Fetva Meclisi
Soru
Bu dünyadaki konuşulan dillerin başlangıcı nasıl oldu? Dillerin gelişme sürecini bize izah eden dini bir bilgi var mıdır? Teşekkür ederim.
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. Kitaplarda zikredilen 'dille söylenir' şeklinde değildir. 'Dille de söylenebilir' şeklinde kaydedilmektedir. Doğru olan da budur. Niyet, kalple gerçekleşir de dille yapılmazsa niyet olarak muteber olur ama aksi olursa olmaz.
Elimizde “şu tarih” diyebileceğimiz kesin bir bilgi yoktur. Yaklaşık olarak M.Ö 6000-10000 arası bir rakam zannedilmektedir. Bu bilgi kesin değildir, tartışılabilir bir bilgidir.
Aleykümselam. Mehdi aleyhisselam üzerindeki söylentiler, mevcut sıkıntılarımızın en ucundan bile geçecek kadar ciddi değildir. Bu bir cambaz oyunu olabilir. Mehdi bilmem ama Mısır geldi, Suriye geldi, belki yakında Türkiye geldi!
Selamünaleyküm. Bir hayal ürününü aradığınız için bulaşamamışsınız, bulamazsınız da. Müslümanlık iman dinidir. İman da tartışmasız ve öğretildiği gibi iman etmektir. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ve ashabının konuşmadığı şeyleri konuşmak yanlıştır. Bu tür sözler, boş şeylerdir, uzak durun. O sözlerden de, sahiplerinden de uzak durun, şeytan sizi meşgul etmesin.
Tarih, matematik gibi iki çarpı iki denebilen bir ilim dalı değildir. Neticede rivayetler ve bulgular üzerinden yazılmaktadır tarih. Bir tarih bilgisinin din bilgisi gibi algılanması doğru değildir. Buna ilave olarak da şunu söylemeliyiz: Ne yazık ki, kriteri bu olan bir tarih mecmuası da yoktur. Şu olay veya şu döneme ait bir bölüm için varsa da bütün bir tarih için yoktur. Yeni yeni bu tür çalışmalar yapılmaktadır. Temenni ederiz derli toplu bir çalışmamız olur da biz de size tavsiye ederiz.
Bilimsel çalışmaları yürütenler büyük rakamlar kullanıyorlar. Onların elindeki bilgi kazılar ve buluntular üzerinden yürütülmektedir. Bir kenarda bekletilmesinde sakınca olmayan bilgi olarak bakarız o bilgiye. Neticede bilim adamları da iki kere iki der gibi önümüze koymuyorlar bu bilgiyi. Elimizde ilk insandan bugüne şu kadar zaman geçmiştir denebilecek kesin bir bilgi yoktur. Âdem ile Nuh aleyhisselam arasındaki yaklaşık zamana, Nuh’tan İbrahim aleyhisselama gelen zamana, İbrahim aleyhisselamdan bu zamana gelen dilime ait yaklaşık rakamlar oluşturulabilir. Bu da en fazla yirmi beş bin yılı bulabilir. Öyle veya böyle mü'minin imanına ve ibadetine ait bir yarar oluşturmayacak konularda zihin yorulmasını isabetli bulmayız. Allah Teâlâ akıbetimizi hayır kılsın. Âmîn.
alim konusundaki diğer fetvalar
“Efendi” sözcüğünün karşılığı Arap dilinde “Seyyid” sözcüğüdür. Bu sözcük insan için kullanılabilir. Peygamber aleyhisselam efendimiz başkaları için bu sözcüğü kullanmıştır. Saygı gösterme anlamında “Mehmet efendi, hoca efendi, narım efendi...” denmesinde hiç bir sakınca yoktur. Bir uluhiyet isnat etmek gibi maksatla söylendiğinde elbette imandan çıkarır. Hiç bir insan ilah olamaz. Bu uç anlamda kullananı da Müslümanlar arasında yoktur zannederim. Sadece tartışma ortamlarında söylenmiş, iddia edilmiş bir söz olabilir.
Şeyhülislam, “İslam’ın Büyüğü” olarak tercüme edebileceğimiz bir deyimdir. Genel olarak dine hizmeti, yetiştirdiği talebeleri, fedakârlıkları, bıraktığı izi itibariyle takdir toplayan âlimler için kullanılmıştır. Kutsal denebilecek bir boyutu yoktur; kullanılması ne farzdır ne yasaktır. Şeyh, Mevlana, Hazret, Hüccetülislam vs. gibi ifadelere benzer bir deyimdir. Tarihimizin farklı dönemlerinde farklı ekollerden âlimler için kullanıldığı görülmüştür. Hanefi mezhebi içinde de bu unvanla anılan fakihler bulunmaktadır. Tarih içinde otuz kadar âlimde bu vasıf yoğun olarak kullanılmıştır. Hicri sekizinci asırdan sonra ise pek çok kimseye şeyhülislam dendiğini görürüz. Osmanlı döneminde ise bu kimlik daha çok siyasi bir otorite olarak daha sonra Diyanet İşleri Başkanlığı’na dönüştürülen makam için kullanılmakta idi. Asrımızda bu unvan daha çok Hanbeli mezhebi ulemasından İbni Teymiye için yoğun olarak kullanılmaktadır.
