Fetva Meclisi
Soru
Müslüman olan bir kardeşimiz kendisini dinden çıkaran cümleler kurarak ve bu bilgileri beyninde kabullenmiş olarak namazlarını kılıyorsa, bunun durumu nedir? Sürekli dinden çıkıp dine mi giriyordur yoksa hiç girmiyor mudur? Örnek verecek olursak sabah kalktığında kadın başını örtmek zorunda değildir deyip ve bunu tamamen hissediyorsa yani bu bilgi onun için artık değiştirilemez bir bilgi ise ve öğle namazını kıldıysa, hatta beş vakit namaz kılıyorsa ama bu fikir hep kafasında sabit bir şekilde duruyorsa Müslüman olarak mı yaşıyordur, yoksa durumu nedir?
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. Bu tespitiniz doğrudur, herkesin ekmek ticareti yaptığını düşündüğümüz bir pazar yerini andırıyor bu çalışma. Ortada bir eksiklik vardır ama eksiklik var diye de olanı reddetmemiz gerekmiyor. Başta siz olmak üzere eksiklik görenler gördükleri eksikliği gidermek için çalışacaklardır. Ayrıca yaygın olan sizin tespitinizdir ama İslam'ı bir bütün olarak ele alanların da varlığını inkâr etmemiz gerekmez. En iyisini bulmaya çalışırız, buluncaya kadar da eldekini değerlendiririz, böylesi daha iyidir. Allah yardımcımız olsun.
Bu tür zihin rüzgârları zaman zaman herkeste eser. O rüzgâra takılan kayıp gider, takılmadan yoluna devam eden de kurtulur. Bunlara takılmayın. Hiç böyle bir şey zihninizde yokmuş gibi davranmaya çalışın. Boşuna kendinizi yıpratmamış olursunuz. Allah yardımcınız olsun.
Tam bir fitne zamanında yaşıyoruz. İmanın fitneye kapılma ihtimali yüksek olan bir zamandır bu zaman. Buna göre de bir mü'min olarak ilk ve öncelikli vazifemiz, imanımızı korumak olmaktır. Başkaları ile ilgilenirken biz eriyor olabiliriz. İmanımızı, salih amellerimizi, mü'min çevremizi, cihat heyecanımızı, ahiret endişemizi eskitmeden korumakla başlayan bir görevimiz vardır. Bu bölümü teminat altına almalıyız. İkinci olarak da şunu bileceğiz: Biz kuluz. İnsanlar da bizim gibi kuldurlar. Kalplerimiz Allah Teâlâ'nın elindedir. Hidayet etmek onun işidir. Biz ses çıkarırız, yol alırız; neticeyi Allah Teâlâ verir. Sanki her sözümüz bir kişiyi hidayete erdirecek gibi bir beklenti içinde olamayız. Görevimizi iyi belirleyelim. Bizim görevimiz hidayete erdirmek değil hidayete davet etmektir. Bunu becerebilirsek gerisini Allah Teâlâ kolaylaştırır. Üçüncü olarak da şunu bileceğiz: İnsanlar sözlerden çok örneklerden etkilenirler. Biz iman iddiası olan mü'minler olarak iyi mü'min olma gayretinde olacağız. 'Bütün dünya fesada boğulsa ben tek başıma son iyi mü'min örneği olarak kalacağım' şuuru bize hakim olmalıdır. Başarı burada gizlidir. Anlatan, anlattığını kendi üzerinde örneklendiremeyen mü'min başarılı olamaz. Resmi görevli, memur mantıklı hocalık başarısızlık bir numaralı örneğidir. Bir başka temel husus da şudur: İnsanların kul olmaları ile alakalı derdi olanlar insanlarla mal ilişkisine girmeyecekler. Mal alıp verme ile sürdürülen ilişkilerin üzerine imani etki geliştirmek zordur. Ve özellikle Allah Teâlâ'nın bizi başarılı kılması için samimi dualar yapmaya mecburuz. Duamız kadarız biz, duamız! Rabbim muvaffak kılsın.
