Fetva Meclisi
Soru
Hocam bir tanıdığımızın evliliğini kurtarması için çözüme ihtiyaçları var. Bir kadın dini nikâh kıyarken erkekten süre ve adet belirtmeden boşama hakkı almış. Erkek de vermiş. Bir kere bu hakkı kullanmış. Kadın birinci boşamadan sonra tekrar ikinci dini nikâh kıyılmamış sözle dönmüşler. Şimdi tekrar kadın boşama yapabilir mi? Erkek boşanmaya yanaşmıyor. Bu kişiler resmi nikâhlı değiller.
Cevap
Benzer fetvalar
Sizi boşamış bir Müslüman ile tekrar evlenebilmeniz için şart olan, bir başka erkekle nikâhlanıp cinsel ilişki yapmış olmanızdır. Eğer ikinci kişi de sizi boşarsa onun boşamasından üç ay sonra birinci eşinize yeni bir nikâhla dönebilirsiniz. Bunun dinen bir sakıncası yoktur. Yalnız ne kadar doğru bir iş yapmış olacağınızı siz belirleyeceksiniz.
İslâm’da boşama yetkisi prensip olarak kocaya verilmiştir. Boşama yetkisini elinde bulunduran kocanın, bu yetkisini, nikâh akdi sırasında veya evlilik süresi içinde karısına veya bir başkasına devretmesi mümkündür. Buna “tefvîz-i talâk” denir. Tefvîz, nikâh akdi esnasında yapılabileceği gibi evliliğin devam ettiği bir zamanda da yapılabilir. Nikâh akdi esnasında tefvîz yapılacaksa bu, kadının o sırada bu hakka kendisinin de sahip olmasını şart koşmasıyla olur. Kadın bu hakka nikâh kıyılırken mesela “boşama yetkisi elimde bulunup, dilediğim zaman kendimi boşayabilme şartıyla evleniyorum” demesi ve erkeğin de bunu kabul etmesiyle sahip olur. Bu şekliyle boşama yetkisini alan kadın dilediği zaman boşanabilir. (el-Fetâva’l-Hindiyye, 1/387-390; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 3/242, 314-324, 329) Tefvîz-i talâk, evlilik devam ederken de olabilir. Erkek, eşine, “Sen muhayyersin. Beni veya boşanmayı tercih edebilirsin. İstersen kendini boşayabilirsin, evliliğe devam konusunda karar senin.” gibi sözler ile boşama hakkını verebilir. Kadın bu tür sözlerle kendisine verilen boşama yetkisini aynı mecliste kullanmazsa hakkını kaybeder. Ancak boşama yetkisi “kendini her ne zaman istersen boşayabilirsin” gibi umumi bir ifade ile verilirse, kadın bu hakkı sözün söylendiği meclisle sınırlı olmadan istediği zaman kullanabilir. (İbnü’l-Hümâm, Fethu’l-kadîr, 4/76-79) Kadın, ister nikâh esnasında isterse evlilik devam ederken elde ettiği boşanma yetkisini kullanmak zorunda değildir. Kadın kocasının verdiği bu yetkiyi baştan kabul etmeyeceği gibi sonradan kendi rızasıyla da iade edebilir. Bu yetkiyi kocasına iade eden kadın tefvîz yoluyla elde etmiş olduğu boşanma hakkını yitirmiş olur. (Bilmen, Kâmus, 2/259)
Bu sözlerle eşinizi boşamayı kastetti iseniz en kötü ihtimalle iki talakla devam ediyorsunuz. Yalnız bu tür boşamalar kinâyeli bir lafızla olduğundan bâin talak gerçekleşmiş olur. Bu nedenle mehrin yeniden belirlendiği yeni bir nikâh akdi yapmak gerekir. Boşama kastınız yoktu ise -ki verdiğiniz bilgiden de o anlaşılmaktadır- zaten sıkıntı yoktur. Bunu kendinize ders yapın, daha vakur ve seviyeli yaşayın. Allah yardımcınız olsun.
Öncelikle, bu olayı kendinize iyi bir ders yapmanızı tavsiye ederim. Asla unutmayacağınız bir ders olsun. Şeytana uyup kendi mutluluğunuzu heder etmeyin. Diyanetten verdikleri cevapla hareket edebilirsiniz. Ama birinci boşama hakkınız kesinlikle gitmiş durumdadır. Artık daha riskli bir evliliğiniz olacak haberiniz olsun. Allah'a emanet olun.
Nikâh akdinden sonra kadının erkeğin oluşturduğu bir evde yaşaması hakkıdır. Nikâh devam ettiği sürece de erkek kadını evden kovamaz. Bu konuda âlimler arasında söz birliği vardır. Kur'an-ı Kerim’in ayetleri gayet açık bir hüküm getirmiştir. (Talak suresi, birinci ve altıncı âyetleri.) Boşama olduktan sonra bile, iddeti bitene kadar kadın kocasının oluşturduğu evde bekleme hakkına sahiptir. Önce aranızdaki gerginliği bilimsel yöntemlerle gidermeye çalışın, gideremezseniz de daha makul yöntemler bulun kendinize. Allah yardımcınız olsun.
