Fetva Meclisi
Soru
Hocam öğle namazının son sünnetinde namazı bozacak bir davranışta bulunduğu halde, namazın bozulup bozulmadığını kestiremediği için, namazı tekrar kılmayıp daha sonra bozulduğunu anlayan sünneti tekrar kılmalı mı?
Cevap
Benzer fetvalar
Aleykümselam.Böyle bir şeye gerek yoktur. Bütün nafileler, önce veya sonra gibi ayrıntılara gerek olmadan 'nafile' niyeti ile kılınabilirler.
Öğlen ve yatsı namazının son sünnetlerini daima dört olarak kılmakta hiçbir sakınca olmaz. “Dörtten az olmaz” demenin sakıncası olur.
Sorunuz fıkhî açıdan değerlendirilirken iki boyut dikkat çekmektedir: 1- Farz ya da nafile bir namaz bozulduğunda hangi namaz kılınıyorsa tekrar aynı namaza niyet edilir, bozduğum, bozulan diye bir kayıt düşmeye gerek yoktur. Üç kere de bozulsa kılınmak istenilen tek olduğu için bir kere kılınır. Ancak fıkhen, namazdan çıkış öyle zihnin karıştığı anda hızlıca yapılabilecek bir şey değildir. Olağanüstü durumlarda geçerlidir. Mesela; namazda bayılmak, can tehlikesi gibi zorunlu durumlarda geçerlidir. Olağanüstü olmayan rekât karışıklığı, vesvese gibi durumlarda yapılacak bellidir: Sıklıkla mesela üçüncü mü dördüncü rekât mı diye kafa karışıklığı yaşanıyorsa az olandan, üçüncü rekâttan devam edilir. Zaten sıklıkla karşılaşılan bir durum değilse o zaman baştan kılınır. 2- Bir vakit namazını üç kere bozacak kadar vesvese yaşamanız tedavi edilmesi gereken bir durum olabilir. Uzman birine danışıp çözüm yoluna girişmeniz iyi olacaktır. Geçmiş olsun, Rabbim afiyet versin.
Selamünaleyküm. Evet, böyle bir Sünnet vardır.
Selamünaleyküm. Ezan okunduğu için namazı bozmak gerekmez. Eğer kıldığımız namaz mesela öğlen namazı idi de biz ona başladığımızda ikindi ezanı okundu ise bu, o kıldığımız namazın vaktinin çıkması gibi bir durum oluşturur ki, kıldığımız namaz bir nafile olarak tamamlanabilir. O namazı da yeniden kılarız.
İkindi ve yatsı namazlarının farzdan önce kılınan sünnetleri gayrı müekked sünnetlerdendir. Yani farzdan önce kılınamaması halinde tekrarı yoktur. Terk edilmesinde de öğlen namazının sünnetlerindeki kadar bir kayıp yoktur. Allah'a emanet olun.
caiz mi konusundaki diğer fetvalar
Dinimizde başkasının doğurduğu çocuğu evlat edinmek yoktur. Böyle bir iş yaparsanız eşiniz için ya da sizin için muhakkak sorun olur.
Umarım bu ifade ile, MİLLETE KARŞI DARBE YAPILAMAZ demeyi kastetmektedirler. Bu ise kasıt, bundan dinen bir sakınca oluşmaz. Eğer kasıt, Allah’ın Şeriat’ının yerine Millet’in Hakim olması yani beğendiğinin uygulanması kastediliyorsa bu bir afettir. Tam anlamı ile bir afettir. İki zıt maksattan hangisinin kastedildiği veya sonucun nasıl tecelli edeceği ise zamanla anlaşılacaktır. Temenni ederiz, yanlış bir mecraya sürüklenmiş olmayalım.
Eğer katılacağınız mitingi sizin için hassas ve önemli konular etrafında yararlı aynı zamanda gerekli buluyorsanız oraya katılanlarla aynı karede olma gibi bir sıkıntıyı aşmış olmalısınız. Sözünü ettiğiniz kişi, sizin Cuma namazını kılmak için gittiğiniz camiye gelecek olsa idi camiyi terk edecek mi idiniz? Daha geniş düşünmek zorundayız. Yaşadığımız şartlar, başımıza gelenler zaruret fıkhı diyebileceğimiz bir fıkıh ile anlaşılmalıdır. Aleni bir haram, açık bir tuzak görmedikçe bu tür faaliyetlere katılmamızda sakınca olmaz. Müdafaa edilen ortak değerler ve onların başında da canlarımız varsa tam anlamı ile bir zaruret var demektir.
