Fetva Meclisi
Soru
Hocam kayınvalidem, beni ve bebeğimi bağlı olduğu tarikatın sohbetine götürdü. Kur’an ve esmalar okundu ve dualar edildi. Topluca râbıta ve zikir yaptılar. Kadınlar zikirde kendilerinden geçti ve ne saç kaldı ne baş. Bu durum dinen uygun mudur? En son dua ederken herkes dua istiyordu ve topluluk âmin diyordu. Ben de bebeğimin salihlerden olması için dua istedim ama duayı yapan kadın şeyhimize mürit olsun dedi ve herkes âmin dedi. İçim yandı, duaları kabul olursa diye korktum çünkü bana tuhaf geldi bazı şeyleri. Bu dua vesilesi ile evladım yanlış hallere düşer mi? Sizce o değişik şekilde zikir yapan topluluğa katılsam mı? Bebeğim öyle şeyleri görerek büyüyecek acaba hata mı etmiş olurum?
Cevap
Benzer fetvalar
Her şeye rağmen eşler aralarındaki eşliğin gerektirdiği sevgi ve saygıyı yitirmemeye çalışmalıdırlar. Peygamberlerin de eşleriyle bu tür sorunları oldu ama onları boşamayı denemediler. Evet, Müslüman'ın kendi evinden vurulması çok ağır bir imtihandır fakat bu bir imtihandır. İmtihanlar bizim isteğimize ve keyfimize göre olmayacaktır elbette. Kesinlikle sabırlı ve nazik olacaksınız. Sizin tartışmanızda nazik olan kazanacaktır. Her işte sabırlı olanlar, kabalığa başvurmayanlar sonuca ererler. Allah Teala size böyle bir imtihan takdir buyurdu ise siz bunu kazanmaya mecbursunuz. Zira, namaz kılmak için gösterdiğiniz gayretten sevap kazandığınız gibi eşinize tahammül etmekten de sevap kazanacaksınız. Zor ama gerekli bir uygulamadır bu. Aman sabredin, seviyenizi düşürmeyin. Kopacaksa koparan diğeri olsun. Çocuklarınızın gözünde de iyi örnek siz olmalısınız. Allah'ı ve Peygamber'ini sevmenin gereği budur. Allah'a emanet olunuz.
Başımıza musallat olmuş düşman belası kadar ağır belalarımızdan biri de kitabımızın ticaret metaına dönüştürülmesidir ve bunu yapanlardır. Kur'an’ımızı bu duruma getirenleri Allah’a havale etmekten başka bir çare bulamıyorum. Bu ümmetin şu mahzun hâline bakıp da ibret alacakları ve bir şeyler yapacakları yerde menfaatlerini ve zevklerini kollamaktadırlar. Kur'an’dan geçim sağlayanların yaptığına razı olamayız. Onları Kur'an için bir şey yapmak yerine kendileri için bir şey yapan zavallılar olarak görürüz. Onlar dinimizi bitirmeye çalışan keneler gibidirler. Size tavsiyemiz şudur: Hak bildiğinizi uygulayın. Bu uğurda gayret edin, çileye talip olun. O tipleri boşuna muhatap almayın. Onlara kırk âyet okusanız dinlemezler. Boşuna kendinizi yormayın. Onlarla uğraşacak yerde bir insana abdest öğretin. Alıcı olan birine bir âyet öğretin. Sabredin ve Allah’ın ecrine nail olun. Size dualar ederiz.
