Fetva Meclisi
Soru
Hocam Peygamberimiz balık yemiş midir, çünkü bulunduğu yerde sahil yoktu?
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. Evet, Hanefi mezhebine tabi Müslümanlar için hüküm böyledir yalnız denizden çıkan her ürünün yenmesini caiz gören içtihatları da unutmamak gerekiyor.
Evet, böyle bir hadis kitaplarımızda vardır ama Peygamber aleyhisselama sahih yollarla ulaşan bir hadis değildir. Helal beslenip kesiliyor olduktan sonra eti ve sütü açısından sakınca yoktur.
Selamünaleyküm. Müslüman biri unutup da besmelesiz keserse besmele ile yenebilir. Kâfir kestiğinde hiç yenmez.
Selamünaleyküm. Domuz eti necistir. Ona değen şey de temizlenmedikçe necistir. Kullanılan kaşığın aynı kaşık olduğunu biliyorsanız balığı da yememelisiniz.
Peygamber aleyhisselam efendimizin sağlığı konusunda: a- Duayı ve şifa olarak gösterdiği âyetleri okuduğu bilinmektedir. Buna manevi tedavi anlamında RUKYE diyebiliriz. b- Tedaviden daha önemli olan bir kural olarak ön tedbir üzere yaşadı. Yeme içme başta olmak üzere sıhhatine dikkat etti. Bir kere o dönemin insanı yemek çokluğu hastalığını bilmiyordu. Şimdiki hastalık çeşitleri de o zaman yoktu. c- Hasta olunca da o dönemde bilinen tedaviler ne ise onu uyguladı. Belli ilaç ve bitkiler tavsiye etti.
Selamünaleyküm. Böyle bir bilgimiz yoktur.
Ashab-ı Kiram konusundaki diğer fetvalar
Allah Teâlâ eşinize rahmet etsin. Sizi de onu da cennetlik kulları arasına ilhak buyursun. Âmîn. Dul kalan bir kadının evlenemeyeceğini söylemek asla mümkün değildir. Bir kadının çocuklarını büyütmek için fedakârlığa katlanması, saçını ağartması kesinlikle Allah’ın razı olacağı işler arasındadır. Bunu konuşmaya bile gerek yoktur ancak evlenirse yanlış iş yapmış olur şeklinde bir anlayış isabetli değildir, Peygamber aleyhisselamın böyle bir yönlendirmesi yoktur. Onun yönlendirmesi, oturup çocuklarını yetiştirirse ne büyük bir sevap işleyeceğini bildirme şeklindedir. Sevgili Peygamber aleyhisselam efendimiz iki parmağını bir arada göstererek “Konumu ve güzelliği yerinde olduğu halde evlenmeyerek yetimlerini büyüten dul kadınla cennetle bu kadar yakın olacağım” buyurmuştur. Burada dikkat edilecek nokta çocukların eriyip kaybolmasını önlemeye yönelik bir gayretin övülüyor olmasıdır. Yoksa iddeti bittikten sonra her kadın evlenebilir. Dinimiz fıtrat dinidir. Kadının evlenme arzusu da fıtridir. Her kadın gibi onun da evlenmesi dinin koruması hatta teşviki altındadır. Özellikle de bir fitne endişesi taşıyorsa. Bilhassa genç yaşta şehirlerde dul kalan kadınların evlenme ihtiyacı içinde olmaları asla ayıplanacak veya kerih görülebilecek bir arzu değildir. Bu da bir kadından diğerine değişecek bir değerlendirme ile tespit edilebilir. Evlenmez, hakkıdır. Evlenir o da hakkıdır. Pek çok sahabe eşinin eşlerinden sonra evlendiklerini biliyoruz. Bundan da ötesi Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem dul kadınlarla evlenmiştir.