Bu ümmetin en zor zamanlarından birinde Allah’a iman davasına büyük hizmetler yapan, dini ve imanı uğruna hayatını zindanlarda geçirmekte sakınca görmeyen bir dava adamı olarak biliriz Said Nursi’yi. Allah ona rahmet etsin. Onu ve bütün çilekeş kullarını cennetlerine aldığında bizi de onlarla buluştursun. Böyle bilir böyle itiraf ederiz. Said Nursi rahmetullahi aleyhin ve eserlerinin etrafında ise şunu söylemeye mecburuz: - Onun iki büyük eseri vardır. Bu eserlerinin birincisi pratik hayatıdır. Eğilip bükülmeyen, kul olarak hata etse de hıyanet etmeyen, taviz vermeyen, zillete rıza göstermeyen kimliği ile bıraktığı pratikliği. Bu onun kitaplarından daha büyük bir eseridir. İkinci eseri de elimizdeki kitaplarıdır. - Bu kitaplardan oluşan eserlerini bir nevi ‘yeni Kur'an’ gibi görmek/göstermek isteyen cahilleri sadece aklı kıtlıkla itham edebiliriz. Onlar için söylenecek başka bir söz yoktur. Kur'an’a hizmet eden eserler düzeyinden onun yerine geçebilecek eserler gibi görülmesini kabul edemeyiz. Bu bir cahilliktir. Said Nursi rahmetullahi aleyhe ve davasına hıyanettir. - Aynı şekilde içi ayetlerle dolu eserleri çöpe atmayı da cahillik ve daha ötesinde bir delilik olarak görürüz. Bu da öyle bir davet adamına karşı terbiyesizliktir. Ondan da önce, içindeki yazılı ayetlere karşı terbiyesizliktir ki, o terbiyesizliğin ucunun nereye dayanabileceğini tahmin bile etmek istemeyiz. - Yine bu çerçeveden olarak, Said Nursi ve eserlerini ümmetin ortak değeri olarak değil de bir zümrenin inhisarında görmek de yanlıştır. Bilhassa yaptıkları,çalışmaları son zamanlarda bütün mü'minlerce reddedilmiş bulunan bir kişi ve fırka ile direk bağlantılı görmek yani ümmetin adamını bir grubun tekelinde görmek hayatı tanımamak olur. Eğer bu kadar kısır bir idrakle bakarsak meseleye çok geçmez, o grup Kur'an’da okurdu der ve ona da tahdit mi getiririz diye endişe edelim mi şimdi? Daha basiretli ve derin düşünmek zorundayız. Biz ümmetiz. Ümmet olarak bin bir rengi barındırıyoruz; çirkin ile güzeli, iyi ile kötüyü, hayırlı ile şerliyi, beyaz ile karayı bir arada tutuyoruz. Ümmetimizin içinde olup bitenlerle ümmetimize mal olmuş kıymetlerimizi karıştıramayız. Allah’tan korkalım. Ahireti düşünerek yapacağımızı yapalım.
İçinde ayet veya mukaddes kelimelerin yazılı olduğu kitapların hatta gazetelerin imha edileceği zaman yakılarak imha edilmeleri gerekir. Çöpe atmak doğru değildir.
Bu uygulamanın Peygamber aleyhisselam ve ashabı ile bağlantılı bir örneği yoktur. Dolayısıyla böyle bir uygulamayı ‘din böyledir’ diye kurallaştıramayız. Dinin içinde kalan mü'minlerin ya da bir grup mü'minin yaptığı iş olarak görebiliriz. Böyle olunca da o konu fıkıh ulemasının tastik etmesi durumunda dinen bir bağlayıcılık taşıyabilir. Aksi takdirde yok hükmündedir. Bu tür tartışılabilir şeylerden uzak durun. Peygamber aleyhisselamın mübarek Sünnet’i ve fukahamızın bereketli içtihatları ortadadır, hepimize yeter onlar.