Fetva Meclisi
Soru
Hocam ben çok müşkül durumdayım. Evliyim ve yaklaşık üç yaşında, Âsiye adında bir kızım var. Annem ve babam beni köylerine, sezonluk olan yoğun bir iş için çağırıyorlar. Eşim, tıp fakültesinde son sınıfa geçmek üzere olan bir öğrenci. Kızım, maşallah çok güzel konuşuyor; duyduğu kelimeleri hemen kavrayıp cümle içinde kullanıyor, Kur'an-ı Kerim harflerini çabucak öğreniyor ve bazı zikirler ile İslami bilgileri öğreniyor. Allah azze ve cellenin bir lütfu gibi hissettiren bir evlat, elhamdülillah. Ben çaba sarf ediyorum ama yaratılışı öğrenmeye çok açık ve Allah'ın yardımını daima üstümde hissettiren bir evlat. Mesele şu ki ailem beni köye iş için çağırıyor fakat onları razı etmek istesem de ağızlarında alışkanlık olmuş köy küfürleri var ve normal konuşma gibi konuşup şakalaşıyor. Namazlarını kılıyorlar, hatta arada Kur'an okurlar. Ancak, yeterli bilgiye sahip olmadıkları için çoğu İslami ve ciddi konuyu hafife alabiliyor veya dalga geçebiliyorlar. Filistin mevzusunda bile çok gündem olmasına rağmen boykot yapmıyorlar. Üstüne toprak sattılar. Biz onların meselesine karışmayız sadece üzülürüz diyorlar. Çoğu zaman bu ve benzeri durumlar kardeşlerimle benim aramda büyük tartışmalara yol açıyor. Kalbim dayanmıyor. Sosyal medyanın ve televizyonun da çok gazına geliyorlar. Benim atanmak yerine İslami ilim öğrenmemi bile sürekli kırıcı şekilde eleştiriyorlar. Hâlbuki beni Kur'an kursunda yıllarca okutanlar da onlar. Orada öğrendiklerim yetermiş, daha ileri gitmemeliymişim onlara göre. Aynı şeyler sürekli konuşuluyor. Kendi aralarında sürekli küfürlü konuşup sofrada her daim kavga ediliyor. Ben ailemizde son on yıl içinde misafirsiz bir sofradan tatlı bir şekilde kalkıldığını hiç göremedim. Hep paylaşılamayan arsa, toprak, kavga kıyamet var. Ailemi çok özlüyorum, onlara yardım edip rızalarını da almak istiyorum ama evladımı bu ortama sokmalı mıyım ve okulu devam eden devamsızlık hakkı bulunmayan kocamı evde tek bırakıp on beş günlüğüne gitmeli miyim? Eşim kararsız kaldı ailemin sitemi karşısında, kararı da bana bıraktı ama gönlü gitmemi istiyor mu emin değilim. Bana yardım edebilir misiniz hocam?
Cevap
Benzer fetvalar
Hanım kızım, bunun adı tam anlamı ile yanlış çevrede bulunmak ve boşlukta kalmaktır. İnsanların gündem değerlendirmede beraber oldukları arkadaş çevrelerinden etkilenmeleri böyle olabilmektedir. Allah Teâlâ’nın size ihsan ettiği akıl, idrak ve diğer nimetleri kullanmadığınız için bir boşluk hissediyorsunuz. Kendinizi kontrol edin; Allah Teâlâ’nın haramlarından biri ile bağlantınız var mı, varsa hemen terk edin. Çok Kur'an okuyun. Kur'an’ı şifa niyeti ile okuyun. Zikir yapmaya başlayın. Arkadaş çevrenizi denetleyin. Namazınızı yeniden gözden geçirin. Gazali’nin İhya’sından okumalar yapın. Seyyid Kutub’un Fizilal’inden kısa kısa okumalar yapın. Hitabetini beğendiğiniz âlimlerin sohbetlerini dinlemeye çalışın. Sılayırahime önem verin. Özellikle büyüklerinizi ziyaret edip onlarla oturun. Ve son olarak da kademeli olarak en az üç ay haber dinlemeyin, izlemeyin, okumayın. Mesela önce TV haberlerine ara verin. Bir hafta sonra yazılı haberleri okumayın. Ardından internet haberlerini bakmayın. İnşaallah huzur bulacaksınız.
