Fetva Meclisi
Soru
Kur'an’da kadınlarla alakalı âyetlere itiraz eden ama namaz da kılan biri için dinden çıktı diyebilir miyiz?
Cevap
Benzer fetvalar
Bu tür senaryolarla vakit geçirmeyelim. Daha yoğun ve daha acil pratik meselelerimiz vardır. Ancak insanların, cehaletten kaynaklanan idraklerini değiştirmenin zaman alacağını bilmeliyiz. Mümkün olduğu kadar tevil edilebilecek sözleri tevil edelim. Çünkü mesela bu kişinin durumunda namaz, imanı; kullandığı sözler de küfrü temsil ediyor. Ama bilememe durumunu yok sayamayız. Tatlı sözlerle, uzun bir zamanda da olsa ikna olmasını bekleyeceğiz. Allah yardımcımız ola.
Dini hükümlerimizin iki boyutta ele alınması mümkündür: Birincisi, herkesçe bilinebilecek gayet açık hükümler, Allah'ın birliği, melekler, Kur'an ve benzeri konular herkesin bilebileceği ya da İslam'ın yaygın olduğu bir ortamda herkesin bilmesi doğal olan bilgilerdir. İkincisi ise, belli bir okumuşluğu ve tecrübeyi gerektiren bilgiler vardır. Derin fıkhî konular, Kur'an kıraatine ait derin ilimler, hadis bilgisi gibi konular da bu bölüme dahildir. Müslüman'ın birinci bölüme ait bilgileri bilmemesi mazeret olamaz; o tür konulardaki sözleri fasıklığı, küfre düşmeyi doğurabilir. İkinci bölüme ait konularda ise kasıt aranır. Kasıt ve laubalilik olmadıkça inşaallah küfre düşülmez. Söz ve eylemlerimizde niyetlerimiz çok önemlidir. Mesela: Mushafın yere atılması ile yere düşürülmesi aynı şeyler değildir. Netice olarak Müslüman, Allah'a, Resulü'ne, kitabına ait şeyleri konuşurken gayet dikkatli olmalıdır. Dinimize ait şeyler şaka konusu yapılmamalıdır. İki evlilik gibi konular ağızlarda sakız yapılacak şeyler görülmemelidir. Belki ilk sözümüz bizi dinden çıkarmaz ama ağız bir kere gevşedikten sonra ondan ne çıkacağı da belli olmaz. Tedbirli ve edepli olmalıyız. Allah'a emanet olunuz.
Kendi ifadesine göre, bu şüphelerden kurtulmak istiyor ancak kolay olmadığını düşünüyor. Bu, inkâr etmekten çok bir arayış içinde olduğuna işaret edebilir. Eğer gerçekten samimi bir şekilde tekrar imanını güçlendirmek istiyorsa doğru kaynaklardan destek alarak bu süreci yönetebilir. Ancak bu süreç yıllar sürebilir ve kesin bir sonuç garantisi yoktur. Bir insan imanında şüpheye düşmüşse ve bu şüphelerden kurtulup kurtulamayacağı belli değilse büyük bir imtihan olacağında şüphen olmasın. Onun imanla ilgili bu durumunu düzeltebileceğini düşünüyor olabilirsin. Fakat insan ancak kendi çabasıyla değişir. Sen onun için ne kadar dua etsen, yanında olsan da eğer o kendi içinde kesin bir karar almazsa düzelmeyebilir. Dahası, zamanla onun şüpheleri seni de etkileyebilir, inancını ve manevi huzurunu sarsabilir. Şu soruları kendine sor: "Ya bu düşüncelerinden vazgeçmezse?", "Ya ileride çocuklarımız olduğunda onları nasıl yetiştireceğim?", "Onunla geçirdiğim yıllar boyunca ben de yıpranır mıyım?" İslam'da evlilik için eşlerin iman ve ibadet yönünden uyumlu olması önemli bir şarttır. Eğer bir kişi İslam'ı bütünüyle reddediyorsa bu imanla ilgili ciddi bir sorun oluşturur. Ancak şu anki durumunda şüphe içinde olduğu ve kurtulmak istediği için tamamen inkâr ettiğini söylemek zor. Fakat bu şüpheler ilerler ve dinden çıkarsa nikâh geçerli olmaz. Evlilik sadece ahlak, merhamet ve iyi insan olmakla değil, aynı zamanda ortak bir iman ve hayat görüşüyle yürüyen bir yoldur. Eğer bu kişinin imanını gerçekten güçlendirme iradesi varsa ve bunu göstermeye başlarsa belki bir fırsatı olabilir. Ama eğer şüpheleri devam ederse ileride çok daha büyük zorluklarla karşılaşabilirsin. Allah en hayırlısını nasip etsin.
