Fetva Meclisi
Soru
Hocam yaşım ilerledikçe manipülatif insanların toplumumuzda ve çevremde de çok olduğunu fark ettim. Manipülatif insanlardan kastettiğim ise, laf sokan, iyiliğini istemeyen, istediği şeyi sen istemesen de zorla yaptıran, aşağılayan, suçlayıcı, vs. Psikolojide de tanımı vardır bunun. Böyle insanları fark ettiğimizde tavrımız nasıl olmalı? Sünnete uyan davranış şekli nasıldır? Böyle insanlarla arama koyabildiğim kadar mesafe koymaya çalışıyorum ama her zaman mümkün olmuyor. Bu tarz insanlardan mağdur olan tanıdıklarım da var. Mesela laf sokulduğu vakit cevap vermeye çalışıyorum ama normalde hiç huyum değildir. Yumuşak ikazlardan anlayan kimseler değil, o zaman sert bir şekilde konuşulması gerekiyor. Peki, bu tarz davranış ne kadar doğru? İnsanın hayatını zehir edebiliyorlar çünkü çevrede herkesi kötüleyerek seni yalnız da bırakıyorlar. Şimdi yaşım gereği böyle insanları fark edebiliyorum ve öyle abartı bir şey yaşamadım ama daha genç yaşta olanlar bazen fark edemiyorlar. Ve manipülatif insanlar için mesafe işlerine gelmediği için mesafe koymak da çok zor olabiliyor. Peki, böyle anlarda sert dil kullanmak ne kadar uygun? Bizim laf sokmamız mesela normalde uygun değil ama o tarz insanlara yapınca bir adım geri atabiliyorlar. İnşallah anlatabilmişimdir derdimi.
Cevap
Benzer fetvalar
Asla bir kusur işleme, Yanlış bir söz söyleme, Görevini ihmal etme. Gerisinde serbestsin; Seviyeli ve mesafeli kalabilirsin. Yine de sen onun yaptığını değil senin yapman gerekeni ölçü al kendine, kazan böylece.
Kıymetli kardeşim sen iki ateşin ortasında kalmışsın. Ama önce şunu bil: Senin sağlığın, senin iyiliğin hepsinden önemli. Sen ayakta kalamazsan, kimseye de faydan olmaz. Bu yüzden önce kendini toparlaman lazım. Öncelikle bu yükü taşımanın seni hasta ettiğini fark et. Çünkü bu bir “görev” değil, hakkın olmayan bir yük. Annene de, eşine de, açıkça ve saygıyla bu seni hasta eden ortamı konuşman gerekiyor. Yanı sıra onların birbirleriyle olan diyaloglarını azaltacak adımlar at. Onların birbirleriyle ne kadar az görüşebileceği makul ve meşru yöntem varsa ortaya konulmalı ve ikisi birbirinden uzak tutulmalı. Senin onlardan birine gidince de birinin diğeri hakkındaki konuşmasından kaçınman lazım. "Bu konuşmanın kimseye bir faydası yok ama bana çok zararı var. Sağlığım bozuluyor. Bana zarar vermek mi istiyorsun açık açık söyle!" diyerek kişilere yaptıklarının tek sonucunun ne olduğunu iyice göster. Bu süreçte yalnız kalma. Dertleşeceğin dostlar bul. Bir psikologdan veya aile danışmanından yardım al. Allah yardımcın olsun. Allah'a emanet ol.
Nikâhtan önce İKİ YABANCI gibisiniz. Bunu unutmayın. İki yabancı gibi yazışabilir, konuşabilirsiniz. Yalnız gençler, nikâhtan sonrasına konuşacak bir şey bırakmayacak kadar ileri gidiyorlar. Nikâhtan sonrasına da kavga kalıyor. O noktaya gelmeyiniz. Ve muhakkak aile büyüklerinizin denetimine girin. Muhakkak!
Selamünaleyküm. Kenidinizi bir psikoloğa arz edin. İtici olup olmadığınızı sorun. Cevap olumlu ise yapacağınız bir şey yok demektir, sabredeceksiniz. Bu durumu ceza olarak görmeniz ise yanlış. Evlenip bir iki ay sonra ömrünün sonuna kadar atamayacağı bir vasıf olan 'dul'lukla yaşayanları görmüyor musunuz? Biz bilmeyiz, Allah bizi bizden iyi bilir.