Allah doğmuş ve doğacak çocuklarınızı sâlihîn, âbidîn ve mücâhidîn listesine alsın. Baba hatalı da olsa kapının önüne bıraktığı ayakkabısıyla bile olsa kavga edilmemelidir. Babaya saygı konusunda taviz vermeden devam edilmelidir. Bu babanın yaptığı her işin doğru olduğu anlamına gelmemektedir. Gerek eski eşine gerekse çocuklarına yaptığı haksızlıkların cezası Allah'a aittir. Bu aşamadan sonra babanızın da nasihatine değer verdiği büyüklere müracaat edilmelidir. Bu konuda kendilerinden tavsiye alınmalı ve gerekirse aile büyüklerinin olduğu bir meclis oluşturulmalıdır. Kendi başınıza çözmek yerine büyüklerinizi devreye sokarak halletmeye çalışın. Allah yardımcınız olsun. https://fetvameclisi.com/fetva/zulmeden-babayla-ve-akrabalarla-iliski-nasil-olmali
Öncelikle şu bilgiyi ortaya koyalım: Kimsenin günahı bir başkasına yazılmaz. Kur’an’da bu çok açık bir şekilde ifade edilmiştir: “Hiçbir günahkâr, bir başkasının günahını yüklenmez.” (En’âm sûresi, 6/164. âyet) Bu ayetten, bir babanın yaptığı hatayı evladının çekmeyeceğini anlıyoruz. Ama evlat babasının yaptığı yanlışlara susar, onaylar, benimsediği hâlde uyarsa, o zaman o günaha ortak olur. Senin anlattığın durumda ise sen bu hataları onaylamıyorsun, içinden rahatsız oluyorsun, düzeltmeye çalışıyorsun. Bu durumda sen sorumlu değilsin. Peygamber Efendimiz ﷺ buyuruyor: “Bir kul bir şeyi ayıplarsa, Allah onu o şeyle imtihan etmeden canını almaz.” (Tirmizî, Kıyâme, 53) Ama bu senin için değil kınayan için geçerlidir. Yani eğer baban, insanların başına gelen musibetleri küçümsüyor, eşine, evladına laf söylüyorsa, bu çok risklidir. Allah muhafaza, onun imtihanı daha çetin olabilir. Bu yüzden dua et ki Rabbim ona hidayet versin. Ama bu kınamalar sana sirayet etmez, yeter ki sen aynı hatayı yapma, aynı kibri taşıma.
İnsan olarak sınanmak için bulunuyoruz bu hayatta. Dış düşmanlarla sınandığımız gibi insanlığımız ve imanımız bakımından iç dinamiğimizle de sınanacağız. Mü'min olduğumuzu söylediğimiz gibi o iddiamızın ne kadar yerleşik olduğu da görülecektir. Sizin yaşadığınız da budur. Şeytan size, bu yaşadıklarınızın çökme olduğunu söylerken sizin, içteki birikimin test edildiğini çökme olmadığını fiiliyatınızla söylemeniz gerekirdi. Yani kazanacağınız bir noktada kaybetmeye kayıyorsunuz. Tekrar algılamaya çalışın bu ince çizgiyi, rahat edeceksiniz biiznillah. İnsanların riyakâr olmaları veya olmamaları sizin için önemli olmamalıdır. Siz kendi kimliğinizle yaşayın. Siz dik durun, sabit kalın; çevrenize göre şekillenmeye kalkmayın. Bu da size güç katacaktır. İbadetlerinizde eksiklik olmasın. Bilhassa namazı ayakta tutun ki namaz sizi bu hayatın gelgitlerinden korusun. Kur'an okumaya bakın. İstikrarlı bir Kur'an okuma neticede sulanması ihmal edilmeyen bitki gibi içimizdeki iman hissiyatını aktif hâle getirecektir. Duanızı eksik etmeyin. Her gün binlerce kere güzel duaları tekrar tekrar dillendirin. Duanız kadar güçlü hissedersiniz kendinizi. Allah yardımcınız olsun.
Bu dönüşümü duadan çok heyecan ve kararlılıkla sağlayabilirsiniz. Çevrenizi daha ibadet ehli olanlardan seçebilirsiniz. Kitap okuyabilirsiniz. Zikir yapabilirsiniz. Genel olarak ayakta kalmak için Allah'tan istediğiniz duaları yapabilirsiniz. İşin özü şeytanın sizi sömürmesine karşı uyanık olmaktan geçmektedir.
Ashab-ı Kiram konusundaki diğer fetvalar
Peygamber aleyhisselam efendimizin balık eti yediğine dair elimizde bilgi vardır. Ashab-ı Kiram balık eti biliyorlardı. Mekke ve Medine sahil kenarında değildir ama sahil şehirleri ile bağlantıları vardı.
