Fetva Meclisi
Soru
Hocam eşimin ailesi uzakta yaşıyor. Ben de şehir dışında çalışıyorum. Eşim ailesinin yanına gitmek istiyor. Sizin videonuzda kadının mahremsiz yolculuk yapamayacağını dinledim. Çocuklarım dört ve altı yaşlarında, küçük oldukları için mahrem sayılırlar mı? Ne yapmamız gerekiyor?
Cevap
Benzer fetvalar
Aleykümselam. Mahremsiz yolculuk kadın için caiz değildir ama ağır zaruretler durumunda bir yolculuk yapılabilir. Zaruretin ağırlığı veya normalliği ise sizin belirleyebileceğiniz bir durumdur.
Meselemiz yolculuk meselesidir. Seksen km mesafeden daha uzun mesafelerin gidişi bir yolculuk, dönüşü ise ayrı bir yolculuktur. İki ayrı yolculuk gibi görünüz meseleyi.
Kadının doksan km’den uzun bir yola yalnız çıkması nehyedilmiştir. Yanında bir mahremi bulunması istenmiştir. Bu mahrem, ulemanın cumhuruna yani çoğunluğuna göre baliğ olmasa da olur. Büluğ çağına yaklaşmış yani on yaşları civarında bir çocuk olması yeterlidir. Hanbeli uleması ise bunu baliğ çocuk olarak kaydetmişlerdir.
Aleykümselam. Sizin gitmenize bir şey diyemeyiz. Eşinizin ve çocuklarınızın gitmesinin de dinen bir sakıncası yoktur ama işe biraz da akılla bakmak gerekir; farz değil vacip değil umre!
Selamünaleyküm. Annesi ile alakalı zaruri bir durum olursa yapabilir.
Çocuklar mahrem sorular sormaya başladıklarında, onların yaşlarına uygun olacak cevaplar ile başlanmalıdır. Çocuk ne kadar soruyorsa o kadar cevap verilmeli. Hangi konuyu soruyorsa o konu ile iktifa etmelidir. Soru soran çocuğu da azarlamamalı, savsaklamamalıdır. Anlayacağı şekilde ikna etmeye çalışmalıdır. Bu arada da çocuğun kaçak yollardan bilgi edinmesine mani olmalıdır anne babası.
aile konusundaki diğer fetvalar
Böyle bir şey hiç yakışık almaz, ikiniz için de zulüm olur bu. Belirttiğin gibi bir durum varsa bitirin beraberliğinizi.
Daha önceki cevaplarımızı şu adresten okuyabilirsiniz: https://www.fetvameclisi.com/?s=do%C4%9Fum+g%C3%BCn%C3%BC
Pek güzel yapmışsınız. Gösterdiği tavrı ile de sizin cevabınızın ne kadar isabetli olduğu anlaşılmış. Evlerimizin mahremiyetini korumayacak, o mahremiyet uğruna tedbirler almayacaktık da ne güne Müslümanız? Pek güzel etmişsiniz, sizi tebrik ederim. Kimseden size hak geçmedi, üzülmeyin.
Kimse, kimse ile konuşmak zorunda değildir. Yasak olan kin gütmek, küs kalmaktır. Konuşmamak bir mesafe koymaktır. Konuşma durumunda aranızda sorun olacaksa bir mesafe koyarak beraberliği sürdürmek en iyisi olur. Bundan da ne imana ne amele bir zarar gelmez. Daha ileri götürmemeye bak sen. Allah yardımcın olsun.
Müslüman bir kız “kaçmak” kelimesini kullanmamalıdır. Müslüman kızın bu kelime ile lekelenmesi dünyasını da ahiretini de batırabilir. Eğer aranızdaki nikâh, Şeriat’ımızın ölçülerine göre muteber bir nikâh ise sizinkine kaçmak denmez. Evet, üzülen olur ailenizden, yanlış yorumlayan olur ama siz kaçmış olmazsınız. O nikâhınızdan babanızın haberi vardı ise şimdi kimsenin size diyeceği olamaz. Şunu iyi bilin ki: Ailelerinizi ezerek gittiğiniz yol sizin için er veya geç uçurum olur. Dikkat edin. Sabredin, rıza ile yapın yapacağınızı.
Şunu dinden bir parça gibi bilmek zorundayız: Anne babalara karşı alttan almamız, onları incitmeden yaşamaya çalışmamız Allah’ın en büyük emirlerinden biridir. Bunun aksi de en büyük günahlardandır. Bunun tartışılabilecek bir boyutu da yoktur. Bu temel kuraldan sonra şunu söyleyebiliriz: Anne ve baba, Allah’a karşı asi olma niteliği olan bir şey isterse ona itaat etmemiz gerekmez. Mesela Cuma namazına gitmemeyi emrederse itaat etmeyiz. Çünkü Cuma namazı kati bir emirdir, kılınmaması Allah’a isyandır. Onların böyle bir emrine itaat etmeyiz ama bu itaat etmeyişimizi kabalıkla değil nezaketle iletiriz onlara. Bu itaat etmemeyi de onlarla mevcut diğer ilişkilerimize de sıçratmayız. Bir de, insan olarak kaldırılamayacak nitelikteki taleplerine de cevap vermek zorunda değiliz. Hatta örf olarak uygun olmayan taleplerini de yerine getirmemiz gerekmez. Saliha veya uygun bir eşi, sırf onların mesela göz zevkine uygun değil diye boşamayı emretmelerine itaat etmemiz gerekmez. Çocuklarımızı mü'min ve saygın kimseler olarak yetiştirmemize mani olmalarına da müsamaha edemeyiz. Bütün bunlarda yine nezaket ve alttan alma temel karakterimiz olacaktır. Babanızın sizi kendi iş yerinde görmek istemesine gelince, durum şöyledir: Bir kere babanızın da hatırını sayacağı akrabalarınız veya yakınlarınızla bu durumu sorunsuz çözmeye çalışmanız gerekir. Fevri bir karar vermeyin asla. Elbette, ahiretimi alayım da dünya ne olursa olsun tarzında bir anlayışla babanızın yanında kalırsanız net kazanan olursunuz. Ama bunu yapmak zorunda değilsiniz. Eğer babanızın iş yerinde mesela kadınlar da çalıştığı için sizin harama bulaşma riskiniz varsa nezaketle rica edip ayrılabilirsin onun yanından. Öyle bir durum yoksa ve beraberliğiniz sizin ailenizi idare etmenizi ekonomik ve sosyal olarak sıkıntıya sokuyorsa babanızdan müstakil bir iş kurabilirsiniz. Yalnız bunu yaparken “yasal hakkını kullanan bir vatandaş” kabalığı ile yapmayasınız sakın. En nazik ve en ricacı kimliğinizle yapın bunu. Bu tavrınız sizin, babanızdan kopuşunuz gibi olmasın. Zorunluluk sizi buna mecbur etsin, diğer işlerde ise kapısında ve ayağının dibinde olun.