Allah’ın en büyük haramlarından biri zinadır. Zina pek ağır bir haramdır. Evli kadının zina etmesi ise daha ağır bir haramdır. Bir erkeğin nikâhında iken zina eden kadınla alakalı hükümleri şöyle özetleyebiliriz: a- Bu kadın, Rahîm ve Ğafûr olan Allah’a sığınıp tevbe etsin. Kalbinin nabzı kadar önemli bilsin bu tevbeyi. Tevbesindeki ciddiyeti meleklere ispat etsin. Kendisini ibadete versin. O çirkinliği sevk eden ortamlara veda etsin. İspat edilmiş ve korunmuş bir tevbe ile yaşasın. b- Çirkinden daha çirkin bir iş olan bu zinası ile kadının nikâhı düşmez. Böyle bir kadının zinasını kocası bildiğinde onu boşama hakkına sahiptir. Çocuklar veya sosyal konum gibi bir nedene binaen boşayamaz bir durum olursa onunla karıkocalığa devam etmesinin dinen bir sakıncası yoktur. Ulemanın ağırlıklı görüşü böyledir. Kadının, bu kabahati tekrarlamak gibi bir duruma dönüştürmesi hâlinde ise erkeğin onu boşaması en azından mürüvvet açısından tavsiye edilir. c- Kesinlikle ve kesinlikle kadın bu rezilliği kimseye söylememelidir. Şeytan onu bu bataklığa düşürdükten sonra yaptığını ona buna anlatarak ikinci, üçüncü, dördüncü kere aynı suçun melekler tarafından kaydedilmesine sebep olmaktadır. Eğer tevbesinde samimi değilse o zaten laneti bulmuş demektir. Tevbesinde samimi ise tevbenin gereği olarak kabahatini gizlemelidir. Bu gizlemeye eşi de dâhildir. Allah Teâlâ ona ömür verir de yaşatırsa tevbe fırsatı da veriyor demektir; fırsatı iyi değerlendirilmelidir. d- Elbette böyle bir faciada nikâhlı erkeğin hakkı bir nebze vicdanı kalmış bir insanı ezip duracaktır. Yani o kadın, eşinin hakkını düşündükçe ezilecektir. Buna denecek bir şey yoktur. Zaten o kadının tevbesini de biz, içine doğru akıp duran gözyaşları olarak anlamaya çalışıyoruz. Elbette ezilecektir. Burada bu kadının eşi ile olan ilişkilerinde eşinin hakkını, onurunu korumayı konuşurken bir de mü'min bir toplumda evli bir kadının zinasının ifşa edilmesi ile oluşacak rezaletin onun eşini de aşıp sayısını Allah’tan başkasının bilemeyeceği kadar mü'min insanı erkeğiyle kadını ile yaralayacağını unutmamak gerekir. Zinanın yayılma sürecinin hızlanmasına sebep olacaktır. Dağ ağırlığında bir suçun çakıl taşı gibi görülmesine neden olacaktır. Meseleyi aile olarak gördüğümüzde, bu ümmetin de bir aile olduğunu unutmadan karar vermeliyiz. e- Kadın gerçekten bu rezilliğin altında ezildiğini hissediyorsa ve boşanmayı kendisi için kurtuluş görüyorsa başka bir gerekçe altında boşanmayı sağlamasını tavsiye ederiz. Ateşe benzin dökmenin hiçbir anlamı yoktur.
boşanma konusundaki diğer fetvalar
İstiharenizi ve rüyanızı bilemem ama siz eş seçiminde acele etmişsiniz, onun karakteri bu imiş zaten, siz geç öğrendiniz. Size tavsiyem şudur: Eşinizin bu yapısını maddeler halinde bir psikologla istişare edin. Psikolog sizi nasıl yönlendirirse onu yapın, ayrılmak veya devam etmek konusunda bilimsel destek almış olun. Allah yardımcınız olsun.
Hanefi mezhebi fukarasına göre bir kadın, evlilik nikâhı akdi esnasında boşama hakkını istediğini söyleyebilir. Erkek de bu şartı kabul ederse kadın, istediği zaman kendisini boşayabileceği hakkı sahiplenmiş olur. Kadının boşama hakkına sahip olması erkeğin bu hakkının iptal edilmesi anlamında değildir. Yani erkeğin boşama konusunda bütün yetkisi iptal edilmiş gibi olmaz. Sadece kadın da boşama hakkına sahip olur. Boşamayı kasteden, evliliği bitirmiş olmayı kesin bir ifade ile beyan eden “Boşadım” gibi cümle ile boşama olur. “Seni istemiyorum, gözüm görmesin, evine git, senden boşanmak istiyorum” gibi cümleler kesinlik değil tehdit ifade etmektedir. Elbette söyleyenin niyeti tekrardan değerlendirilmelidir.
