allah beni sever, dinim tam olur, ibadetlerim kabul görür gibi düşüncelere evrilebilir. Sadece dini anlamda değil hayatının diğer alanlarında da bu duygular geliyorsa örneğin ödev hazırlarken de aynı şeyler yaşıyorsanız ya da başka durumlarda, uzman desteği alabilirsiniz. Kendimize yönelik benlik anlayışımız bizi ya ilerletir ya da geriletebilir. Örneğin çok başarılıyım zaten yemek konusunda yeterliyim dediğimizde kendimizi hiç geliştiremeyiz zaten yeterli görürüz. Olumsuz benlik anlayışımız varsa, yemek konusunda zaten yapamıyorum deriz ve başarısız oluruz. İki türlü de davranış alanımızı daraltmış oluruz. Bu nedenle içinde bulunduğunuz an ile temas etmeniz önemli. Şu an ben buradayım, ne yapıyorum, iç dünyamda ne olup bitiyor fark ederek ve bu deneyimlere açık olarak yol alabilirsiniz. Rabbimiz her daim onun razı olacağı işlerde bulunmayı nasip etsin inşaallah.
• Çevreniz sizi etkiliyordur. Bu çevre, arkadaşlarınız da olabilir izlediğiniz medya, sosyal medya da olabilir. • Din olarak geleneği anlamış olabilirsiniz. Kur'an’ımızın ve Ashab-ı Kiramın örneği olduğu dini alsanız ufkunuz daha geniş olurdu. • Dinin hayat boyu yaşanacağını, bir okul gibi birkaç yıl sonra diploması alınan bir nesne olmayacağını bilememişsinizdir. • Sabretmeyi bilmiyorsunuzdur. • Sizi eğiten yönlendiren hocalar dar görüşlüdür. • Geçmişe ve olaylara takılıp kalıyorsunuzdur. • Mübahlarda aşırıya gidiyorsunuzdur. • Allah’tan başkasını/başka güçleri korku konusunda abartıyorsunuzdur. • Yaşam tarzınızda dengesizlikler, sağlık sorunları vardır. • Kalp amelleri, kalp dünyası konusunda zayıfsınızdır. • Sünneti ihmal ediyorsunuzdur. • Gereksiz hamaset, yersiz beklenti içindesinizdir. • Ve günahlarınızdan tevbe istiğfar etmiyorsunuzdur. Bunlar veya bunlardan birkaçı neden olabilir. Neden olanı tespit edip düzeltmeye çalışınız.
Bazen insanlar kendi içindeki yaralarını, ilgisizliğini ve sevgisizliğini eşine yükler. Eşiniz de sevgisini göstermeyi bilmiyor, hatasını kabul etmiyor ve sizi hep haksız çıkarıyorsa, burada karşılıklı anlayış değil, tek taraflı fedakârlık var demektir. Eşinizin davranışları sizinle ilgili değil, onun kendi eksiklikleriyle ilgilidir. Çocuklar için en iyi ortam, anne ve babanın sevgi ve huzur içinde olduğu ortamdır. Eğer bir evde devamlı gerginlik, ilgisizlik, tartışma ve sevgisizlik varsa, çocuklar yaşananları hisseder ve bu onların karakter gelişiminde derin izler bırakır. Eşinizin ilgisizliği, çocuklarınıza da yansıyorsa, bu onların duygusal gelişimi için risklidir. Şiddet, hakaret ve sevgisiz bir ortamda büyüyen çocuklar, ileride ya özgüvensiz ya da baskıcı bireyler olabilir. Bu yüzden "Çocuklarım için katlanmalıyım." düşüncesi, bazen çocuklara daha çok zarar verebilir. Çocuklar mutlu bir anne görmek ister. Sevgisiz, ilgisiz bir evde büyümek yerine, huzurlu bir ortamda büyümek daha sağlıklı olabilir. Şu an iki temel sorununuz var: -Eşinizin ilgisizliği ve baskın tavrı. -Manevi ve psikolojik olarak yorgun düşmeniz. Eğer eşinizle iletişim kurulabiliyorsa önce onunla konuşmaya çalışın, duygularınızı net bir şekilde anlatın. “Sana iyi bir eş olmak istiyorum ama artık çok yoruldum. Senin de mutlu olmadığını hissediyorum. Gel, beraber bir çözüm bulalım.” gibi suçlamadan, duygularınızı merkeze alan bir konuşma yapabilirsiniz. Eğer iletişim mümkün değilse bir aile terapisti veya bir hoca/arabulucu ile görüşmeyi teklif edebilirsiniz. Siz değişmek için çaba sarf ederken, eşiniz aynı şekilde devam ederse, bu evliliğin sizi tükettiğini açıkça fark edebilirsiniz. Rabbim size en hayırlı yolu göstersin, kalbinize ferahlık versin.
