Fetva Meclisi
Soru
Bütün ibadetlerimizde rükun ve şartlar var. Cihat da bizim için bir ibadet, bunu biliyoruz. Fakat hiçbir yerde bu ibadetin şartları ve rükunları hakkında derli toplu bir bilgiye rastlamadım. Böyle bir usul var mı?
Cevap
Benzer fetvalar
Kastettiğiniz Suriye’deki durum ise elbette cihat farzdır, tam anlamı ile farzdır ama kime ne kadar ve nasıl farzdır, bunu bilmek zorundayız. Mesela İstanbul’daki bir gence hangi cihat ve nasıl farzdır? Heyecanlı bir yürüyüşe katılmak mı yoksa başka bir görev mi? Dinimizi izlediğimiz haberlerin etkisinde kalarak yönlendirmeye teşebbüs edemeyiz maazallah. Bu heyecanlı ve ağlatan haberler geçtikten sonra, şimdi oluşturduğumuz kuralları nereye oturtacağız? Cihat kıyamete kadar farzdır. Onu farz eden de Allah Teâlâ’dır. Biz nasıl yönlendirebiliriz bir hükmü maazallah! Araştırdığımız şudur: Bize her bir fert olarak cihadın nasılı ve ne kadarı düşmektedir; bunu da ehli olan âlimler ve başımızdaki liderler belirler. Dünya hayatının sonuna kadar kalması için gelmiş bir ümmetiz. Hantallaşarak ya da katılaşarak kıyamete kadar sürecek bir projeyi günümüze daraltamayız. Bu bizim için vebal olur. Zannederim şimdiki asıl cihadımız, ilim adamlarımızı, ümmetimize kendisini hoca olarak lanse edenleri ‘bari böyle bir zamanda bir araya gelecek kıvama’ davet etmektir. Onlar bir arada olamadığı sürece günlük Suriyeler, Halepler, Musullar kaderimiz olmaya devam edecektir.
Bu ümmetin en zor zamanlarından birinde Allah’a iman davasına büyük hizmetler yapan, dini ve imanı uğruna hayatını zindanlarda geçirmekte sakınca görmeyen bir dava adamı olarak biliriz Said Nursi’yi. Allah ona rahmet etsin. Onu ve bütün çilekeş kullarını cennetlerine aldığında bizi de onlarla buluştursun. Böyle bilir böyle itiraf ederiz. Said Nursi rahmetullahi aleyhin ve eserlerinin etrafında ise şunu söylemeye mecburuz: - Onun iki büyük eseri vardır. Bu eserlerinin birincisi pratik hayatıdır. Eğilip bükülmeyen, kul olarak hata etse de hıyanet etmeyen, taviz vermeyen, zillete rıza göstermeyen kimliği ile bıraktığı pratikliği. Bu onun kitaplarından daha büyük bir eseridir. İkinci eseri de elimizdeki kitaplarıdır. - Bu kitaplardan oluşan eserlerini bir nevi ‘yeni Kur'an’ gibi görmek/göstermek isteyen cahilleri sadece aklı kıtlıkla itham edebiliriz. Onlar için söylenecek başka bir söz yoktur. Kur'an’a hizmet eden eserler düzeyinden onun yerine geçebilecek eserler gibi görülmesini kabul edemeyiz. Bu bir cahilliktir. Said Nursi rahmetullahi aleyhe ve davasına hıyanettir. - Aynı şekilde içi ayetlerle dolu eserleri çöpe atmayı da cahillik ve daha ötesinde bir delilik olarak görürüz. Bu da öyle bir davet adamına karşı terbiyesizliktir. Ondan da önce, içindeki yazılı ayetlere karşı terbiyesizliktir ki, o terbiyesizliğin ucunun nereye dayanabileceğini tahmin bile etmek istemeyiz. - Yine bu çerçeveden olarak, Said Nursi ve eserlerini ümmetin ortak değeri olarak değil de bir zümrenin inhisarında görmek de yanlıştır. Bilhassa yaptıkları,çalışmaları son zamanlarda bütün mü'minlerce reddedilmiş bulunan bir kişi ve fırka ile direk bağlantılı görmek yani ümmetin adamını bir grubun tekelinde görmek hayatı tanımamak olur. Eğer bu kadar kısır bir idrakle bakarsak meseleye çok geçmez, o grup Kur'an’da okurdu der ve ona da tahdit mi getiririz diye endişe edelim mi şimdi? Daha basiretli ve derin düşünmek zorundayız. Biz ümmetiz. Ümmet olarak bin bir rengi barındırıyoruz; çirkin ile güzeli, iyi ile kötüyü, hayırlı ile şerliyi, beyaz ile karayı bir arada tutuyoruz. Ümmetimizin içinde olup bitenlerle ümmetimize mal olmuş kıymetlerimizi karıştıramayız. Allah’tan korkalım. Ahireti düşünerek yapacağımızı yapalım.