Bir insanı Müslüman yapan inanç bütünü ne ise onu reddetmedikçe kimse dinden çıkmaz. Bütünü veya bir parçasını reddederek o bütünü bozan biri için dinden çıktı denir. Sizinki aşırı hassasiyetten kaynaklanıyor. Siz ince düşünen birisiniz anlaşılan. Şeytan da sizin bu yapınızı oyuna çeviriyor. İlgilenmeyin, zihninizden geçenleri gelip geçen rüzgâr gibi görün. En kötü bildiğin şey bile sadece içinizden geçti diye size zarar vermez. Yeter ki onu konuşmayın, yazmayın. Bunu böyle bilin.
Böyle bir itirazı yanlış yorumlayarak, bilmeden söylediği şeklinde yorumlamak gerekir. Eğer böyle yorumlamazsak ve böyle değilse durum, Kur'an'ın açık bir ayetini inkâr etmek dinden çıkmaktır. Dinden çıkanla ilgili kural da gayet açıktır. Muhabbete engel sınırlar oluşacak demektir.
Biz insanlar olarak Allah'a iman ederiz veya birileri etmez. Allah’a iman ettiğimize göre imanımızı da Allah kabul eder veya etmez. Bizim gibi bir insanın imanımızı kabul etme ya da reddetme hakkı yoktur. Âlimlerin “iman şöyle olur, şunu yapan imana aykırı düşmüş olur” gibi beyanları bize yol göstermiş olur. Başkalarının imanları ile oynamak, yok kabul etmek ateşle oynamaktır. Allah Teâlâ hepimize akıl fikir versin. Kâfirler dururken mümin olduğunu söyleyenlerle uğraşmak akıl işi değildir diye düşünürüz. Herkesin önceliği kendi imanı olmalıdır. İmanın içini salih amellerle doldurmak da ikincil hedefi olmalıdır. İmanla yaşayıp ölmek Allah'a iman etmiş bütün nesillerin en büyük emelidir. Başkalarını dinden atmak, imanlarını şöyle veya böyle yok kabul etmek Müslümanca değildir, akıllıca da değildir. Eğer iman hususunda bildiğimiz hakikatlere ters bir durum görürsek onu söyleriz, ikaz ederiz ama şahıslar üzerinden kimseyi “sen şöylesin” şeklinde mahkeme kararı gibi kararlarla itham etmeyiz, edemeyiz.
ayet konusundaki diğer fetvalar
Münafıkların bütün zamanlardaki faaliyetlerinin ortak paydası DİNİ İÇİNDEN ESKİTMEKTİR. Bu zamanda da dini içinden eskitmek için yaptıkları işler arasında en çok dikkat çekenler şunlardır: - İslam’ı hayatın dışına iterek laikliğin hâkim olduğu bir ortam oluşturmak. - Bu projelerini gerçekleştirirken de topluma yararlı işler yapar görünümlü vakıflar ve derneklerin çatısı altında bulunurlar. - Müslümanların yaşadığı ülkelerin hükümetleri üzerinden din içerikli ama dine katkısı olmayan törenler, faaliyetler yaparlar. Büyük kandil kutlamaları, yıl dönümleri ve benzeri faaliyetleri sahiplenirler. İlim adamları ile toplantılar tertiplerler. Tarihte din ile meşhur olmuş ve özellikle de kendi etnik yapılarına yakın isimleri anma toplantıları yaparlar. - İnsanların zihinlerindeki din sulansın diye nasları (âyet ve hadisleri) kendi zevklerine göre yönlendirirler. - Sürekli kâfirleri teknolojileri, şehirleri, yönetimleri, sosyal yapıları ve benzeri göze hoş gelen yönleri ile öne çıkarırlar. - Din üzerinden şöhret olmuş bazı şahsiyetlerle güçlü bağlantılar kurup sıkıştıklarında onların ağzından ılıman bir mesajla kendilerine güvenceye alırlar. Allah şerlerinden emin kılsın, basiretli olmayı ve dinimizi yaşayıp yaşatmaya çalışmayı hepimize nasip etsin.
