Fetva Meclisi
Soru
Hocam “efendi, efendimiz” kelimelerinin kullanımı sakıncalı mıdır? Uluhiyet atfeder mi?
Cevap
Benzer fetvalar
HANIM EFENDİ sözü bizim örfümüzde cinsellik veya evlilikle ilgili boyuttan önce insani ilişkilerde bir nezaketi ifade etmek için kullanılır. Dolayısıyla bunun muhataba kullanılması bir art niyet içermiyorsa sakıncalı olmaz.
Selamünaleyküm. Mühim bir Sünnet'i yapmamayı emretmek kimsenin haddi değildir. Böyle bir emre itaat edilmez.
Selamünaleyküm. Mühim bir Sünnet'i yapmamayı emretmek kimsenin haddi değildir. Böyle bir emre itaat edilmez.
Selamünaleyküm. Hoca efendinin, bir Müslüman’ın yapacağı her işi yapması ona helaldir. Hoca olması, onun sıradan işleri yapmasını sakıncalı kılmaz. Sizin ona bakışınız açısından bir yıpranma olacağı için bunu yapmanız iyi olmaz denebilir. Bunun dışında bir sakınca yoktur.
Bir yazının Arapça olması başka şey, yazının içeriğinin mukaddesata ait olması başka şeydir. Mesela sizin isminizde “Allah” lafzı geçmiyorsa sakınca olmaz. Böyle değerlendirebilirsiniz.
Selamünaleyküm. Tespitiniz doğrudur; saç uzatmak da Sünnet'tir. Ancak şu iki şeyi bilmeniz gerekir. Birincisi, sakal emredilmiş bir Sünnet'tir. Saç ise emredilmemiş serbest bırakılmıştır. Takdir edersiniz ki ikisi arasında çok fark vardır. İkinci durum ise, serbest olan bir meselede, kâfirlere benzeme endişesini esas alarak saç kesmeyi tercih eden ulemamız bir taktik savaşı gütmüşlerdir. Allah hepsine rahmet etsin.
alim konusundaki diğer fetvalar
Bu konuda tarihi seyri net bir şekilde izah edecek bilgi yoktur. Ashab-ı Kiramdan itibaren ümmetin büyükleri olan âlimler, müçtehitler bu konuyu genelde “Allah bilir” ilkesi üzerinden ele almıştırlar. Bazı âlimler tahminlerde bulunmuşlarsa da genel görüş durumunda bir görüş yoktur. Allah Teâlâ’nın babamız Âdem aleyhisselama bir dil öğrettiği ve onu çok iyi bildiği ama bu dilin bugünkü dillere nasıl yayıldığı bilinememektedir. Böyle bir bilginin Müslüman’ın günlük hayatında direkt bir etkisi de olmayacağı için üzerinde durulmamıştır diyebiliriz.
Şeyhülislam, “İslam’ın Büyüğü” olarak tercüme edebileceğimiz bir deyimdir. Genel olarak dine hizmeti, yetiştirdiği talebeleri, fedakârlıkları, bıraktığı izi itibariyle takdir toplayan âlimler için kullanılmıştır. Kutsal denebilecek bir boyutu yoktur; kullanılması ne farzdır ne yasaktır. Şeyh, Mevlana, Hazret, Hüccetülislam vs. gibi ifadelere benzer bir deyimdir. Tarihimizin farklı dönemlerinde farklı ekollerden âlimler için kullanıldığı görülmüştür. Hanefi mezhebi içinde de bu unvanla anılan fakihler bulunmaktadır. Tarih içinde otuz kadar âlimde bu vasıf yoğun olarak kullanılmıştır. Hicri sekizinci asırdan sonra ise pek çok kimseye şeyhülislam dendiğini görürüz. Osmanlı döneminde ise bu kimlik daha çok siyasi bir otorite olarak daha sonra Diyanet İşleri Başkanlığı’na dönüştürülen makam için kullanılmakta idi. Asrımızda bu unvan daha çok Hanbeli mezhebi ulemasından İbni Teymiye için yoğun olarak kullanılmaktadır.
Bu soruya “Mekke’nin özellikleri” değil de “HAREM-İ ŞERİF’İN ÖZELLİKLERİ” şeklinde bir başlık koymamız daha isabetli olur. Çünkü Mekke bir şehir olarak değil de Allah Teâlâ’nın orayı haram kılması ile yani HAREM-İ ŞERİF olması ile farklı olmuştur. Harem bölgesinin belli başlı fıkhî özellikleri olarak şunları sayabiliriz: Harem’e Müslüman olmayanların girmesi caiz değildir. Harem’e ihramsız girilmez. Orada kılınan bir namazın sevabı yüz bin kat olarak yazılır. Orada kerahet vakitlerinde de namaz kılınabilir. Bitkisi koparılamaz, avı avlanamaz. Orada savaşmak yasaktır. Orada işlenen cinayetin cezası daha ağır tutulmuştur. Buluntusu alınamaz. Âlimler arasında ayrıntılarda bazı farklılıklar söz konusu olsa da Harem bölgesi için temel fıkıh kuralları bunlardır.
