Fetva Meclisi
Soru
Hocam yıllar önce başım sıkışmış size mail atmıştım ve bana yardımcı olmuştunuz şimdi yine başım sıkıştı, size danışmak istedim. Allah razı olsun. Benim anneannem bir yıl önce beynine pıhtı attı ve alzheimer oldu. Üç evladı var ama annem dışında kimse bakmak istemedi. Bir dakika bile olsa bakmayız dediler. Annem ve babam bakıyor şu an. Ben şehir dışında kardeşimle kalıyordum ve çalışıyordum. Yirmi yedi yaşındayım. Baktım annemle iletişim kuramıyoruz, psikolojik sorunları başlamış ve kavga ediyoruz her gün diye işi bıraktım yanlarına geldim. Ananem hasta olmadan önce de çok zor bir kadındı. Bize beddua ederdi. Gelene gidene laf söylerdi ve çok inat işte sağlığı için doktor yeme demiştir mesela biz de doktor ne dediyse uyguladığımızda hem bize hem doktora beddua ederdi. Dinle de alakalı kimse ona bir şey öğretmemiş. İstanbul’da büyümüş ve evlere temizliğe gidiyormuş. Genelde Ermenilerin evini temizlermiş. İyi insanlarmış ama kültür ve din konusunda onlardan almış bir şeyler, biz öyle düşünüyoruz. Şimdi hasta diye bir şeyi söylüyor beş dakika sonra unutuyor. Anneme çok eziyet ediyor, laf söylüyor, beddua ediyor ve altına kaçırıyor zaten bez tutuyoruz Allah rızası için yapıyoruz ama ananem sabrımızı zorluyor. Yani o kadar pis şey var ki anlatamıyorum ve bu yüzden de annemle babam her gün kavga eder oldular. Böyle değillerdi, hep sevgi dolu sözcükler söylerlerdi mutlu bir aileydik ama şu an patlamaya hazır bomba gibiler. Annem sürekli ağlıyor, takdiri ilahi diyoruz Allah çektirmesin annem bakıyor ama iyice günaha giriyoruz. Ananem aklı yerindeyken de ailemin huzurunu kaçırırdı. Babam hep derdi annene bakma bizim aramızı bozmaya çalışıyor diye hasta oldu aynı şeyleri yapıyor. Kendi zaten iflah olmaz birisi ve maaşı da var, huzurevine yatırsak nasıl olur diye size danışmak istedim. Henüz aileme söylemedim. Bu konuda kafam karışık, hiçbir evladı bakmadı huzurları kaçmasın diye ama bizim huzurumuz kaçıyor. Kendisi negatif enerji veriyor bize ve kötü sözler ediyor, bilemiyorum.
Cevap
Benzer fetvalar
Bacım, kısa vadede sana verebileceğimiz bir tavsiye ne yazık ki yoktur. Sabredecek ve öncelikli olarak kendini o huzursuzluğun içinde eritmemeye gayret edeceksin. Dua edeceksin. Kendini okumakla, ibadetle meşgul edeceksin ve boş vakitli biri olmayacaksın. İbadet ederek, Kur'an okuyarak ruhunu takviye etmeyi de unutma. Böylece onları düzeltemesen bile kendini yıpratmamış olursun.
Bunu bir imtihan kabul etmeye çalışın. Evlatlığınızı tam yapın, ondan aferin beklemeyin. Sabredin Allah'tan sevap kazanın. Madem hastadır anneniz, ona hasta gibi davranın. Menfaatinizi koruyun, eşinizi himaye edin ama annenizi dille ve eylemle özellikle incitmeyin. O kendine eziyet ederse onda da yapacak bir şeyiniz yoktur.
Anne babanızın verdiği iş yükü sizi gerçekten yıpratıyorsa ve sizi olmadık gerginliğe/isyana sürüklüyorsa bu süreci atlatana kadar izin isteyin. Örneğin haftada bir arkadaşlarınızla hasbihal etme ortamınız varsa oraya gidebilir veya boşluk olduğunda zaman zaman kardeşlerinizi ziyaret ederek içinizdeki yorgunluğu atabilirsiniz. Yani ara ara sizi motive edecek işlerle kendinizi toparlamaya çalışın. Bu süreci doğru yönetmek için mutlaka kardeşlerinizden de destek isteyin. Onlara sizi yalnız bırakmaması için rica edin. Sakinliği elden bırakmamaya gayret edin. Belki de Allah size cenneti bu anne babanıza değer vermeniz sebebiyle lütfedecek. Belki de dünyada bazı iyiliklere bu yaptıklarınız sebebiyle ikram edecek. Allah sizi görüyor. Yaptıklarınızı da biliyor. İçiniz rahat olsun; yalnız değilsiniz. Allah yardımcınız olsun. https://fetvameclisi.com/fetva/520-anne-babaya-itaatin-sinirlari-nelerdir https://fetvameclisi.com/fetva/303-anne-babaya-itaatte-sinir-nedir
Allah Teâlâ yavrunuza afiyet size sabır versin. Annenizi uyarmışsınız, yeter. Siz onu değiştiremezsiniz. Kayınvalidenizi de değiştirmeniz zordur. Siz kendinizi kollamaya bakın. Seviyeli olun. O konuşurken aslında sevabından kırptığını fark edemiyor. Siz tatlı bir şekilde söyleyip işinize bakın. İnşaallah vebale ortak olmazsınız. Siz katılmayınca da bir zaman sonra o da bırakacaktır. Tekrar geçmiş olsun. Allah Teâlâ size sabır versin.
