Fetva Meclisi
Soru
Hocam, eşimi kaybettim. Arkadaşlarım tekrar evlenme, çocuklarına bak, peygamberimiz çocuklarına bakıp evlenmeyen dul kadının cennete gireceğini söylüyor dediler. Evlenmem günah mı, bana ne tavsiye edersiniz?
Cevap
Benzer fetvalar
Allah’ın helal ettiği bir işi size kimse yasaklayamaz. Çocuklarınızın bu konudaki hak iddiaları boş bir söz ve edep dışılıktır. Onlar evlenip evlerinde keyif sürerken sizin evde dul beklemenizi istemeleri diye bir hak yoktur. Belki küçük olsalar da evlenmeniz onları süründürecek olsa “biraz daha sabretsen iyi olur” diyebilirdik size. Bu durumda ise Allah’ın size verdiği hakkı kullanın. Ashab-ı Kiram kadınları eşleri şehit düştükten sonra iddetini bekleyip evlendiler. Göklerin yerle bitişik olduğu bir zaman ve ortamda onları kimse ayıplamadı. Helal ve uygun bir evlilik fırsatı bulduğunuzda hemen evlenin, tereddüt etmeyin. Mübarek olsun.
Sizin zevkiniz de bir kaderdir. Sizin, engel gördüğünüz şey de neticede bir kaderdir. İçiniz rahat etsin. Allah sizi yalnız bırakmaz. Biz onun kullarıyız. O bize hayır diler. Biz ise sadece hoşumuza giden işleri hayır zannederiz. Kim bilir şu anda dul bir kadın olma durumundan sizi kurtardı Allah ama siz bunu, evlilik olmadı diye yorumluyorsunuz. Sabırlı olun. Evlenmek haktır, güzeldir, gereklidir ama hayatın kendisi değildir. Öyle veya böyle kaderiniz sizi şu anda bulduğu gibi bulmaya devam edecektir. Üzerinize düşeni yapın siz. Evhamlanmayın, abartmayın, dertlenmeyin. Allah Kerim’dir.
Değerli kardeşim, sakın ahirete ait bilgileri bu dünya bilgileri ile değerlendirmeye kalkmayınız. Orası cennet, burası dünyadır. İsimlerin benziyor olması pratiğin de benziyor olacağını göstermez. Biz burada “üzüm” diyoruz ama cennetteki üzümün sadece adı dünyadakine benzer. Ahirete ait ne biliyorsanız bu kural dâhilinde bilin onu. Orada zulüm ve haksızlık yoktur. Ne varsa o mahza adalettir, rahmettir. Cennete girmek için mü'min olarak ölmek şarttır. Ancak mü'min olarak ölebilenler cennete girecek ve orada buluşacaklar. Buna eşler de dâhildir. Eşlerden birinin mü'min olarak ölmemesi durumunda eşi cennette olduğu için onun da cennete girmesi mümkün değildir. Cennet varlık olarak bir tanedir ama kendi içinde mü'minlerin birikimlerine göre farklı cennetler olacaktır. En yükseği FİRDEVS cenneti olan pek çok cennet vardır. Mü'minlerin dünyadaki birikimleri orada bir kere SÜBHANELLAH demeyi fazla yapan biri için bile olsa karşılığını bulacaktır. Bunun için de aynı cennetin içinde olsalar bile bu üstünlük farkı yaşanacaktır. Eşler için de geçerli bir kuraldır bu. İkisi de mü'min olarak ölse bile birinin sevap fazlası daha çok ise onun karşılığını derece olarak orada görecektir. Cennetteki dereceleri farklı olsa bile Allah Teâlâ eşleri ve çocuklarını cennetlerden birinde bir araya getirebilir. Bu onun kullarına lütfu olur. Hak ettikleri cennet ve dereceler farklı olur ama bir araya gelebilirler. Böyle bir durum dünya hayatında bile mümkün iken cennette neden olmasın?