Günah işlediniz diyemeyiz. Yakarken de saygıyı zedeleyecek bir tutum içinde olmadı iseniz mesele kalmamıştır.
Bütün Müslümanların âlim olması beklenemez. İlim bir nasip meselesidir. Allah Teâlâ bazı kullarını ilim ehli olmaları için seçmiştir. Onlar da o yolda ilerleyeceklerdir. Her Müslüman’ın bilmesi gereken bilgi zorunlu din bilgileridir. Mesela namazın farz olduğunu bilmek her Müslüman’ın zorunlu bilgisidir. Namazdaki çok ince ayrıntıları ise bilmeyebilir Müslüman. Ömrünün sonuna kadar bilmediğini öğrenmeye çalışır, öğrendiği ile de amel eder. Böylece Rabbinin rızasını kazanır. Ashab-ı Kiramdan itibaren âlimler, en doğruyu, en uygunu bulmak için çalışmışlardır. Bu çalışma da beraberinde farklı görüşleri getirmiştir. Bunda bir sakınca veya zarar da yoktur. Zira âlimler hiçbir zaman Allah’ın açık emirleri veya yasaklarında tartışmamışlardır. Tartışılan konular zamanla ortaya çıkan konular etrafında olmuştur. Bunda da bir sakınca yoktur. Âlimlerin tartıştığını izleyen Müslüman için endişe edilecek bir durum yoktur. Samimi bir şekilde dinini öğrenmek isteyen bir Müslüman, dünyevi menfaatlerden uzak gördüğü ve âlim olduğuna kanaat getirdiği birisinin görüşleri ile hareket edebilir. En iyisini bulmak elbette arzusu olacaktır. Hasta birisinin en iyi doktoru araştırdığı gibi Müslüman da en iyi âlimi araştıracaktır ama bu araştırma din ve takva üzerinden olmalıdır. Hiçbir âlim tek ve vazgeçilemez değildir. Aynı zamanda âlimler harcanabilir bir kimliğin sahibi de değildirler. Bu iki uç çizginin ortasında itidalli bir yol alış Allah’ın izni ile kurtuluşa yakındır. Müslümanların aralarındaki yardımlaşma alanlarından biri de bilgilerini paylaşmalarıdır. Doğruyu bildiğini zanneden veya öğrendiği kaynağa güvenen onu bir diğer mü'min kardeşine ulaştırmalıdır ama bu ulaştırma baskı ve tek seçenek mantığı ile olmamalıdır.
İyi bir niyet ve güzel bir ihlas için sıra numarası vermeye bile gerek yoktur. Bu ikisi yoksa ne medrese olur ne şeriat. Bu bilinmelidir. Bir başka olmazsa olmaz da üstadına vefa ile ona tapınma arasında itidalli bir çizgi çizebilmesidir. Gerisi biiznillah kolaydır. Yine de bir medreseli: Asıl hedefin dinin kendisini öğrenmek ve ardından da yaşamak olduğunu unutmamalıdır. Alet ilimleri adı üstünde alet ilimleridir. Asıl ilimlere geçmeli ve oradan da o ilimleri yaşamaya başlamalıdır. Yaşadığımız zamanda kimsenin yıllarını alet ilimlerine veremeyeceği kadar büyük bir aciliyet içinde yaşanıyor. Bilgisayarlı bir dünyada yaşadığımız unutulmamalıdır. Kabiliyetlerin ve fırsatlarınla uyumlu bir medresede bulun. Sakın bulunabileceğin en rahat ve güvenli yer olduğu için bir medresede yıllarını tüketme, sana da oraya da yazık edersin. İlim bir kabiliyet meselesidir. Sende olmayanı alamayacağını bilerek ömür tüketme. Kendi enerjini, ümmetinin umudunu boşa harcama. Seni Allah’ın orası için yarattığı yeri bul. Arkadaşların ve seni oyalayanlar yarın senin kazancın veya zararın olacaklar, ona göre arkadaş seçeceksin. Seni ilgilendirmeyen şeyle vakit geçirme. Âlimlerin tartışmalarına kulak asma, sen senin dersinle otur kalk. Yaşına, parana ve fırsatlarına göre kitaplık kurmaya başla. Medrese senin hayatını yönlendirecekse sana bir kitaplık da kurdurur demektir. Vaktine çok dikkat et. Şeytan seninle hocalarının arasına her zaman girmeye çalışacaktır, buna izin vermeyeceksin. İbadetlerini aksatmayacaksın. İbadet senin suyun gıdan gibidir. Çok dua edeceksin ki Allah sana zihin açıklığı versin, sana yardım etsin.