Kızım, bir de şöyle baksan olmaz mı? Allah Teâlâ seni oturduğun yerde sevap kazanan kulu yapmak istiyor olmasın? Zannedersem öyledir, çektiğin sıkıntı senin için sevaptır. Namaza ağırlık ver, namazlarını daha huzurlu kıl, rahatlığı içinde hissedersin. Babanın tavırlarını duymazdan gel, görmez gibi yap. Bu sabrının boşa gitmeyeceğine de iman etmelisin. Kimseni seni anlamasını bekleme, seni Rabbin anlasın yeter, değil mi? Bir de sana amca tavsiyesi: Sakın bu gelişmeler seni, sana uygun olmayan bir evliliğe evet dedirtmesin, sakın ha! Yağmurdan kaçarken doluya tutulursun maazallah. Senin için hususi dualar ediyorum kızım.
Ortadaki sorun, sizin yaşınızda bir kız kardeşin çözebileceği bir sorun değildir. Siz kendinizi o fitneye bulaştırmamaya bakın. Onlar kendi ateşlerini yakıp etrafında dönüyorlarsa siz eteğinizi o ateşin tutuşturmasından çekinin. Yapabileceğiniz sadece budur.
Selamünaleyküm. Ailenizde itimat ettiğiniz büyüklerinizden biri ile bu yola çıkın. Size yardımcı olmasını söyleyin. O kişinin istişaresi ile yol alın, rahat edersiniz. Eğer evlenmeyi kendiniz için farz düzeyinde görüyorsanız, babanızın bunu engelleme hakkı yoktur ama siz yine de alttan alın ve her iki nimeti de kaçırmayın.
Aleykümselam. Kimse kimsenin hidayetini yönlendiremez. Peygamberlerin bile en çok sevdiklerinin hidayetlerine vesile olamadıkları olmuştur. Biz, en mükemmeli isteriz, hüküm Allah'ındır. O ne dilerse olacak olan odur. Siz, bir kere sabırlı olun. Asla vazgeçmeyin, yılmayın, yorulmayın, üşenmeyin. Aceleci olmayacaksınız. Yapacağınız en iyi şey, insanlıkta onların gözünde kusursuz olmaktır. Böylece senin üzerinden güzeli ve iyiyi görme fırsatını bulmuş olacaklar ama bu uzun vadede olur. Sabreden kazanır, kanun budur. Dua etmeyi de unutmayasın.
Selamünaleyküm. Namaz ağır bir ibadettir; Allah'ın yardım ettikleri dışında herkese ağır gelir. Sizin üslubunuz bıktırıcı gibi görülüyor. Çok hırslı ve aceleci davranıyorsunuz anlaşılan. Çok istemekte haklısınız ama acele etmekte hakkınız yoktur. O yaşlarda bir çocuğun namaza ısınması ortalama beş yılda mümkündür. Bütün enerjinizi beş yıla yayarak bunu yapmaya çalışın. Kaş yaparken göz çıkarmayın, vebal altında kalırsınız. Her gün bir çivi, bir tuğla ile beş senede bir ev yapacak sabrınız yoksa girmeyin bu işe, nefret ettirirsiniz. Tesettür de böyledir. Tatlı tatlı ve adım adım yapın yapacağınızı.
