Fetva Meclisi
Soru
Hayırlı ve bereketli günler hocam, eşim zekâtını Diyanet üzerinden nakit olarak depremzedelere ulaştırmak için arayıp sordu Diyanet’e. Nakit olarak gelen zekâtların sıcak aş, gıda, giyinme vs. neye ihtiyaç hâsıl olursa ona kullanıldığını söylediler. Emin olmak için ikinci kez arayıp sorduk; yine sıcak aş, gıda olarak dağıtım yapıldığını söylediler. Böyle bir durumda zekât olan nakit ödeme bizden nakit olarak çıkıyor ancak aracı kurum bunu gıda, ısınma yahut barınma ihtiyaçlarıyla ulaştırıyor depremzedelere. Bu makbul olur mu hocam? Yani zekât kabul olur mu?
Cevap
Benzer fetvalar
Allah Teâlâ tekrarından ve benzerinden muhafaza buyursun. Söz konusu Maraş merkezli deprem, o gün devletin bile yetişemediği olağanüstü şartları ortaya çıkardı. Kim zengin kim fakir belli değil, herkes ölümle burun buruna ağır bir durum yaşandı. Öyle bir ortam için de verilen fetvalarda bir aş pişirilsin ve insanlar açlıktan ölmesin denebilecek ortamdı. Şu anda Allah’a hamd olsun, öyle bir ortam yoktur. İmkânı olanlar bir yere yerleşmiş, lokantada yiyebilir duruma gelmiştir. İmkânı olmayan fakirler de benzer bir zorluğu yaşamaya devam etmektedir. O günkü fetvalar, güne acil fetvalardı. Şu anda zekât, keffaret ve fitre için bildiğimiz ölçülerle hareket edilmelidir. Fakir bulunmalı ve bizzat fakire temlik edilmelidir.
Allah Teâlâ sizi o makama yüceltsin. O MAKAM diyorum zira sözünü ettiğiniz ve temenni ettiğiniz şey bir yüksek makam meselesidir. O makamın sakinleri de Ashab-ı Kiram ve evliya kimselerdir. Keşke siz de biz de o makama yükselebilsek, keşke! Ne yazık ki, aile kurarken bu yüksek makamı dikkate alamıyoruz, daha sonraki temennileri de hayal olarak görüyoruz. Size tavsiyemiz şudur: Bu temenninize birden yükselmeye çalışmayın. Size sadaka kadar aile saadeti de gerekiyor. Uzun sürecek bir eğitim ve mücadeleden sonra bu noktaya gelmeyi hedefleyin. Şimdilik YAPTIĞINIZ VE KULLANDIĞINIZ HARAM OLMASIN yeter. Allah yardımcımız olsun.
Ticaret yapmak için bekletilen hazır veya hammadde türünden emtianın zekât malı olarak hesaplanması gerekir. Gayrimenkuller de satılmak için bekletiliyorsa aynı durumdadır, onların da hesaplanması gerekiyor. Ne kadar malın zekâtını vereceğimizi hesaplamak için de elimizdeki hazır veya hammadde türünden emtianın maliyetini hesaplarız. Bize maliyetleri itibarıyla mesela beş yüz ise beş yüzünü zekâtını vereceğiz. Zekât vereceğimiz zaman, üzerimize tahakkuk etmiş bulunan borçların düşülmesi gerekiyor. Çünkü tahakkuk etmiş borç kadar olan mal aslında bizim değildir. Aylık ödeme takvimimiz de böyledir. Mesela Ramazan ayında zekât verecek olan mümin, o ay içinde tahakkuk etmiş faturalar ve tahakkuk etmiş işçi bordrolarını eldekinden düşebilir. Zira yirmi gün çalışmış bir işçinin, çalışmasına karşılık olan miktar onun malı değildir. Her ne kadar teslim edilmemişse de o para işçinin hakkıdır; o eldekinden düşülebilir. Elektrik, su, vergi vs. giderleri böyle hesaplayabiliriz. Yalnız müstakbel ödemeleri bu sınıftan saymamız doğru olmaz. Allah Teala infaka muvaffak kılsın.
