İslami Delil
Aramaya dön
Fetva

Fetva Meclisi

Soru

Mekke’nin dini özellikleri nelerdir?

Cevap

Bu soruya “Mekke’nin özellikleri” değil de “HAREM-İ ŞERİF’İN ÖZELLİKLERİ” şeklinde bir başlık koymamız daha isabetli olur. Çünkü Mekke bir şehir olarak değil de Allah Teâlâ’nın orayı haram kılması ile yani HAREM-İ ŞERİF olması ile farklı olmuştur. Harem bölgesinin belli başlı fıkhî özellikleri olarak şunları sayabiliriz: Harem’e Müslüman olmayanların girmesi caiz değildir. Harem’e ihramsız girilmez. Orada kılınan bir namazın sevabı yüz bin kat olarak yazılır. Orada kerahet vakitlerinde de namaz kılınabilir. Bitkisi koparılamaz, avı avlanamaz. Orada savaşmak yasaktır. Orada işlenen cinayetin cezası daha ağır tutulmuştur. Buluntusu alınamaz. Âlimler arasında ayrıntılarda bazı farklılıklar söz konusu olsa da Harem bölgesi için temel fıkıh kuralları bunlardır.
Orijinal kaynak

Benzer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Mekke’ye ihramsız girilmez. Girenin geri çıkıp tekrar ihramla girmesi gerekir. Yapmazsa ceza olarak kurban keser. Mikat sınırları dışında olanlar veya mikattan iç kısımlarda bulunanlar bulundukları yerden ihrama girerler. Mekke’de bulunan ise umre ihramı için Harem bölgesi dışına mesela Ten’im’e çıkar, oradan ihrama girer. Mekke’ye kâfirlerin girmemesi ile ilgili hüküm Medine Harem’i için geçerli değildir. Oraya yerleşmelerine izin verilmese de geçici girişlerine mani yoktur. Kudüs için de hüküm böyledir. Evet, Medine’nin de bir harem bölgesi vardır.

Hocam Hil bölgesi dışından umreye gidenler nerede ihrama girmelidirler mesela Te
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Hanefî mezhebine göre Harem sınırları içerisinde bulunan bir kimsenin, herhangi bir sebeple mikât sınırları dışına çıkıp tekrar Harem bölgesine dönmesi hâlinde her hâlükârda ihrama girmesi gerekir. (Serahsî, el-Mebsût, 4/167; Aynî, el-Binâye, 4/162) Şâfiî mezhebine göre bir kimsenin hac veya umre yapma niyeti olmadıkça mikât yerlerini ihramlı geçmesi zorunlu değildir. (Râfiî, el-‘Azîz, 3/388; Nevevî, Ravza, 3/39, 77) Mâlikî mezhebine göre ise kısa süreliğine mikât sınırları dışına çıkıp tekrar Harem’e dönmek isteyenlerin, gittikleri yerin Tâif gibi Mekke’ye yakın olması şartıyla Harem bölgesine dönerken ihrama girmeleri zorunlu değildir. (Hattâb, Mevâhib, 3/41; Meyyâre, ed-Dürrü’s-semîn, 505-506) Mekke’de bulunup mikât dışında kalan Tâif gibi yakın bir yere gidenler için esas olan, Harem bölgesine dönüşte ihrama girmeleridir. Ancak bu durumdaki kimseler, ihtiyaç hâlinde mikât sınırını ihramsız geçmeyi caiz görenlerin görüşüyle de amel edebilirler.

Hac ve Umre Niyetiyle Mekke’de Bulunup Mîkât Dışında Kalan Tâif Gibi Yakın Bir Y
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Hanefî mezhebine göre ne maksatla olursa olsun, Şâfiî mezhebine göre ise hac veya umre yapmak amacıyla Harem bölgesine girmek isteyen kişinin, mikâttan ihramlı geçmesi gerekir. Hac veya umreye giderken sebebi ne olursa olsun ihrama girmeksizin mikât sınırından geçen kişi, henüz hac menâsikinden birine başlamadan önce geri dönüp âfâkîler için olan bir mikât mahallinden ihrama girerek tekrar içeri girerse bir ceza gerekmez. Geri dönmezse Hanefîlere göre bulunduğu yerden ihrama girer ve bir koyun veya keçi kurban eder. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/164-165; Nevevî, el-Mecmû‘, 7/10-14) Buna “ceza hedyi” denir. Bu tür kurbanlar, Harem sınırları içinde kesilmek kaydıyla kurban bayramı günlerinde kesilebileceği gibi diğer günlerde de kesilebilir. (Merğînânî, el-Hidâye, 1/181; Nevevî, el-Mecmû‘, 7/499)