Dinimizi ancak Ashab-ı Kiram gibi yaşarsak Allah'ın rızasını kazanabiliriz. Konuyu “tarikatlar” başlığı altında ele aldığımızda adeta her tarikat aynıdır anlamına gelebilecek bir yanlışa işaret etmiş oluruz. Tarikatlar olarak değil de sünnete uygunluk olarak bakmalıyız. Sizin de gördüğünüz gibi sonradan geliştirilmiş bazı rutinlere ibadet değeri katılmaya çalışılmıştır. Bir mümin olarak sizin kalbiniz onu kabul etmemiş. Aslında onlar da yaptıklarının esasa bağlı olmadığını biliyorlar ama bir tür kendilerini rahatlatacak iş yapmayı tercih etmektedirler. Bidat yoğunluklu merkezlerde bulunursanız sadece kendinizi ve zevklerinizi tatmin edebilirsiniz. Allah'ın rızası Peygamber aleyhisselamın sünnetine sarılmaktadır. Sağa sola çekmeden “Hangi sahabi bunu yaptı?” sorusuna cevap verilebilecek şeyleri ibadet olarak yapmak gerekir. Siz böyle durumlarda evinizde oturup Kur'an okuyun. Doya doya okuyun. Zikirler yapın. Nafileler kılın. Biiznillah huzur bulursunuz. Allah'ın rızasını bulursunuz.
İmtihan dünyasındayız. İmtihanımız küffarın eli ile olduğunda ona hazır olacağız. İçimizden birileri ile olduğunda ona hazır olacağız. Dindar bildiklerimizden de imtihan çekebiliriz. İmanımızı ve kimliğimizi her hâlükârda korumak bizim görevimizdir. Her türlü saldırıya hazır bekleriz, bunun adı imtihandır.
Dinin beş temelinden biri olduğu hâlde bazı zengin Müslümanların zekâtı ihmal etmeleri, bazı Müslümanların namazı kılmamalarıyla aynı pencereden anlaşılabilir. Namaz esasen zekâttan daha kolay bir ibadet olması ve cebe de dokunmamasına rağmen ihmale uğrayabiliyor. Bu bir iman meselesidir. Allah’a teslimiyet oranıyla alakalı bir durumdur. Allah’a teslim oluşumuz sadece zihindeki bazı kabullerle olduğu gibi fedakârlığın çeşitli oranlarda buna eklenmesiyle de gerçekleşebilir; herkesin Allah’a teslimiyeti (Müslümanlığı) farklı olduğu içindir bu. Zekâtta esneme ve aksama gösterenler de aslında imanlarından kaynaklanan bir problemden ötürü böyle yapmaktadırlar. Zekâtı inkâr etmedikçe dinden çıkılmayacağı doğrudur fakat Kur’an-ı Kerim, namaz ve zekât ibadetlerini Müslüman olup olmadığımızın en canlı göstergeleri olarak ortaya koymaktadır. Zekâtın ihmali de kişinin imanındaki pürüzden ileri gelir. Bu sebeple namaz kılan ama zekât vermeyen bir profile çok nadir rastlayabiliriz; zira bunların ikisi bir bakıma aynı şeylerdir. Mal sevgisi, bireysel takıntılar veya başka sebeplere de bağlanabilecek bu hususun ana nedeni iman meselesidir. Ashab-ı Kiramın böyle sorunlarının olmayışı, cennet ve cehennem olgularını kendilerinden uzak birer hikâye konusu gibi görmemelerindendi. Bu da ancak imanın yüksek tonajıyla gerçekleşebilecek bir kıvamdır.
CEMAAT ümmettir. Bir grup veya birliktelik cemaat olarak anılıyor olsa da o semboliktir. Dolayısıyla sizin veya bir başka müminin camide namaz kılması belirttiğiniz cemaatte olması anlamına gelmiyor. Aynı şekilde bir tarikatta veya vakıfta ya da bir büyüğün himayesinde olması da cemaatte olduğu manasına gelmez. Bir bütün olarak ümmetin içinde olan ve ümmetin değerlerini muhafaza eden, dininden taviz vermeyen, sünnete sarılan, Ashab-ı Kiram’ı izleyen mümin cemaattedir.
Ashab-ı Kiram böyle bir şey bilmiyorlardı. Onlar Kur'an’ı ve Allah’ın isimlerini beyinlerine nakşettiler. Kur'an da onları cennete taşıdı. Onların yaptığını yapan, onların kazandığını kazanır. Bizim gibi yazı çizi ile hayal kuranlar da hayal görür dururlar. Aklımızı başımıza alıp onların çizgisine dönmek zorundayız. Allah yardımcımız olsun.