Elbette bir mü'min olarak, insan olarak kardeşlerimizin başına gelen felaketten sonra üzüleceğiz. Etten kemikten yaratılmış zavallı insanlarız biz. Gerekiyorsa uykumuzdan ve gıdamızdan keseceğiz ve onlar için bir şeyler yapacağız. Fakat ölenle ölmek, boğulanla boğulmak da doğru değildir. Bu hayat devam edecek/etmelidir. Düğün derneğe ara veririz, keyifli oturumlar yapmayız ama hayat devam etmeli. Etmeli ki o kardeşlerimizin acılarına ortak olabilelim, devletin yaraları sarmasına yardım edecek desteklerde bulunalım. Yoksa depremzedelerin sayısı deprem devam etmediği hâlde artmaya devam eder. Bu nedenle şu hususlara dikkat edelim deriz: Deprem uzmanı olmamıza gerek yoktur. Herkesle her an aynı konuları gün boyu konuşup içimizdeki burukluğu derinleştirmemiz yanlıştır. Aynı konuları tekrar tekrar gündem yapmamalıyız. Bu günlerde haber bültenleri biraz da zorunluluktan sadece depremden ve depremzedeleri alakadar eden konulardan oluşuyor. Sürekli haber takip etmek sürekli yarayı kaşımaktır. Bunalan haber izlemeyi azaltmalıdır. Susadıkça tuzlu su içer gibi aynı yaraları gözümüzün içine soka soka anlatan haberleri izlememeliyiz. Şöyle bir soru sorabiliriz: Ben fazla haber izlemesem ne olur? Mesela depremzedelerin mağduriyeti mi artar? Elbette hiçbir fark olmaz. Biz fark etmesek de izlediklerimiz, dinlediklerimiz rüyalarımıza girecek kadar içimize siniyor. Buna bir sınırlama getirmeliyiz. Böyle zamanlarda nafile namaz kılmanın ve sesli Kur'an okumanın çok rahatlatıcı yönü vardır. Denemenizi tavsiye ederim. İşimiz ne ise o işimize yoğunluk getirelim. Mesela iki saat fazla çalışalım. Aile içinde bu gerginliğin birbirimize sataşma nedeni olmaması için bütün bireyler olarak oturup bir “susma, karşı tepki vermeme” sözleşmesi yapalım. Birbirimizi üç ay idare edeceğiz diyelim. Çocuklarımızın yaramazlıklarına biraz daha sabırlı olalım. Duanın rahatlatıcı yönünü asla görmezden gelemeyiz. Dua, acil kurtarıcı yönüyle dilimizde olmalıdır. Ve şu gerçeği artık anlayalım: Dünya budur, böyledir. Hiçbir depreme yakalanmayan da bir gün kendi depremi ile toprağa girecektir, yok bir çaresi. En iyisi ahiretimizi hazırlamak, ahiretimiz için hazırlanmaktır.
Selamünaleyküm. Zekât, fertlerin hakkıdır. Kurumlarda zekât kullanılması fıkıh açısından sakıncalıdır. Topladığınız zekâtları öğrencilere burs olarak verin, her öğrenciden de barınma ücretini talep edin. Giyim kuşam ile alakalı bir sıkıntı yoktur, öğrencilere verebilirsiniz. Öğrencilerin velilerinin zengin olmasının sakıncası yoktur. Allah yardımcınız olsun, zor ama bereketli bir iş yapıyorsunuz.
Allah Teâlâ afetlerden bizi muhafaza buyursun. Âmîn. İtimat ettiğiniz bir kurum üzerinden, Bizzat deprem afeti içinde bulunan kardeşlerimize, Battaniye ve benzeri kullanılabilecek ayni eşyayı gönderebilirsiniz. Gönderdiğiniz eşyanın fiyatı kadar da zekât vermiş olursunuz biiznillah. Yalnız böyle afetlerde kalbi bitmişlerin ibadetlerimizi ve merhametimizi sömürmesine fırsat vermemek için tam itimat ettiğiniz kurumlarla gönderin.
afet konusundaki diğer fetvalar
Allah Teâlâ size sabır versin. Sıkıntınız seyyiatınızın erimesine, derecelerin yükselmesine vesile olsun. Âmîn. Evlerinize veya kapalı bir yere girmeniz risk taşıyorsa, dışarıda yağmur, soğuk ve benzeri bir zorluktan ötürü ayakta durabileceğiniz güvenli bir yer yoksa sadece arabada güvende olabiliyorsanız namazlarınızı arabada kılabilirsiniz.
Cenazenin gusledilmesi yani yıkanması ile alakalı hükümler dirilerle aynıdır. Eğer cenazeyi yıkayacak imkân ve su varsa yıkamak farz olur. Su yok veya kullanılması neredeyse mümkün değilse sağlıklı bir insan bu durumda ne yapıyorsa ölü için de o yapılır. Şiddetli soğuk, mekân yokluğu gibi nedenler tam olarak özür kabul edilir. Cenazeye temasta sorun bulunuyorsa veya bir araya getirilemeyecek şekilde parçalanmış ise cenazeye teyemmüm ettirilir. Diriye nasıl teyemmüm ettiriliyorsa ölüye de o şekilde teyemmüm ettirilir. Bu durumda normal guslettirilmiş gibidir. Bu da mümkün olmayan bir ortam söz konusu olursa devlet yetkililerinin onayıyla o şekilde cenazesi kılınıp defnedilebilir. Allah Teâlâ muhafaza buyursun.