İnna lillahi ve inna ileyhi racuûn. Allahüme’curna fi musîbetina hazihi ve ehlifna hayren minha. Âmîn. İnsanlık büyük bir darboğaza doğru yaklaşmıştır. Tarihten hikâyelerini okurken kolay olan şeyleri yaşamak zormuş, bunu iyice anladık şimdi. Kitabımız Kur'an’ımız neden onlarca kere ÖNCEKİ ÜMMETLER konusunu önümüze getiriyor bunu anladık. Nuh aleyhisselam zamanındaki tufanın alt yapısını, işleyişini, ağırlığını ve neden sonra insanların her şeye yeniden döndüklerini anladık. Anladık inşaallah. Bu, elimizin kolumuzun, dillerimizin bağlandığı garip dünyada olanca çığlığımızla şunu deriz de başkasını bilmeyiz: Hasbunellah. Hasbunellah. Hasbunellah. Bizim için bu zaman, bu kaos ortamı tam bir ibadet ve Allah’a avdet zamanıdır. İbadetleri artırmalı, dua ve zikri yoğunlaştırmalıyız. Gafletimiz sürerse ve bir zaman sonra hiçbir şey olmamışa dönersek maazallah, bizim için böyle muhtemel bir sonuç felaketten daha büyük bir felakete neden olabilir. Erken uyanmak ve büyük bir gayret ve samimiyetle; • İstiğfarlar ederek, • Günahlarımızdan tevbeler ederek, • Kul haklarından helalleşerek, • Kaza namazlarımızı kılarak, • Zikirler yaparak, • Kur'anlar okuyarak, • Ailemizi muhkem bir kaleye çevirip, içinde cenneti kazanacağımız bir yuvaya dönüştürerek, • Bu belayı, Allah’a dönüş için bir milat yaparak silkinirsek Allah’tan umut ederiz ki bizi mahcup etmez ve tertemiz kullar durumuna gelmemizi kolay kılar. Şuna hazır olalım: Allah’ın kullarından bazıları, böyle bir felaketi bile battıkları çukurdan çıkmak için kullanmak yerine hiçbir şey yokmuş gibi hatta “biz ettik, biz becerdik” sözleri ile geçiştireceklerdir. Tarih hep böyle görmüştür insanları. Bundan daha büyük belalar bile, nasibi olmayanları uyandıramamıştır. Gaflet ve dalalet böyle bir şeydir. Mecburen bu durumda, “biz” ve “onlar” demek zorunda kalacağız. Biz uyanıp Rabbimize döneriz, onların hâli de Allah’a kalır. Yarın, Allah’ın lütfu ile bu beladan kurtulduğumuzda birilerinin “belayı yendik, ezdik geçtik, bir daha gelemez…” gibi çürük sözlerine hazır olalım. O sözleri duyunca da onlar adına ve onlara bu fırsatı vermede kusurumuz olabileceği için bizim adımıza hep beraber yine istiğfarlar edelim. Budur dünya, böyledir dünya. İlk gününden beri böyledir, son gününe kadar böyle gidecek. Şaşmaya gerek yok, elimizde Kur'an’ımız var. Bildik bunları önceden, önceden. Elhamdülillah.