Evlenmek istemek fıtri bir durumdur, kardeşler olarak bunun hayırlısını istemeniz çok güzel. Evlilik hayırsız bir eş olduktan sonra evlenerek hem dünyanızı hem de ahiretinizi kaybetmeniz daha mı iyi; Rabbim böyle evlilikten herkesi korusun. Siz en güzelini yapıyorsunuz, sakın çevrenizin dediklerine kulak asmayın. Evliliğin yaşı yok ki evlilik yaşı geçmiş olsun. Evlilik kişinin tercihiyle yapılır şüphesiz ama Rabbimizin kaderi olduğunu da unutmamak gerekir. Allah her kulunu her an görür, duyar. Biz hayırlısını isteyelim, kalbimiz ile razı olalım, başımıza ne gelirse gelsin hayırlısı buymuş diyerek teslim olalım. Bakın o zaman nasıl da kalbimiz huzurlu olur. Onlar istemediğiniz dua etseler bile âmin demeyin, sizin duanız olmasın. Rabbimiz ile bağınızı hiç koparmayın. Dikkat edin, şeytan kulluğunuzu unutarak evlilik konusunu sizin çıkmazınız yapmasın. Kendinizi geliştirmeye bakın, güzel çevreler edinin, evlilik konusunda büyüklerinizden yardım isteyin ve istişarede bulunmayı ihmal etmeyin onlarla. Bekârlık da bir imtihan, evlilik de; sakın unutmayın! Cenneti kazanmak için bize verilmiş olan dünya hayatını güzel değerlendirelim. Rabbimizden hayırlısını ve vereceği her şeye kalbimizin de razı olmasını istemeyi ihmal etmeyelim.
Aleykümselam. Velev çocuklu olsun, dul kadınla evlenmenin hiçbir sakıncası yoktur. Ne var ki, evliliği uzun süreli düşünmemiz gerekmektedir. Bekar biri ile evlenmemeniz durumunda uzun vadede sizin iffetiniz ve aile huzurunuz açısından olumsuz bir sonuçla karşılaşabilirsiniz. 'Kırk kere ölçüp bir kere biçmek' deniyor ya, öyle bir hesap yapmalısınız. Meselenin bir de o hanım kardeşlerimizin psikolojisi açısından ele alınması gerekir ki, o durumda da sizin açınızdan olumsuzluk olabilir. Yaşınıza uygun ve fiziki güzelliği size hoş gelen bir eş adayı arayın. Durumları siz de görüyorsunuz. Çok dua edin. Allah yardımcınız olsun.
Şu hayatta kimin her istediği, istediği gibi olmaktadır? Biz, yazılan kaderimizi yaşıyoruz, kendi kaderimizi yazma imkânımız yoktur. Sizin evlenmeniz olduğu gibi kaderinizdir. Size iki şeyi hatırlatmak isterim: Birincisi “evlenemiyorum” diyebilmeniz için beklemeniz gereken süreyi nasıl belirlediniz? Evlenmenin yaşı mesela yirmi olarak son mudur? Zihninizdeki olguları bedeniniz ve hayatınız için son kanun olarak mı görüyorsunuz? İkinci olarak da şunu düşünmenizi tavsiye ederim size: Evlenmek mutluluğun garantisi midir? Milyonlarca genç kadın “dul” vasfı ile hayat sürdürüyorlar. Allah sizi, “dul” kalmanız anlamına gelebilecek evliliklerden korumuş olamaz mı? Hayata daha geniş açıdan bakmaya çalışalım. Yapabildiğimizi yapıp tedbir alalım ama olmayana esef etmeyelim. Allah yardımcınız olsun.
Ashab-ı Kiram konusundaki diğer fetvalar
Peygamber aleyhisselam efendimizin balık eti yediğine dair elimizde bilgi vardır. Ashab-ı Kiram balık eti biliyorlardı. Mekke ve Medine sahil kenarında değildir ama sahil şehirleri ile bağlantıları vardı.