Şunu dinden bir parça gibi bilmek zorundayız: Anne babalara karşı alttan almamız, onları incitmeden yaşamaya çalışmamız Allah’ın en büyük emirlerinden biridir. Bunun aksi de en büyük günahlardandır. Bunun tartışılabilecek bir boyutu da yoktur. Bu temel kuraldan sonra şunu söyleyebiliriz: Anne ve baba, Allah’a karşı asi olma niteliği olan bir şey isterse ona itaat etmemiz gerekmez. Mesela Cuma namazına gitmemeyi emrederse itaat etmeyiz. Çünkü Cuma namazı kati bir emirdir, kılınmaması Allah’a isyandır. Onların böyle bir emrine itaat etmeyiz ama bu itaat etmeyişimizi kabalıkla değil nezaketle iletiriz onlara. Bu itaat etmemeyi de onlarla mevcut diğer ilişkilerimize de sıçratmayız. Bir de, insan olarak kaldırılamayacak nitelikteki taleplerine de cevap vermek zorunda değiliz. Hatta örf olarak uygun olmayan taleplerini de yerine getirmemiz gerekmez. Saliha veya uygun bir eşi, sırf onların mesela göz zevkine uygun değil diye boşamayı emretmelerine itaat etmemiz gerekmez. Çocuklarımızı mü'min ve saygın kimseler olarak yetiştirmemize mani olmalarına da müsamaha edemeyiz. Bütün bunlarda yine nezaket ve alttan alma temel karakterimiz olacaktır. Babanızın sizi kendi iş yerinde görmek istemesine gelince, durum şöyledir: Bir kere babanızın da hatırını sayacağı akrabalarınız veya yakınlarınızla bu durumu sorunsuz çözmeye çalışmanız gerekir. Fevri bir karar vermeyin asla. Elbette, ahiretimi alayım da dünya ne olursa olsun tarzında bir anlayışla babanızın yanında kalırsanız net kazanan olursunuz. Ama bunu yapmak zorunda değilsiniz. Eğer babanızın iş yerinde mesela kadınlar da çalıştığı için sizin harama bulaşma riskiniz varsa nezaketle rica edip ayrılabilirsin onun yanından. Öyle bir durum yoksa ve beraberliğiniz sizin ailenizi idare etmenizi ekonomik ve sosyal olarak sıkıntıya sokuyorsa babanızdan müstakil bir iş kurabilirsiniz. Yalnız bunu yaparken “yasal hakkını kullanan bir vatandaş” kabalığı ile yapmayasınız sakın. En nazik ve en ricacı kimliğinizle yapın bunu. Bu tavrınız sizin, babanızdan kopuşunuz gibi olmasın. Zorunluluk sizi buna mecbur etsin, diğer işlerde ise kapısında ve ayağının dibinde olun.
İnsan zaman zaman yorulabiliyor. Böyle bir dönem geçiriyor olabilirsiniz. İzin kullanın, kendinizi toparlamaya çalışın; gerekirse kendinizi nadasa alın. Tamamıyla bırakmayı düşünmeyin. Mesleğiniz mübarek... Yalnız dinimizi yaşayamıyorsanız hiçbir mesleğin kutsallığı yoktur. Dini yaşantımızın önüne geçemez.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Ne mutlu size kardeşim, bu bir nimettir kıymetini bilin. Hata etmek kul olmamızın sonucudur. Hata ederiz, hatamız kıyameti koparmaz ama hiçbir şey olmamış gibi devam etmek pek ağır olur. Hata ettikten sonra yıllarca kendini ezen, Allah'tan utanan, mağfiret kapısından umudunu kesmeyen ve bu tavrını amelleri ile ispat eden ne mutlu bir kuldur, ne mutlu! Bu hâlinizi koruyun. Tevbe ettiniz, tevbenizi suyunuz havanız gibi bilin. O tevbeyi can simidi olarak yanı başınızda tutun. Sonra da Allah'a ve rahmetine beslediğiniz umudunuz canlı kalsın. O zaman korkmayın. Bilin ki, umudumuz olan rahmet o rahmetin rüyaları ile uyuyun, onu güneş gibi görüp ışığında yürümeye çalışanların olacaktır. Size dualar ederim, ben de sizden dua beklerim. Geçmişiniz sizi kavursun dursun ama Rabbimizin rahmetinin sizi serinleteceğini hiç unutmayın. Yeter ki koruyun o heyecanı. Kandil gecesi simit yediği için cennetlik olduğunu zannedenlerden olmadıkça korkmayın.
Sözünü ettiğiniz durum bir hastalıktır. Hastalık olarak Allah'tan gelmiş bir imtihan olarak görülmelidir. Tedavisi mümkün ise tedavi edilmesi konusunda da bir tereddüt yoktur. Cerrahi müdahalede ise özel fetva gerekebilir. Kökten bir değişiklik düzeyinde müdahale dinen sıkıntılıdır. Onlarla alakalı pek çok fıkıh hükmü vardır. Eğer bu sıkıntının sahipleri merak ederlerse kendi dertleri ile alakalı fıkhı öğrenirler. Dışarıdan onlarla ilgili bir müdahale gerekli değildir diye düşünürüz.
Farz namazlarda böyle bir şey olmaz. Bildiğiniz en kısa ayetleri okursunuz.
Bu mantıkla devam ederseniz evliliğinizi ateş çemberine almış olursunuz. İki yönden mücadele edeceksiniz. Birincisi, eşinizi eğitecek bir arkadaş çevresi oluşturacaksınız. Ona nasihatler etmeye devam edeceksiniz. İbadetlerini yerine getirmesini, böylece de Allah korkusunu içine yerleştirmesini sağlamaya çalışacaksınız. İkincisi de siz, bir gözünüzü ve bir kulağınızı kullanmayacaksınız. Bunun daha ötesini ararsanız kendi ateşinize yakıt ilave edersiniz.
Fotokopide caiz olmayan şeyler de çekilebiliyor diye sizin öyle bir işe girmeniz yasak olmaz. Siz helal olanları yaptıktan sonra ne sakıncası olacak? Yasal olarak suç işlemiş sayılacağınız bir telif hakkı ihlali yapmazsınız, o mesleği de icra etmenizde sakınca olmaz.
Bir kart KREDİ için kullanılıyorsa KREDİ faiz demektir. Onu kimin verdiği önemli değildir. Kredi mantığıyla kullanılmıyorsa sakıncası yoktur.