Selamünaleyküm Allah'a ve ahiret gününe iman etmiş olan her mümin Suriye'deki durumun, İslam'ın ve insanlığın aleyhine olduğunu ve git gide de durumun daha da ağırlaştığını anlar, bilir. Buna göre de hiç bir mümin, oradaki durumu sıradan bir olay, 'beni ilgilendirmez bir durum' olarak göremez. Ahirete iman ile böyle düşük bir anlayış kesinlikle aynı kalpte birleşemez. Suriye için bir şeyler yapmak imanımızın gereğidir. Yapılacak şeyin ne olacağına karar vermek ise en az o yapılacak iş kadar önemli olmalıdır. Bugün, bizim şehirlerimizden oralara cihat maksadı ile gidenlerin binlerce kere daha fazlası oradan buralara gelmiş durumdadır. Oradaki gençlerin buraya gelenlerinin yerine buradan oraya gidenlerin bulunması, oturulup müzakere edilmesi gereken bir durum olmalıdır. Özellikle tekit ederek söylüyorum: Suriye'deki durum tam anlamı ile bir cihat durumudur. Cihat ise mümin insanın kulluğu ile alakalıdır, asla savsaklanamaz! Bunu bir kenarda bekleterek şu tespitleri yapmak isterim: 1- Suriye'de büyük bir cihat ortamı vardır. Küfür dişlerini göstermiş, Müslüman insanın kanı akmıştır. Durum cihat açısından nettir. 2- Suriye'de maalesef diş gösteren küfürle beraber bir iç fitne de kök salmıştır. Müslümanlar arasındaki Şiilik fitnesi orada bir yayılma ve kökleşme dönemine girmiştir. Suriye öncesine göre bugün Şiilik, daha düşmanca bir yayılma ve imha hamlesi içindedir. Suriye, önümüzdeki yakın dönemde unutulması zor Şiilik facialarına sahne olmuştur. Oraya gidenler için bu ayrıntı, gitmenin önemi ve riski bakımından önemlidir. 3- Bir başka sorun da şudur: Suriye'de Müslümanlar arasındaki gruplaşmalar kök salmış ve özellikle Selefîlikle tesmiye edilenler ile diğer gruplar arasında, birbirlerinin kanı pahasına da olsa derin sürtüşmeler süregelmiştir. Bunun doğurduğu sonuçlardan biri olarak da ne yazık ki, 'fiili cihadı sadece Selefi akımın yapabileceği, onlar yapınca da ölçüsüz cihat yapar ve zarar verirler' şeklindeki algı da derinden derine inandırılmaya başlanmıştır. Gidecek kardeşlerimizin böyle bir saplantıya alet olmaları, yapmayı murat ettikleri cihada ters düşeceklerini bilmeleri gerekecektir. 4- Suriye'de bugün, savaşacak insandan çok desteği işe yarayacak insana ihtiyaç vardır. Bilhassa siyasi kimliği olanların desteği daha da önemli durmaktadır. Bizi ziyarete gelenlerle yaptığımız istişarelerde, bunu açıkça beyan ettiklerine şahit olduk. Netice olarak şu noktaya gelmek isteriz: Gençlerimizin Türkiye'den oraya cihat etmek için gitmelerinin FARZ-I AYN diyebileceğimiz bir düzeyde olmadığını düşünüyoruz. Yerinde ve işe yarar bir iş yapmak için gidilebilir belki ama bu, bütün FARZ-I AYN olmayan ibadetler hükmündedir. Mesela ebeveyn izni olmadan gidilmesini caiz görmüyoruz. Burada yapmaları gerekenlerle orada yapabilecekleri arasında makul bir denge olması ise ayrı bir zarurettir. Gençlerin heyecanla iş yapıp en azından daha faziletli olandan mahrum olmamalarını tavsiye ediyoruz. Heyecanla aklı, akılla realiteyi birleştirmemiz gerekir. Bu da ciddi bir istişare ile mümkündür. Selamünaleyküm. Nureddin YILDIZ facebook.com/nureddinyildiz twitter.com/nurettinyildiz İnstagram.com/nureddinyildiz
Allah size sabır versin. Bu durum anlattığınız gibi ise yasal süreç işleterek ayrılmanız durumunda bir vebale girmeyeceğinizi aksine kendi sağlığınız ve geleceğinizi koruyacağınızı düşünürüm.