aile konusundaki diğer fetvalar
Kıymetli kardeşim, bu tür insanlar genelde belli bir ismi olan bir hastalığa duçar olmuş insanlar oluyor. Bu insanların en güzel şekilde tedavi olarak hem kendilerini hem de çevrelerindekilerini rahatlatmaları gerekiyor ama bu maalesef çoğu zaman olmuyor. Hal böyle olunca bunlarla muhatap olan kişilerin gördükleri zararı olabildiğince azaltmak adına bazı adımlar atması gerekiyor. Bunlardan birkaçını şöyle zikredelim: Evvela bu kişilere eğer ıslah edici bazı manevi dokunuşlar, yönlendirmeler yapabileceksek yapmalıyız. Fakat bu mümkün olmuyorsa eğer, onunla olan ilişkilerimize ve bu ilişkinin sıklığına bazı müdahalelerde bulunmamız iyi olur. Mesela onun zarar verici çıkışlarına güzel ve yerinde bir açıklama ile engel olabiliyorsak engel olmalıyız. Bu olmuyorsa eğer onunla ilişkimizi önce daraltmaya gideriz. Yani büyük bir samimiyet ve yakınlıkla değil de daha mesafeli bir ilişki kurabiliriz. Bu da olmazsa, onunla görüşme sıklığımızı azaltabiliriz. Hiçbiri işi yaramıyorsa da -eğer bu kişi mecbur görmemiz gereken veya görmemiz sorumluluğumuzda olan biri değilse- ilişkimizi selamdan selama olmak üzere bitirebiliriz. Aksi takdirde biz zarar göreceğiz. Allah yardımcınız olsun. Allah'a emanet olun.
Allah yardımcınız olsun. Evde bakılamaz duruma gelen bir hasta için huzurevine bırakıldığında daha iyi bakılacaksa yatırılabilir. Aile hekiminizle de konuşun, tavsiyesine göre hareket edin.
Uyuyanı namaza kaldırma konusunda uyanık olanların sorumluluğunu şu şekilde özetleyebiliriz: Uyuyan kimse cemaate gitmesi şart olmayanlardan biri ise mesela hasta veya kadın ise onun namaz kılınma vakti daralmaya başladığında yani uyanmazsa namazı kaçıracağı vakit girdiğinde uyandırılması farzdır. Bu uyandırmayı da onu gören kimse o yapmalıdır, onun üzerine farzdır. Cemaate gitmesi gerekenlerden biri uyuyorsa onun cemaate yetişecek şekilde uyandırılması Hanefi mezhebine göre yaşayanlar için müekked sünnettir. Namaz vakti çıktığı halde uyumaya devam eden biri yani o vakit üzerine kaza kalmış durumda olan birinin de uyandırılması gerekir. Çünkü namazın kazası da vakit geçirilmeden yapılmalıdır. Kendisine namaz farz olmayan küçüklerin uyandırılması ise müstehaptır. O anki duruma göre uyandırılır veya uyumasına devam etmesi sağlanır. Nafile namazı kaçırmasın diye uyuyanın uyandırılması farz değildir. Ağır uyku bozukluğu sorunu yaşayan ve uyandığında tekrar uyuması zor olan birisinin uyandırılması durumunda bu sorun yaşanacaksa uyandırılması gerekmez. O ağır hasta durumunda kabul edilir. Psikiyatrı türünden ağır hastaların durumu uyandırılmasında sakınca görüldüğünde uyandırılmayabilirler. Uyandırmakla ilgili sorumluluk, mükellef olan herkestedir. Baba ve anne öncelikli olabilir. O konumda büyük ve sorumlu kabul edilen kimse önce o sorumludur. Sonra da diğerleri.