Bu soruya “Mekke’nin özellikleri” değil de “HAREM-İ ŞERİF’İN ÖZELLİKLERİ” şeklinde bir başlık koymamız daha isabetli olur. Çünkü Mekke bir şehir olarak değil de Allah Teâlâ’nın orayı haram kılması ile yani HAREM-İ ŞERİF olması ile farklı olmuştur. Harem bölgesinin belli başlı fıkhî özellikleri olarak şunları sayabiliriz: Harem’e Müslüman olmayanların girmesi caiz değildir. Harem’e ihramsız girilmez. Orada kılınan bir namazın sevabı yüz bin kat olarak yazılır. Orada kerahet vakitlerinde de namaz kılınabilir. Bitkisi koparılamaz, avı avlanamaz. Orada savaşmak yasaktır. Orada işlenen cinayetin cezası daha ağır tutulmuştur. Buluntusu alınamaz. Âlimler arasında ayrıntılarda bazı farklılıklar söz konusu olsa da Harem bölgesi için temel fıkıh kuralları bunlardır.
İyi bir niyet ve güzel bir ihlas için sıra numarası vermeye bile gerek yoktur. Bu ikisi yoksa ne medrese olur ne şeriat. Bu bilinmelidir. Bir başka olmazsa olmaz da üstadına vefa ile ona tapınma arasında itidalli bir çizgi çizebilmesidir. Gerisi biiznillah kolaydır. Yine de bir medreseli: Asıl hedefin dinin kendisini öğrenmek ve ardından da yaşamak olduğunu unutmamalıdır. Alet ilimleri adı üstünde alet ilimleridir. Asıl ilimlere geçmeli ve oradan da o ilimleri yaşamaya başlamalıdır. Yaşadığımız zamanda kimsenin yıllarını alet ilimlerine veremeyeceği kadar büyük bir aciliyet içinde yaşanıyor. Bilgisayarlı bir dünyada yaşadığımız unutulmamalıdır. Kabiliyetlerin ve fırsatlarınla uyumlu bir medresede bulun. Sakın bulunabileceğin en rahat ve güvenli yer olduğu için bir medresede yıllarını tüketme, sana da oraya da yazık edersin. İlim bir kabiliyet meselesidir. Sende olmayanı alamayacağını bilerek ömür tüketme. Kendi enerjini, ümmetinin umudunu boşa harcama. Seni Allah’ın orası için yarattığı yeri bul. Arkadaşların ve seni oyalayanlar yarın senin kazancın veya zararın olacaklar, ona göre arkadaş seçeceksin. Seni ilgilendirmeyen şeyle vakit geçirme. Âlimlerin tartışmalarına kulak asma, sen senin dersinle otur kalk. Yaşına, parana ve fırsatlarına göre kitaplık kurmaya başla. Medrese senin hayatını yönlendirecekse sana bir kitaplık da kurdurur demektir. Vaktine çok dikkat et. Şeytan seninle hocalarının arasına her zaman girmeye çalışacaktır, buna izin vermeyeceksin. İbadetlerini aksatmayacaksın. İbadet senin suyun gıdan gibidir. Çok dua edeceksin ki Allah sana zihin açıklığı versin, sana yardım etsin.
Ne yazık ki, ilmin insana soğuduğu bir zamana geldik. Her şey diploma ve diplomanın maddi getirisine dayandı kaldı. İlim bir ibadet heyecanı ve doyumsuz bir tat olmamaya başladı. Bunun pek çok sebepleri olabilir ve bu sebepler de kişiden kişiye değişebilir. Genel olarak değinecek olursak: Dünyalık üzerine kurulu hayat tarzlarımız, her şeyin ölçüsünü dünya menfaati ile belirleme hastalığımız, Sosyal çevrelerimizin bu anlayıştan uzak bir çevreden oluşması, Değerli işleri erteleme hastalığımız, İlmi ulaşılamaz zorlukta görmemiz, Evimizi ve zevkimizi tapınırcasına benimsememiz, külfete gelemeyişimiz, sevdiklerimizden ayrılamayışımız, günlük abartılar bu ilim kopukluğumuzun nedeni sayılabilir. Bunun sonucu olarak da manevi boşluğun acısını, hedefsizliği, gerçek bir cahilliği, şüphelerle boğuşmayı, hayatı ve imtihanları anlayamamayı ve gerçek manada bir din erimesini yaşamaya başladık. Allah yardımcımız olsun.
Günah işlediniz diyemeyiz. Yakarken de saygıyı zedeleyecek bir tutum içinde olmadı iseniz mesele kalmamıştır.