Kızım, Allah seni ailenle imtihan ediyor. Bunun bilinciyle hareket et. Aceleci davranma. Eğer ailende bazı dönen yanlışları düzeltme imkânın varsa orada kalmanı tavsiye ederim. Ama ailenin düzelmeyeceği kanısındaysan ve kendinin de bahsettiğin bu ahlaki zafiyetlerinden bozulacağını düşünüyorsan kardeşinle daha uygun/güvenilir/Müslümanlığın daha iyi yaşandığını düşündüğün bir yere hicret edebilirsin. Yalnız yaşın daha çok genç; kandırılma/aldatılma/yanlış karar verme riskini ihmal etmemelisin. Çevrende seni tanıyan ahlaklı ve olgun bir hanım ablanla veya yakın bir akraba büyüğünle bu konuyu istişare edebilirsin. Allah yardımcın olsun.
Kıymetli kardeşim, çevremizden gördüğümüz muamele genelde yüzde yetmiş oranında bizim nasıl tavırlar ve alışkanlıklar içinde olduğumuzla, iletişim şeklimizin nasıllığı ile alakalıdır. Sizi ezen insanlara karşı edebinizi ve yerinizi koruyarak, saygı sınırları içinde itiraz edin. Hiçbir eziklemeyi kabul etmediğinizi onlara belirtin. Bu konuda ısrar eden kişilerle iletişimi azaltın, görüşülmesi farz olan kişilerden değilse ve ısrar ediyorsa gerekirse görüşmelerinizi bitirin. İnsanların içinde siz de asla kendinizle dalga geçmeyin. Fazla övmeye kaçmadan kendinize saygı duyan ve saygı duyulmasını isteyen biri olduğunuzu belli edin. Psikoloğunuzdan bir fayda göremediyseniz psikoloğunuzu değiştirmeyi düşünün. Hayatınızda gereken değişiklikleri yaptıktan sonra inşaallah göreceksiniz ki sorunlarınız da hafifleyecektir. Allah yardımcınız olsun. Allah'a emanet olun.
aile konusundaki diğer fetvalar
Ağır bir hizmet, acil bir durum söz konusu olduğunda gitmen zorunlu olur. Normal durumlarda gitmeyebilirsin.
Allah yardımcınız olsun. Evde bakılamaz duruma gelen bir hasta için huzurevine bırakıldığında daha iyi bakılacaksa yatırılabilir. Aile hekiminizle de konuşun, tavsiyesine göre hareket edin.
Uyuyanı namaza kaldırma konusunda uyanık olanların sorumluluğunu şu şekilde özetleyebiliriz: Uyuyan kimse cemaate gitmesi şart olmayanlardan biri ise mesela hasta veya kadın ise onun namaz kılınma vakti daralmaya başladığında yani uyanmazsa namazı kaçıracağı vakit girdiğinde uyandırılması farzdır. Bu uyandırmayı da onu gören kimse o yapmalıdır, onun üzerine farzdır. Cemaate gitmesi gerekenlerden biri uyuyorsa onun cemaate yetişecek şekilde uyandırılması Hanefi mezhebine göre yaşayanlar için müekked sünnettir. Namaz vakti çıktığı halde uyumaya devam eden biri yani o vakit üzerine kaza kalmış durumda olan birinin de uyandırılması gerekir. Çünkü namazın kazası da vakit geçirilmeden yapılmalıdır. Kendisine namaz farz olmayan küçüklerin uyandırılması ise müstehaptır. O anki duruma göre uyandırılır veya uyumasına devam etmesi sağlanır. Nafile namazı kaçırmasın diye uyuyanın uyandırılması farz değildir. Ağır uyku bozukluğu sorunu yaşayan ve uyandığında tekrar uyuması zor olan birisinin uyandırılması durumunda bu sorun yaşanacaksa uyandırılması gerekmez. O ağır hasta durumunda kabul edilir. Psikiyatrı türünden ağır hastaların durumu uyandırılmasında sakınca görüldüğünde uyandırılmayabilirler. Uyandırmakla ilgili sorumluluk, mükellef olan herkestedir. Baba ve anne öncelikli olabilir. O konumda büyük ve sorumlu kabul edilen kimse önce o sorumludur. Sonra da diğerleri.