Allah Teâlâ eşinize rahmet etsin. Sizi de onu da cennetlik kulları arasına ilhak buyursun. Âmîn. Dul kalan bir kadının evlenemeyeceğini söylemek asla mümkün değildir. Bir kadının çocuklarını büyütmek için fedakârlığa katlanması, saçını ağartması kesinlikle Allah’ın razı olacağı işler arasındadır. Bunu konuşmaya bile gerek yoktur ancak evlenirse yanlış iş yapmış olur şeklinde bir anlayış isabetli değildir, Peygamber aleyhisselamın böyle bir yönlendirmesi yoktur. Onun yönlendirmesi, oturup çocuklarını yetiştirirse ne büyük bir sevap işleyeceğini bildirme şeklindedir. Sevgili Peygamber aleyhisselam efendimiz iki parmağını bir arada göstererek “Konumu ve güzelliği yerinde olduğu halde evlenmeyerek yetimlerini büyüten dul kadınla cennetle bu kadar yakın olacağım” buyurmuştur. Burada dikkat edilecek nokta çocukların eriyip kaybolmasını önlemeye yönelik bir gayretin övülüyor olmasıdır. Yoksa iddeti bittikten sonra her kadın evlenebilir. Dinimiz fıtrat dinidir. Kadının evlenme arzusu da fıtridir. Her kadın gibi onun da evlenmesi dinin koruması hatta teşviki altındadır. Özellikle de bir fitne endişesi taşıyorsa. Bilhassa genç yaşta şehirlerde dul kalan kadınların evlenme ihtiyacı içinde olmaları asla ayıplanacak veya kerih görülebilecek bir arzu değildir. Bu da bir kadından diğerine değişecek bir değerlendirme ile tespit edilebilir. Evlenmez, hakkıdır. Evlenir o da hakkıdır. Pek çok sahabe eşinin eşlerinden sonra evlendiklerini biliyoruz. Bundan da ötesi Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem dul kadınlarla evlenmiştir.
İmtihan dünyasındayız. İmtihanımız küffarın eli ile olduğunda ona hazır olacağız. İçimizden birileri ile olduğunda ona hazır olacağız. Dindar bildiklerimizden de imtihan çekebiliriz. İmanımızı ve kimliğimizi her hâlükârda korumak bizim görevimizdir. Her türlü saldırıya hazır bekleriz, bunun adı imtihandır.
Ashab-ı Kiram böyle bir şey bilmiyorlardı. Onlar Kur'an’ı ve Allah’ın isimlerini beyinlerine nakşettiler. Kur'an da onları cennete taşıdı. Onların yaptığını yapan, onların kazandığını kazanır. Bizim gibi yazı çizi ile hayal kuranlar da hayal görür dururlar. Aklımızı başımıza alıp onların çizgisine dönmek zorundayız. Allah yardımcımız olsun.
Dinin beş temelinden biri olduğu hâlde bazı zengin Müslümanların zekâtı ihmal etmeleri, bazı Müslümanların namazı kılmamalarıyla aynı pencereden anlaşılabilir. Namaz esasen zekâttan daha kolay bir ibadet olması ve cebe de dokunmamasına rağmen ihmale uğrayabiliyor. Bu bir iman meselesidir. Allah’a teslimiyet oranıyla alakalı bir durumdur. Allah’a teslim oluşumuz sadece zihindeki bazı kabullerle olduğu gibi fedakârlığın çeşitli oranlarda buna eklenmesiyle de gerçekleşebilir; herkesin Allah’a teslimiyeti (Müslümanlığı) farklı olduğu içindir bu. Zekâtta esneme ve aksama gösterenler de aslında imanlarından kaynaklanan bir problemden ötürü böyle yapmaktadırlar. Zekâtı inkâr etmedikçe dinden çıkılmayacağı doğrudur fakat Kur’an-ı Kerim, namaz ve zekât ibadetlerini Müslüman olup olmadığımızın en canlı göstergeleri olarak ortaya koymaktadır. Zekâtın ihmali de kişinin imanındaki pürüzden ileri gelir. Bu sebeple namaz kılan ama zekât vermeyen bir profile çok nadir rastlayabiliriz; zira bunların ikisi bir bakıma aynı şeylerdir. Mal sevgisi, bireysel takıntılar veya başka sebeplere de bağlanabilecek bu hususun ana nedeni iman meselesidir. Ashab-ı Kiramın böyle sorunlarının olmayışı, cennet ve cehennem olgularını kendilerinden uzak birer hikâye konusu gibi görmemelerindendi. Bu da ancak imanın yüksek tonajıyla gerçekleşebilecek bir kıvamdır.
CEMAAT ümmettir. Bir grup veya birliktelik cemaat olarak anılıyor olsa da o semboliktir. Dolayısıyla sizin veya bir başka müminin camide namaz kılması belirttiğiniz cemaatte olması anlamına gelmiyor. Aynı şekilde bir tarikatta veya vakıfta ya da bir büyüğün himayesinde olması da cemaatte olduğu manasına gelmez. Bir bütün olarak ümmetin içinde olan ve ümmetin değerlerini muhafaza eden, dininden taviz vermeyen, sünnete sarılan, Ashab-ı Kiram’ı izleyen mümin cemaattedir.