Annen elden etekten düşmüş durumda ise yani siz olmadan yaşayamayacak hâlde ise kimseyi dinlemeyecek ve yanına gideceksin, hizmetini yapacaksın. Böyle bir durumda eşin evde evinizi ikame ettirecek sen de hem oraya hem annene devam edeceksin. Böyle bir durumdan Allah seni muhafaza buyursun. Eğer annenin durumu böyle değilse yani kendi hizmetini görebiliyorsa o zaman onun istediği gibi yaşamasına müdahale etme. Bırak istediği evde kalsın. İşten dönerken uğra elini öp, her seferinde bakkaldan bir ihtiyacını getir. Duasını al. Böylece sen vazifeni yapmış olursun. Onun da istediği yalnız yaşamaktı ise o da gerçekleşmiş olur. Buna sabredebilirsen Allah sana başka kolaylıklar açacaktır. Allah yardımcın olsun.
Ortadaki sorun, sizin yaşınızda bir kız kardeşin çözebileceği bir sorun değildir. Siz kendinizi o fitneye bulaştırmamaya bakın. Onlar kendi ateşlerini yakıp etrafında dönüyorlarsa siz eteğinizi o ateşin tutuşturmasından çekinin. Yapabileceğiniz sadece budur.
aile konusundaki diğer fetvalar
Ağır bir hizmet, acil bir durum söz konusu olduğunda gitmen zorunlu olur. Normal durumlarda gitmeyebilirsin.
Kıymetli kardeşim, bu tür insanlar genelde belli bir ismi olan bir hastalığa duçar olmuş insanlar oluyor. Bu insanların en güzel şekilde tedavi olarak hem kendilerini hem de çevrelerindekilerini rahatlatmaları gerekiyor ama bu maalesef çoğu zaman olmuyor. Hal böyle olunca bunlarla muhatap olan kişilerin gördükleri zararı olabildiğince azaltmak adına bazı adımlar atması gerekiyor. Bunlardan birkaçını şöyle zikredelim: Evvela bu kişilere eğer ıslah edici bazı manevi dokunuşlar, yönlendirmeler yapabileceksek yapmalıyız. Fakat bu mümkün olmuyorsa eğer, onunla olan ilişkilerimize ve bu ilişkinin sıklığına bazı müdahalelerde bulunmamız iyi olur. Mesela onun zarar verici çıkışlarına güzel ve yerinde bir açıklama ile engel olabiliyorsak engel olmalıyız. Bu olmuyorsa eğer onunla ilişkimizi önce daraltmaya gideriz. Yani büyük bir samimiyet ve yakınlıkla değil de daha mesafeli bir ilişki kurabiliriz. Bu da olmazsa, onunla görüşme sıklığımızı azaltabiliriz. Hiçbiri işi yaramıyorsa da -eğer bu kişi mecbur görmemiz gereken veya görmemiz sorumluluğumuzda olan biri değilse- ilişkimizi selamdan selama olmak üzere bitirebiliriz. Aksi takdirde biz zarar göreceğiz. Allah yardımcınız olsun. Allah'a emanet olun.
Uyuyanı namaza kaldırma konusunda uyanık olanların sorumluluğunu şu şekilde özetleyebiliriz: Uyuyan kimse cemaate gitmesi şart olmayanlardan biri ise mesela hasta veya kadın ise onun namaz kılınma vakti daralmaya başladığında yani uyanmazsa namazı kaçıracağı vakit girdiğinde uyandırılması farzdır. Bu uyandırmayı da onu gören kimse o yapmalıdır, onun üzerine farzdır. Cemaate gitmesi gerekenlerden biri uyuyorsa onun cemaate yetişecek şekilde uyandırılması Hanefi mezhebine göre yaşayanlar için müekked sünnettir. Namaz vakti çıktığı halde uyumaya devam eden biri yani o vakit üzerine kaza kalmış durumda olan birinin de uyandırılması gerekir. Çünkü namazın kazası da vakit geçirilmeden yapılmalıdır. Kendisine namaz farz olmayan küçüklerin uyandırılması ise müstehaptır. O anki duruma göre uyandırılır veya uyumasına devam etmesi sağlanır. Nafile namazı kaçırmasın diye uyuyanın uyandırılması farz değildir. Ağır uyku bozukluğu sorunu yaşayan ve uyandığında tekrar uyuması zor olan birisinin uyandırılması durumunda bu sorun yaşanacaksa uyandırılması gerekmez. O ağır hasta durumunda kabul edilir. Psikiyatrı türünden ağır hastaların durumu uyandırılmasında sakınca görüldüğünde uyandırılmayabilirler. Uyandırmakla ilgili sorumluluk, mükellef olan herkestedir. Baba ve anne öncelikli olabilir. O konumda büyük ve sorumlu kabul edilen kimse önce o sorumludur. Sonra da diğerleri.