ASR suresi dört şeyi ilan eder. BİR: İmandan başka çare yoktur. İKİ: Salih amel şarttır. ÜÇ: Müslüman İslam’a davet eder. DÖRT: Din için sabretmek zorunludur.
Allah'ın bize farz kıldığı ibadetleri nasıl ve ne kadar emretti ise eksiksiz yapmaya mecburuz. Bunun haricindeki nafile ibadetlerden yapabildiğimiz kadarını yaparız. Bu bir fazilet yarışıdır. Bin yapan olur beş yapan olur. Hepimiz farklı işlerle de olsa nafile yoğunluğuna sahip olmak isteriz ama kabiliyetlerimiz, fırsatlarımız aynı olmayabilir. Size verilen tarikat görevine de böyle bakın. Neticede onu o şekilde yapmayı emreden bir ayet yoktur. Size en güzel hedef gösterilmiştir, yapabildiğiniz kadarını yapın gerisini zihin karışıklığına sebep yapmayın. Allah yardımcınız olsun.
Kendinizi bütün Kur'an’ı anlamaya mecbur hissetmeyin. Mesela bir yılda sadece Fatiha suresini anlamış ve içinize sindirmiş olsanız bile siz, anlayanlar arasındasınızdır biiznillah. Meal üzerinden çok anlayamazsınız, anladığınızı zannedersiniz. Kimsenin cüzünü almaya da gerek yoktur. Siz okuyun. Ara sıra bir iki âyet ne diyor diye bakın. Böylece hazineyi olduğu gibi sahiplenmiş olursunuz. Siz biraz abartıyor gibi duruyorsunuz. Allah yardımcımız olsun, hepimizi Kur'an ile yaşatsın ve onunla öldürsün. Âmîn.
Peygamber aleyhisselam efendimizin sağlığı konusunda: a- Duayı ve şifa olarak gösterdiği âyetleri okuduğu bilinmektedir. Buna manevi tedavi anlamında RUKYE diyebiliriz. b- Tedaviden daha önemli olan bir kural olarak ön tedbir üzere yaşadı. Yeme içme başta olmak üzere sıhhatine dikkat etti. Bir kere o dönemin insanı yemek çokluğu hastalığını bilmiyordu. Şimdiki hastalık çeşitleri de o zaman yoktu. c- Hasta olunca da o dönemde bilinen tedaviler ne ise onu uyguladı. Belli ilaç ve bitkiler tavsiye etti.
Burada zikredilen hadisler arasında SAHİH bir hadis yoktur. Dinen bağlayıcılığı açısından SAHİH OLMAYAN bir hadis üzerinden planlama yapmak da yanlıştır. Bu hadisler, sahih olsa bile bu tür bilgilerin muayyen bir güne önceden kilitlendirilmesi dinen yanlıştır. Zamanını ve mekânını Allah’ın bileceği işler olarak görmeliyiz bunları. Burada iki ayrı çizgiyi idrak etmeye çalışalım: a. İleride dünyamıza çarpacak kayalar yerine imanımıza ve insanlığımıza dünden çarpmış belaları görmeye çalışalım. Mevcut dertlerimiz dururken yenisini neden keşfetme gayretine düşeriz? b. Böyle bir şey olmuş olsa bile biz, bunu irdelemeye vakit ayırmak yerine Allah’a sığınmak sayılabilecek işlerle meşgul olmalı değil miyiz? Madem böyle bir risk var, film izler gibi mi izleyeceğiz bunu? Neden secdeye kapanmıyoruz? Üzerinde yaşadığımız dünya fanidir, bir gün toza dönüşerek yok olacaktır. Biz o güne iman ettik. Beşer olarak, fani olmayan hayat için çalışmakla yükümlüyüz. Bu konuya da böyle bakmaya çalışırız.