İnsanlık olarak büyük bir musibetle karşılaştık. Allah Teâlâ akıbetimizi hayır kılsın. Beterinden muhafaza buyursun. Âmin. Büyük bir afetin içinde bulunuyoruz. Erkeğimizle kadınımızla hepimizin elinden geleni yapması şarttır. Belki ev hanımlarının deprem bölgelerine gitmesinin anlamı yoktur deriz ama sizin gibi devletin yapılmasını talep ettiği cenaze teçhizi gibi önemli bir görevi yerine getirmek için gitmeniz, hususi bir engeliniz yoksa gereklidir. Allah rızası için mümin kardeşlerinize son görevlerinde yardımcı olmak üzere niyet edin ve güvenli bir ekiple yola çıkın. Biiznillah niyetiniz sayesinde ribat benzeri bir görev ifa etmiş olursunuz. Büyük sevaplar kazanacağınızı umarız. Bu durum normal bir durum değildir. Normal olmayan durumlar için de normal zamanların fetvaları ile hareket etmeyebiliriz. Allah Teâlâ kabul buyursun, işinizi kolay kılsın. Âmin.
Söz konusu durum normal bir yolculuk veya iş gezisi değildir. Tam anlamıyla bir afet yaşanmaktadır. Bir nevi savaş ortamı gibi durum söz konusudur. Bu sebeple sizin gibi, insanlara faydalı olabileceği umut edilen uzmanların özellikle de devlet göreve çağırması durumunda gitmesinin ecir vesilesi olacağını umuyorum. Kadınlar açısından oluşabilecek risk veya muhtemel sıkıntılar da iyi hesap ederek gidilmelidir. Herkesin elinden geleni yapması gerektiği bir zaman dilimini hızlı bir şekilde yaşıyoruz. Allah yardımcımız olsun.
Evet, aklı olan herkesi hayretler içinde bırakacak, uykusunu kaçıracak ağır bir felaket yaşıyoruz. Allah'ın mülkünde aciz kullar olmanın en net tablosunu oluşturduk. Böyle büyük bir felakette kalbi olan herkes sıkıntı çeker. Hiçbir şey yokmuş gibi olmak mümkün değildir. Sabretmek nedir bunu da anlamış olacağız. Böyle bir durumda psikolojimizin ayakta duramayacak hale gelmemesi için şu hususlara önem vermeliyiz: a- Olayın nedeni, niçinleri gibi ayrıntılarına ve bilimsel boyutlu yorumlarına girmemeliyiz. Bilimsel yorumları ehline bırakmak doğru olandır. Gereksiz zihin meşguliyeti oluşturur, korkuyu artırabilir. b- Bölgede sayısını Allah'tan başkasının bilemeyeceği kadar insan kardeşimiz ya öldü, ya da ölümün kovaladığı zor anlar yaşıyor. Hastalık, soğuk, açlık ve çaresizlik içinde kıvranıyor. Elimizden ne geliyorsa profesyonel yollarla onlara ulaşmalıyız. Bir ekmek, bir bardak su bile olsa bir şeyler yapmaya çalışmalıyız. Bizim desteğimiz kimseyi kurtarmasa da bizi vicdan azabından kurtarır. c- Bu olay bize dünyanın niteliğini ve faniliğini iyice izah eden bir ders olmalıdır. “Dünya budur, böyledir” diyebilmeliyiz. Bir matem ortamı oluşturup kenara çekilmek şeklinde olmayan dersler çıkarmalıyız bu olaydan. Dünyanın dost ayırmadığını ama onu iyi kullananı seçtiğini anlamalıyız. Boş “keşkeler” yerine ciddi değerlendirmeler yapmalıyız. Siyaset başta olmak üzere özel menfaatlerimizi bu afetin ve sonuçlarının önüne geçirmemeliyiz. d- Şeytan, bizi içten çökertmek için bu musibeti kullanabilir. Ona alet olmamak için ne gerekiyorsa ihmal etmeyeceğiz. Günlük ibadetlerimizi aksatmamak en başta yapmamız gerekendir. Muhakkak bir zikir programımız olmalıdır. Günde yüz defa şu zikir, yüz defa bu zikir gibi bir plan yapmalıyız. Çokça Kur'an okumak bir çaredir. Özellikle de bu dönemde KEHF suresini sık sık sesli bir şekilde okumalıyız. e- Aile içi ilişkilerimiz, arkadaş çevremiz, akrabalarımız bir nevi ciğerlerimiz gibi etkilidir. Birbirimizi incitmemeye, zaten gergin olan ortamımızı biraz olsun muhabbetle kollamaya önem vermeliyiz. Bu dönemde bari birbirimize daha müsamahalı, görmezden gelmeye çalışır olmalıyız. f- Bu tür musibetler anında iki yoldan birinden gitmek kaderimizdir. Birincisi: Derdimizi konuşup bir kenarda mızmız ederek vakit geçiririz. Elimizden dünya da gider ahiret de. Bu açıkça felaket üstüne felaket olur. İkincisi ise başımıza gelen felaketten sonra her şeyden önce o felaketten maddi manevi ibretler çıkarırız. Elimizden gelen her türlü çareyi kullanırız. Yeni bir hayat ve yeni bir huzur arayışı içinde oluruz. Sonra da Rabbimize sığınır ve dualar ederiz. Bu da bizim dünyamızı huzur olarak kazanmamız ve ahirette ecir sahibi olmamız anlamına gelir. Bu ikinci yolu tercih etmemiz gerekiyor. Dinimiz bunu emreder, akıl da bunu gösterir. Allah yardımcımız olsun.