Kadının diz kapağı ile göbek deliği arasını (ağır avreti) nikâhlı eşi ve tıbbi bir vakada doktorun/ebenin dışındakilere göstermesi haramdır. Bunun erkek veya kadın, mahremi veya yabancısı gibi bir ayrımı yoktur. Başı, kolları, bacakları gibi organları kadınlar arasında örtülmesi şart olan yerler değildir. Babası, kardeşi, amcası gibi mahremlerinin yanında da bu bölgelerini örtmesi şart değildir. Göbekle göğüs arasındaki bölge de kadınlar arasında zorunlu örtülmesi gereken bölge olmayabilir ama dikkatli olunması gerekir. Kadın mahremlerine ve diğer kadınlara karşı “örtmeyebilir” denen bölgeleri normal durumlar içindir. Özellikle bir sakınca hissedildiğinde mesela genç ve dini hassasiyetleri zayıf bir yeğenin yanında (yeğen mahremi olduğu halde) tesettür gerekir. Fotoğraf/film çekmeye karşı dikkatsiz olan kadınların yanında da durum böyledir. Kadının, kadının yanındaki tesettürü konusunda ikinci kadının Müslüman olmaması veya olması arasında fark yoktur. Eğer ikinci kadın sapık akımlardan birine meyilli veya gördüklerini başkalarına aktarabilecek karakter zafiyeti olan birisi ise bu takdirde onu yabancı erkek gibi kabul ederiz. Normalde ise kadın, yanında baş, kollar ve bacakların örtülmesi gereken kişi değildir. Nûr suresinin otuz birinci ayetinde Allah Teâlâ yanlarında tesettür şart değildir dediklerini sayarken “kadınlar” ifadesini kullanmaktadır. Âlimler kadın deyiminin Müslüman olan veya olmayanı ifade ettiğini anlamışlardır. Bazı âlimler ise ayetteki bu ifadeden Müslüman olmayan kadınları çıkarmışlardır. Onlara göre ise Müslüman olmayan kadın yabancı erkek gibidir. Başka bir delil de Yahudi bir kadının Aişe radıyallahu anhanın yanına girmesidir. Aişe annemiz o kadına erkek muamelesi yapmamıştır. Zamanımızda fitnenin ve dini hassasiyet zafiyetinin yaygınlaştığını, çıplaklığın kanıksandığını dikkate aldığımızda ise Müslüman kadınların kendi yakınlarına karşı bile dikkatli olmalarının takva açısından daha doğru olacağı unutulmamalıdır.
Değerli kardeşim, sakın ahirete ait bilgileri bu dünya bilgileri ile değerlendirmeye kalkmayınız. Orası cennet, burası dünyadır. İsimlerin benziyor olması pratiğin de benziyor olacağını göstermez. Biz burada “üzüm” diyoruz ama cennetteki üzümün sadece adı dünyadakine benzer. Ahirete ait ne biliyorsanız bu kural dâhilinde bilin onu. Orada zulüm ve haksızlık yoktur. Ne varsa o mahza adalettir, rahmettir. Cennete girmek için mü'min olarak ölmek şarttır. Ancak mü'min olarak ölebilenler cennete girecek ve orada buluşacaklar. Buna eşler de dâhildir. Eşlerden birinin mü'min olarak ölmemesi durumunda eşi cennette olduğu için onun da cennete girmesi mümkün değildir. Cennet varlık olarak bir tanedir ama kendi içinde mü'minlerin birikimlerine göre farklı cennetler olacaktır. En yükseği FİRDEVS cenneti olan pek çok cennet vardır. Mü'minlerin dünyadaki birikimleri orada bir kere SÜBHANELLAH demeyi fazla yapan biri için bile olsa karşılığını bulacaktır. Bunun için de aynı cennetin içinde olsalar bile bu üstünlük farkı yaşanacaktır. Eşler için de geçerli bir kuraldır bu. İkisi de mü'min olarak ölse bile birinin sevap fazlası daha çok ise onun karşılığını derece olarak orada görecektir. Cennetteki dereceleri farklı olsa bile Allah Teâlâ eşleri ve çocuklarını cennetlerden birinde bir araya getirebilir. Bu onun kullarına lütfu olur. Hak ettikleri cennet ve dereceler farklı olur ama bir araya gelebilirler. Böyle bir durum dünya hayatında bile mümkün iken cennette neden olmasın?
Onlara güzel örnek ol. Yeri geldiğinde onların yüreklerine dinî anahtar cümleler bırak.