Kadının diz kapağı ile göbek deliği arasını (ağır avreti) nikâhlı eşi ve tıbbi bir vakada doktorun/ebenin dışındakilere göstermesi haramdır. Bunun erkek veya kadın, mahremi veya yabancısı gibi bir ayrımı yoktur. Başı, kolları, bacakları gibi organları kadınlar arasında örtülmesi şart olan yerler değildir. Babası, kardeşi, amcası gibi mahremlerinin yanında da bu bölgelerini örtmesi şart değildir. Göbekle göğüs arasındaki bölge de kadınlar arasında zorunlu örtülmesi gereken bölge olmayabilir ama dikkatli olunması gerekir. Kadın mahremlerine ve diğer kadınlara karşı “örtmeyebilir” denen bölgeleri normal durumlar içindir. Özellikle bir sakınca hissedildiğinde mesela genç ve dini hassasiyetleri zayıf bir yeğenin yanında (yeğen mahremi olduğu halde) tesettür gerekir. Fotoğraf/film çekmeye karşı dikkatsiz olan kadınların yanında da durum böyledir. Kadının, kadının yanındaki tesettürü konusunda ikinci kadının Müslüman olmaması veya olması arasında fark yoktur. Eğer ikinci kadın sapık akımlardan birine meyilli veya gördüklerini başkalarına aktarabilecek karakter zafiyeti olan birisi ise bu takdirde onu yabancı erkek gibi kabul ederiz. Normalde ise kadın, yanında baş, kollar ve bacakların örtülmesi gereken kişi değildir. Nûr suresinin otuz birinci ayetinde Allah Teâlâ yanlarında tesettür şart değildir dediklerini sayarken “kadınlar” ifadesini kullanmaktadır. Âlimler kadın deyiminin Müslüman olan veya olmayanı ifade ettiğini anlamışlardır. Bazı âlimler ise ayetteki bu ifadeden Müslüman olmayan kadınları çıkarmışlardır. Onlara göre ise Müslüman olmayan kadın yabancı erkek gibidir. Başka bir delil de Yahudi bir kadının Aişe radıyallahu anhanın yanına girmesidir. Aişe annemiz o kadına erkek muamelesi yapmamıştır. Zamanımızda fitnenin ve dini hassasiyet zafiyetinin yaygınlaştığını, çıplaklığın kanıksandığını dikkate aldığımızda ise Müslüman kadınların kendi yakınlarına karşı bile dikkatli olmalarının takva açısından daha doğru olacağı unutulmamalıdır.
Değerli kardeşim, sakın ahirete ait bilgileri bu dünya bilgileri ile değerlendirmeye kalkmayınız. Orası cennet, burası dünyadır. İsimlerin benziyor olması pratiğin de benziyor olacağını göstermez. Biz burada “üzüm” diyoruz ama cennetteki üzümün sadece adı dünyadakine benzer. Ahirete ait ne biliyorsanız bu kural dâhilinde bilin onu. Orada zulüm ve haksızlık yoktur. Ne varsa o mahza adalettir, rahmettir. Cennete girmek için mü'min olarak ölmek şarttır. Ancak mü'min olarak ölebilenler cennete girecek ve orada buluşacaklar. Buna eşler de dâhildir. Eşlerden birinin mü'min olarak ölmemesi durumunda eşi cennette olduğu için onun da cennete girmesi mümkün değildir. Cennet varlık olarak bir tanedir ama kendi içinde mü'minlerin birikimlerine göre farklı cennetler olacaktır. En yükseği FİRDEVS cenneti olan pek çok cennet vardır. Mü'minlerin dünyadaki birikimleri orada bir kere SÜBHANELLAH demeyi fazla yapan biri için bile olsa karşılığını bulacaktır. Bunun için de aynı cennetin içinde olsalar bile bu üstünlük farkı yaşanacaktır. Eşler için de geçerli bir kuraldır bu. İkisi de mü'min olarak ölse bile birinin sevap fazlası daha çok ise onun karşılığını derece olarak orada görecektir. Cennetteki dereceleri farklı olsa bile Allah Teâlâ eşleri ve çocuklarını cennetlerden birinde bir araya getirebilir. Bu onun kullarına lütfu olur. Hak ettikleri cennet ve dereceler farklı olur ama bir araya gelebilirler. Böyle bir durum dünya hayatında bile mümkün iken cennette neden olmasın?
Onlara güzel örnek ol. Yeri geldiğinde onların yüreklerine dinî anahtar cümleler bırak.