Kadının diz kapağı ile göbek deliği arasını (ağır avreti) nikâhlı eşi ve tıbbi bir vakada doktorun/ebenin dışındakilere göstermesi haramdır. Bunun erkek veya kadın, mahremi veya yabancısı gibi bir ayrımı yoktur. Başı, kolları, bacakları gibi organları kadınlar arasında örtülmesi şart olan yerler değildir. Babası, kardeşi, amcası gibi mahremlerinin yanında da bu bölgelerini örtmesi şart değildir. Göbekle göğüs arasındaki bölge de kadınlar arasında zorunlu örtülmesi gereken bölge olmayabilir ama dikkatli olunması gerekir. Kadın mahremlerine ve diğer kadınlara karşı “örtmeyebilir” denen bölgeleri normal durumlar içindir. Özellikle bir sakınca hissedildiğinde mesela genç ve dini hassasiyetleri zayıf bir yeğenin yanında (yeğen mahremi olduğu halde) tesettür gerekir. Fotoğraf/film çekmeye karşı dikkatsiz olan kadınların yanında da durum böyledir. Kadının, kadının yanındaki tesettürü konusunda ikinci kadının Müslüman olmaması veya olması arasında fark yoktur. Eğer ikinci kadın sapık akımlardan birine meyilli veya gördüklerini başkalarına aktarabilecek karakter zafiyeti olan birisi ise bu takdirde onu yabancı erkek gibi kabul ederiz. Normalde ise kadın, yanında baş, kollar ve bacakların örtülmesi gereken kişi değildir. Nûr suresinin otuz birinci ayetinde Allah Teâlâ yanlarında tesettür şart değildir dediklerini sayarken “kadınlar” ifadesini kullanmaktadır. Âlimler kadın deyiminin Müslüman olan veya olmayanı ifade ettiğini anlamışlardır. Bazı âlimler ise ayetteki bu ifadeden Müslüman olmayan kadınları çıkarmışlardır. Onlara göre ise Müslüman olmayan kadın yabancı erkek gibidir. Başka bir delil de Yahudi bir kadının Aişe radıyallahu anhanın yanına girmesidir. Aişe annemiz o kadına erkek muamelesi yapmamıştır. Zamanımızda fitnenin ve dini hassasiyet zafiyetinin yaygınlaştığını, çıplaklığın kanıksandığını dikkate aldığımızda ise Müslüman kadınların kendi yakınlarına karşı bile dikkatli olmalarının takva açısından daha doğru olacağı unutulmamalıdır.
Değerli kardeşim, sakın ahirete ait bilgileri bu dünya bilgileri ile değerlendirmeye kalkmayınız. Orası cennet, burası dünyadır. İsimlerin benziyor olması pratiğin de benziyor olacağını göstermez. Biz burada “üzüm” diyoruz ama cennetteki üzümün sadece adı dünyadakine benzer. Ahirete ait ne biliyorsanız bu kural dâhilinde bilin onu. Orada zulüm ve haksızlık yoktur. Ne varsa o mahza adalettir, rahmettir. Cennete girmek için mü'min olarak ölmek şarttır. Ancak mü'min olarak ölebilenler cennete girecek ve orada buluşacaklar. Buna eşler de dâhildir. Eşlerden birinin mü'min olarak ölmemesi durumunda eşi cennette olduğu için onun da cennete girmesi mümkün değildir. Cennet varlık olarak bir tanedir ama kendi içinde mü'minlerin birikimlerine göre farklı cennetler olacaktır. En yükseği FİRDEVS cenneti olan pek çok cennet vardır. Mü'minlerin dünyadaki birikimleri orada bir kere SÜBHANELLAH demeyi fazla yapan biri için bile olsa karşılığını bulacaktır. Bunun için de aynı cennetin içinde olsalar bile bu üstünlük farkı yaşanacaktır. Eşler için de geçerli bir kuraldır bu. İkisi de mü'min olarak ölse bile birinin sevap fazlası daha çok ise onun karşılığını derece olarak orada görecektir. Cennetteki dereceleri farklı olsa bile Allah Teâlâ eşleri ve çocuklarını cennetlerden birinde bir araya getirebilir. Bu onun kullarına lütfu olur. Hak ettikleri cennet ve dereceler farklı olur ama bir araya gelebilirler. Böyle bir durum dünya hayatında bile mümkün iken cennette neden olmasın?
Onlara güzel örnek ol. Yeri geldiğinde onların yüreklerine dinî anahtar cümleler bırak.