Dinimizi ancak Ashab-ı Kiram gibi yaşarsak Allah'ın rızasını kazanabiliriz. Konuyu “tarikatlar” başlığı altında ele aldığımızda adeta her tarikat aynıdır anlamına gelebilecek bir yanlışa işaret etmiş oluruz. Tarikatlar olarak değil de sünnete uygunluk olarak bakmalıyız. Sizin de gördüğünüz gibi sonradan geliştirilmiş bazı rutinlere ibadet değeri katılmaya çalışılmıştır. Bir mümin olarak sizin kalbiniz onu kabul etmemiş. Aslında onlar da yaptıklarının esasa bağlı olmadığını biliyorlar ama bir tür kendilerini rahatlatacak iş yapmayı tercih etmektedirler. Bidat yoğunluklu merkezlerde bulunursanız sadece kendinizi ve zevklerinizi tatmin edebilirsiniz. Allah'ın rızası Peygamber aleyhisselamın sünnetine sarılmaktadır. Sağa sola çekmeden “Hangi sahabi bunu yaptı?” sorusuna cevap verilebilecek şeyleri ibadet olarak yapmak gerekir. Siz böyle durumlarda evinizde oturup Kur'an okuyun. Doya doya okuyun. Zikirler yapın. Nafileler kılın. Biiznillah huzur bulursunuz. Allah'ın rızasını bulursunuz.
İmtihan dünyasındayız. İmtihanımız küffarın eli ile olduğunda ona hazır olacağız. İçimizden birileri ile olduğunda ona hazır olacağız. Dindar bildiklerimizden de imtihan çekebiliriz. İmanımızı ve kimliğimizi her hâlükârda korumak bizim görevimizdir. Her türlü saldırıya hazır bekleriz, bunun adı imtihandır.
Dinin beş temelinden biri olduğu hâlde bazı zengin Müslümanların zekâtı ihmal etmeleri, bazı Müslümanların namazı kılmamalarıyla aynı pencereden anlaşılabilir. Namaz esasen zekâttan daha kolay bir ibadet olması ve cebe de dokunmamasına rağmen ihmale uğrayabiliyor. Bu bir iman meselesidir. Allah’a teslimiyet oranıyla alakalı bir durumdur. Allah’a teslim oluşumuz sadece zihindeki bazı kabullerle olduğu gibi fedakârlığın çeşitli oranlarda buna eklenmesiyle de gerçekleşebilir; herkesin Allah’a teslimiyeti (Müslümanlığı) farklı olduğu içindir bu. Zekâtta esneme ve aksama gösterenler de aslında imanlarından kaynaklanan bir problemden ötürü böyle yapmaktadırlar. Zekâtı inkâr etmedikçe dinden çıkılmayacağı doğrudur fakat Kur’an-ı Kerim, namaz ve zekât ibadetlerini Müslüman olup olmadığımızın en canlı göstergeleri olarak ortaya koymaktadır. Zekâtın ihmali de kişinin imanındaki pürüzden ileri gelir. Bu sebeple namaz kılan ama zekât vermeyen bir profile çok nadir rastlayabiliriz; zira bunların ikisi bir bakıma aynı şeylerdir. Mal sevgisi, bireysel takıntılar veya başka sebeplere de bağlanabilecek bu hususun ana nedeni iman meselesidir. Ashab-ı Kiramın böyle sorunlarının olmayışı, cennet ve cehennem olgularını kendilerinden uzak birer hikâye konusu gibi görmemelerindendi. Bu da ancak imanın yüksek tonajıyla gerçekleşebilecek bir kıvamdır.
CEMAAT ümmettir. Bir grup veya birliktelik cemaat olarak anılıyor olsa da o semboliktir. Dolayısıyla sizin veya bir başka müminin camide namaz kılması belirttiğiniz cemaatte olması anlamına gelmiyor. Aynı şekilde bir tarikatta veya vakıfta ya da bir büyüğün himayesinde olması da cemaatte olduğu manasına gelmez. Bir bütün olarak ümmetin içinde olan ve ümmetin değerlerini muhafaza eden, dininden taviz vermeyen, sünnete sarılan, Ashab-ı Kiram’ı izleyen mümin cemaattedir.
Ashab-ı Kiram böyle bir şey bilmiyorlardı. Onlar Kur'an’ı ve Allah’ın isimlerini beyinlerine nakşettiler. Kur'an da onları cennete taşıdı. Onların yaptığını yapan, onların kazandığını kazanır. Bizim gibi yazı çizi ile hayal kuranlar da hayal görür dururlar. Aklımızı başımıza alıp onların çizgisine dönmek zorundayız. Allah yardımcımız olsun.