Selamünaleyküm. Nasıl şeytan, namazımızı ifsat etmek için akla hayale gelmez fitneler üretiyorsa aynı şekilde diğer ibadetleri de hakkıyla yapmamızı engellemek için fitneler üretmektedir. Mü'min insanın cihat etmesi en büyük ibadetlerdendir. O ibadeti hakkıyla yapabilmek için belli bir sıralamanın, zamanlamanın gözetilmesi şarttır. Farzı ayın olanları varken farzı kifaye olan işler üzerinden ecir beklemek efdal olan değildir elbette. Yine de cihat gibi bir ibadeti eda etmekle meşgul olan kardeşlerimizin niyetlerini Allah'a bırakmak uygun olandır. Biz, evla olanın oralara gitmek olmayacağını düşünürüz ama onların niyetlerini irdeleme hakkımızın olmadığını da biliriz.
cihad konusundaki diğer fetvalar
Elbette kıyamete kadar cihat farzdır. Bunu kimse değiştiremez. Ama kimi yerde cihat kalemledir kimi yerde de dilledir. Bazı yerlerde ise silahladır. Mesela sizin bulunduğunuz yerdeki cihadınız hangi cihattır? Filan yerde zulüm altında olan Müslümanlar varsa, bu onların bağlı olduğu bir Halife'nin olmayışındandır. Bizim gidip onların yanında cihat etmemizin bir yararı yok ki! Onlara siyasette güçlü, malı olan, sözü geçen mü'min kardeşlerinin desteği gerekiyor. Bu da onlara bize hangi cihadın farz olduğunu gösterir bir işarettir.
Bu dönemin mücahidi ve bütün dönemlerin mücahidi, Allah'ın karşısına çıkardığı imtihanı anlayıp o imtihanı kazanmaya çalışandır.
Hayat olduğu gibi cihattır. Kaliteli ve helal yemek yeme mücadelesi bir cihattır. Salih insanların beraberinde bulunmak yani iyi insanlarla beraber olmak için uğraşmak bir cihattır. Siyasi zulümlere ezilmeden onurlu bir Müslüman olarak yaşama azmi bir cihattır. Çocuk yetiştirip Ümmet'i çoğaltmak bir cihattır. Kur'an'la baş başa saatler geçirmek bir cihattır. Cihat, hayatı Allah'ın razı olacağı şekilde yaşamaktır. Cihat dolu bir dünyada yaşıyoruz. Gayret edip mücahit olacağız. Allah'a emanet olun.
Öncelikle bir hakikati vurgulamakta fayda olacaktır: Ateş düştüğü yeri yakıyor. Ateşin kenarında ondan etkilenenle içinde yanan etkilenmede asla aynı değildir. Kışın etkisini filmde veya sıcak sobanın yanında hissetmek var dağ başında fırtınada hissetmek var. Örnek olarak ele alacak olursak, Filistin’deki kardeşlerimizin bir asra yaklaşan zulüm döneminde çektiklerini filmlerden izlemek veya toplantılarda slogan atmakla, zalim Yahudi’nin dipçiği altında, tank paletlerinin altında tişörtü yırtılmış çocuğun psikolojisi ile hissetmek kesinlikle aynı değildir. Gerçekçi ve samimi olmak zorundayız. Barış kavramını abartan ve cihadı sadece savunma hareketi olarak görmeyi yeğleyen bazı yazarlar, bu tür eylemleri caiz görmemektedirler. Onların görüşlerini tepme hakkına sahip değiliz. Onların görüşü de nihayetinde bir ictihaddır.
Selamünaleyküm. Bu ağır bir iddia olur. Çünkü size farz olması oradaki meseleyi çözmüyor. Orada bir savaştan çok siyasetten desteklenen bir zulüm vardır. Bu zulüm de masalardan yürütülmektedir. Müslümanların masalardaki cihadı ifa etmeleri gerekir. O da her zaman üzerimizde farz bir ibadettir.
Selamünaleyküm. Bir kişinin bir vakit namazına vesile olmak cennetin ta kendisidir.