Evet, bu sorun size mahsus bir sorun değildir. Kitleler bazında sahiplenilmiş bir din davasından ne yazık ki her alanda yoksunuz. Bu da gösteriyor ki Rabbimiz bizi, bulunduğumuz alanlarda tek başına bir ümmet gibi görmek istiyor. Kimse yoksa sen varsın ya! Peygamberlerin ve onların izinden gidenlerin kaderi budur. Ne mutlu size ki bu yalnızlığı dert edinmemeye hazırsınız. Kalabalıkları beklemeyin, kendinizi dik tutarak tek başına bir ümmet olmaya çalışın. Yüreğiniz dininizi ve bütün insanlığı kuşatacak çapta olsun. Yalnızlıktan yılmayın. Mahzun olmayın. Şeytanın size yapabileceği baskılardan biri budur; kimse yok diyecektir size. Melekler var ve sizin büyük yüreğiniz var Allah’ın izni ile. İmanınızı her an çalınabilecek bir mücevher gibi koruyun. Şüpheler ve tereddütler ortamına bulaşmamaya çalışın. Size yenilik ve atılım gibi gösterilebilecek ama imanınızı sarsacak ortamlardan, fikirlerden uzak durun. Haramlardan kaçının, haram şüphesinden bile uzak durun. Namaz başta olmak üzere ibadetlerinize ciddiyetle sarılın. Kur'an okuyun. Mü'min kardeşliği korumayı imanınızın gereği olarak bilin. Bulunduğunuz ortamın doğal İslam davetçisi olarak yaşayın. Kalbinizin Allah ile bağlantısını güçlü tuttuğunuz sürece de işte siz, insanlık oldunuz ümmet oldunuz tek başınıza. İlgilenmeyin gerisi ile o zaman. Allah yardımcınız olsun, yolunuz mübarek olsun.
Hayır, maddi tarafımızın bizi zorlaması insan olarak yaratılışımızda var olan bir sorundur. Biz bu yönümüze ezilmeden imanla yaşayıp ölmek yani manevi tarafımızı güçlü tutmak için çabalarız. İnsan kadar eski bir sorunu söz ediyoruz. Ya da insanın var olduğundan beri sınavı olan bir şeyi söz ediyoruz. Bu yaşadığımız çağ ise zaten var olan sınavımıza hız kattı. Bilhassa batı kültürü maddeyi her şey gören anlayışı ayağa kaldırdı ve dik tutuyor. İnsanlar da imanları oranında bu mücadelede kazanıyor veya kaybediyorlar. Çılgınca tüketen toplum görüntüsü bunun sonucudur. Enerjiyi, gıdayı hatta insanı, her şeyi tüketen, tükettikçe mutlu olan toplum ahireti unutan, hayatı sadece maddi değerler üzerinden ölçüp yaşayabilen yönümüzü temsil etmektedir. Bunun sonucu olarak insan asıl yaratılış gayesini ve insan olduğunu unuttu. İyi bir inceleme yapıldığında ardı ardına gelen savaşlar da bu anlayışın sonucudur. İnsan hastalığın, geçim sıkıntısının, yaşlanıp ölmeinin olmadığı bir hayat istemektedir. Bütün yatırımlarını da bu eksende yürütmektedir. Müslümanlar olarak biz bu kayma ve erimenin muafları değiliz. Bizde de belli bir erime ve çökme ne yazık ki oluyor. Belki kökten bir çözümden söz edilemez ama bireysel kurtuluş yani maddenin cazibesi altında erimeden Müslümanca yaşamanın gerçekleşmesi için şunlara dikkat edilebilir: Dünya gerçeğini, onu yaratanın anlattığı gibi anlamaya çalışmak, faniliğini kabul etmek, İnsanın aciz ve ölüme mahkum bir varlık olduğunu bilerek yaşamak, Hayatı iyi bir denge üzerinden yaşamak yani dünyadan da nasibini unutmadan ahiret için çalışmak, İnsan gerçeğini, insandan oluşan toplumun ilk nesillerden beri böyle olduğunu, dünya ve dünyalık cazibesine kapılmakta çok gevşek olduğunu bilmek, Peygamberler başta olmak üzere salihlerin hayatlarından dersler çıkarmayı becerebilmek yapmamız gereken ve aslında yapabileceğimiz işlerdendir. Yeter ki nefsimizi bu mantıkla eğitelim. Dünyadan istifade etmekle ona tapınmak arasındaki farkı anlaşım olalım. Ve asla dua etmeyi, Allah tealanın bizi bu sınavda yalnız bırakmamasını istemeyi de unutmayalım.