İki tarafın dinlenmesi gereken bir meseleye cevabı, sizin verdiğiniz bilgi çerçevesinde yazmam sizi haklı gördüğüm anlamı taşımamalıdır. Sorunuzun hem hukuki hem de dini boyutları olan karmaşık bir meseledir. Sorunuzu ve sorununuzu olabildiğince anlaşılır hale getirerek madde madde cevap vermeye çalışacağım. Boşanma sürecinde erkeğin kadın üzerindeki sorumlulukları devam eder. Bu, iddet süresi boyunca nafaka verme yükümlülüğünü de içerir. Ancak iddet süresi tamamlandıktan sonra (evliliğin sona ermesiyle), nafaka sadece çocuklar için geçerli olur. Boşanma gerçekleştikten ve iddet bittikten sonra eşinizin evde oturmaya devam etmesi için gereken altyapı hizmetlerini (abonelikler) sizin sağlamanız yönünde bir zorunluluk yoktur. Bu durum mahkemeye bildirilmiş ve mahkeme de bu konuda sizi yükümlülükten muaf tutmuşsa, dinimiz açısından da zaten sizden fazladan bir sorumluluk beklenmez. Dinimizde, bir kişinin kendi mal varlığıyla ilgili tasarruf hakkı vardır. Abonelikleri kapatacağınız vakit mağduriyet oluşturmamak adına durumu eski eşinize önceden bildirmeniz, hak ve hukuka uygun bir tavır olacaktır. Bu süreçte bir aile danışmanından veya dini danışmandan destek almanız faydalı olabilir. Çünkü hem hukuki hem de psikolojik yönü ağır bir süreç yaşıyorsunuz. Dua ve sabır, bu tür sıkıntılı süreçlerde önemli dayanaklar olabilir. Zira Allah sabredenlerle beraberdir.
Sorunuz oldukça anlamlı ve derin bir konuyu ele alıyor. Buna birkaç gerçeğe yer vererek cevap vermeye çalışacağım: Dinimizde soy üstünlüğü meselesi, Allah katında bir değer ifade etmezken, maalesef toplumsal algılar ve uygulamalar açısından tarih boyunca devamlı etkili bir faktör olmuştur. Soy üstünlüğü, İslam’ın geldiği dönemde Arap toplumunda çok güçlü bir gelenekti. Kişiler, hangi kabileden geldiklerine göre değer görür, evlilikler ve statüler buna göre belirlenirdi. İslam bu anlayışı yıkmak için çok çaba sarf etti. Fakat bu tür toplumsal algılar bir anda değil, zamanla değişir. Peygamber Efendimiz (aleyhisselam), Zeyd b. Harise (radıyallahu anh) ile Zeyneb bint Cahş (radıyallahu anha) evliliğini, "soy ve statü farkının evlilikte bir engel olmaması gerektiğini" göstermek için teşvik etti. Zeyd (radıyallahu anh), kölelikten azat edilmiş biri olarak Arap toplumunda düşük bir statüdeydi. Zeynep (radıyallahu anha) ise Kureyş’in asil bir ailesindendi. Bu evlilik, "soy üstünlüğü" algısına bir darbe vurmayı amaçlıyordu. Ancak bu evlilik, uyumsuzluk sebebiyle boşanmayla sonuçlandı. Zeynep bu evlilikten memnun değildi ve farklı karakter yapılarına sahiptiler. Kız çocuklarını gömme gibi uygulamalar, bireysel birer fiil olduğu için bir anda terk edilebilmiştir. İnsanların Allah’a olan korkuları ve ahiret inancı bu tür somut yanlışları bırakmalarını kolaylaştırmıştır. Soy üstünlüğü ise, toplumsal statü ve düzenle doğrudan bağlantılı olduğu için daha derin bir dönüşüm gerektiriyordu. Bu tür algılar, eğitim ve zamanla değişir. Müslüman olarak şunu anlamamız ve gerçekleştirmemiz gerekir: Allah katında üstünlük takva ile ölçülür. Soy veya kabile farkı Allah’ın nazarında hiçbir değer taşımaz. Toplumsal algılar zamanla değişir. İslam’ın soy üstünlüğüne karşı verdiği mücadele, bireysel fiillerden çok daha karmaşık bir dönüşüm gerektiriyordu. İnsanlar arasında dış görünüş veya soy algısı olabilir. Fakat bu sizin inanç ve değerlerinizi etkilememelidir. Peygamberimizin örnekliği, her insanın eşit olduğunu vurgulamaktadır.
Kıymetli kardeşim, evet kocanız bir hata etmiş, tevbe etmesi ve bu günaha bir daha dönmemesi gerekir. Fakat siz de eşiniz de dâhil olmak üzere gizli şeyleri araştırmamayı kendinize ilke edinin. Eşinizin beyanını esas kabul edip ona inanın. Onu affedin ve ailenizdeki mutluluk ve huzuru arttırmak için daha aktif bir yol tutmaya çalışın. Allah'a emanet olun.
Nikahınıza bir zarar gelmedi ama ahlakınız çok zarar gördü. İstiğfar edin, eşinizle aranızı sulh edin. Bunu da ikiniz için de iyi bir ders ve öğüt olarak değerlendirin.