Dini hükümlerimizin iki boyutta ele alınması mümkündür: Birincisi, herkesçe bilinebilecek gayet açık hükümler, Allah'ın birliği, melekler, Kur'an ve benzeri konular herkesin bilebileceği ya da İslam'ın yaygın olduğu bir ortamda herkesin bilmesi doğal olan bilgilerdir. İkincisi ise, belli bir okumuşluğu ve tecrübeyi gerektiren bilgiler vardır. Derin fıkhî konular, Kur'an kıraatine ait derin ilimler, hadis bilgisi gibi konular da bu bölüme dahildir. Müslüman'ın birinci bölüme ait bilgileri bilmemesi mazeret olamaz; o tür konulardaki sözleri fasıklığı, küfre düşmeyi doğurabilir. İkinci bölüme ait konularda ise kasıt aranır. Kasıt ve laubalilik olmadıkça inşaallah küfre düşülmez. Söz ve eylemlerimizde niyetlerimiz çok önemlidir. Mesela: Mushafın yere atılması ile yere düşürülmesi aynı şeyler değildir. Netice olarak Müslüman, Allah'a, Resulü'ne, kitabına ait şeyleri konuşurken gayet dikkatli olmalıdır. Dinimize ait şeyler şaka konusu yapılmamalıdır. İki evlilik gibi konular ağızlarda sakız yapılacak şeyler görülmemelidir. Belki ilk sözümüz bizi dinden çıkarmaz ama ağız bir kere gevşedikten sonra ondan ne çıkacağı da belli olmaz. Tedbirli ve edepli olmalıyız. Allah'a emanet olunuz.
cahillik konusundaki diğer fetvalar
Selamünaleyküm. Böyle devam ederseniz hem iyi bir yuva kurma şansınız her gün biraz daha ölecek hem de kendinizi cehenneme kütük olarak hazırlıyorsunuz. Bir saat bile gecikmeden hemen nikahlanıp ev kurun; herkese durumu bildirin ya da ilk saatte ebediyen ayrılın. Cehenneme koşuyorsunuz!
Selamünaleyküm. Böyle yapabilirsiniz.
Laiklik, imanın karşısındaki bir kavram olarak kullanıldığında kesinlikle haklısınız. Bulunduğumuz toplumda ise laiklik açık ve net bir şekilde İslam karşıtlığı gibi anlaşılmamaktadır ya da laikler bunu gizlemeyi tercih etmektedirler. Bu nedenle her laik çıkış için açık bir küfür gibi bakmayı tehlikeli buluruz.
Bu sözün Ali bin Ebi Talib radıyallahu anha isnat edilirken güçlü bir senedi yoktur, kime ait olduğu da sabit değildir. Dolayısıyla bir dini metin olarak görülmesi yanlıştır.
“Tarikattan başka yol olmayacağını” söylemek cahilliktir. “Tarikat daha iyidir” sözü ise kabul edilebilir. Dünyalığı öne çıkarmayan, dergisini sattırmayan, insanların malını konuşmayan, derdi zikrullah olan ve on sene öncesi ile on sene sonrasında aynı mal varlığına sahip olan, mü'minlerin arasına fırkalaşmayı sokmayan, şeriatın önüne hiçbir şeyi geçirmeyen, herkese okuduğu ve amel ettiği Kur'an kadar değer veren, sünnet düşkünü, fıkıh ve ilmihali tarikatından önce tutan bir şeyhin nezaretinde tarikat erbabı olmak mübarek bir iştir. Belirttiğiniz konular ise işin esası değildir. Esas olan zikrullahtır, salih ameller yapabilmektir. Bunlar ise din ve ümmet derdi olmayanların dertleridir.
Allah Teâlâ hepimizi mağfiret buyursun. Cennetlerinde olmayı bize müyesser kılsın. Mü'min kardeşlerimle bir derdim yoktur benim, kimseden de hak talebim yoktur. Müsterih olunuz.