İhramsız olarak Mekke’ye girmenin hükmü nedir?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Arafat, Harem sınırları dışında olup Hill bölgesinde yer almaktadır. Mekkeli olsun veya olmasın Harem bölgesinde bulunanlar, hac için ihrama Harem bölgesinde girerler. Harem bölgesindeki kimseler, Harem’de değil de Hill bölgesinde ihrama girerlerse Hanefî ve Şâfiîlere göre ceza olarak bir dem (koyun veya keçi kesmek) gerekir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/478-479; Nevevî, el-Mecmû‘, 7/196) Ancak Arafat vakfesini yapmadan önce Mekke’ye dönüp Harem sınırları içinde ihrama girecek olurlarsa ceza düşer. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/167; Nevevî, el-Mecmû‘, 7/196) Mâlikî ve Hanbelîlere göre ise Harem bölgesinde bulunanların, hac için ihrama Harem bölgesinde girmeleri esas olsa da Hill bölgesinde girmeleri hâlinde bir ceza gerekmez. (İbn Kudâme, el-Muğnî, 3/246-247; Hattâb, Mevâhib, 3/26) Buna göre Harem bölgesinde ihrama girme imkânı bulamadan Arafat’a çıkan kimseler, Mâlikî ve Hanbelî mezheplerinin içtihadıyla amel edebilirler.

Harem bölgesinde bulunanların hac için Arafat’ta ihrama girmeleri caiz midir?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Mekke’ye ihramlı girmelerine izin verilmeyen şoför vb. kimselerin, mikât mahallinde elbiselerini çıkarmadan hac veya umre yapmak amacıyla niyet edip telbiye getirerek Harem bölgesine girmeleri durumunda ihram yasağı işlediklerinin farkında olarak bir an önce elbiselerini çıkarıp ihram örtülerine bürünmeleri gerekir. Ancak niyet ve telbiye ile ihrama girdikten sonra bir gündüz veya gece elbiseli olarak kalmışlarsa Hanefî mezhebine göre ceza olarak dem (koyun veya keçi kesmek), bundan daha az bir süre kalmışlarsa bir fitre miktarı sadaka vermeleri gerekir. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/161) Şâfiî mezhebine göre ise cezanın gerekmesi için belirli bir sürenin geçmesi şart olmayıp bu durumdaki kişi ceza olarak bir dem, üç gün oruç tutma veya altı fakire sadaka verme seçeneklerinden birini yerine getirir. (Nevevî, el-Mecmû‘, 7/383; Remlî, Nihâyetü’l-muhtâc, 3/358)

Harem bölgesine (Mekke’ye) ihramlı olarak girmelerine izin verilmeyen kimselerin
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Haricilik esasen bir mezhep değil bir karakter yansımasıdır. Evet, dönem dönem mezhep gibi algılanacak noktaya gelmişlerdir ama bu algı, Müslüman toplum içinde karakterleri açısından birbirine benzerlerin bir araya gelmişliği olarak ortaya çıkmıştır. Bugün de benzerleri görülmektedir yarın da görülmeye devam edecektir. Özellikle devlet otoritesinin zayıf kaldığı zamanlarda bunların örgütlenebileceğini söylememiz mümkündür. Hariciliği mezhepten çok bir karakter olarak görünce onların kimi zaman bir tarikat, vakıf, dernek, oluşumlardan bir oluşum olarak önümüze çıkmasını beklememiz de doğal olacaktır. Bu da her zaman ve her yerde var olabileceklerini ispat eder. Haricilerde temel karakterleri şu başlıklar altında tespit edebiliriz: Kur'an anlama incelikleri yoktur. İbadet ederler, dünyaya tenezzül etmezler ama itikatlarını kendi kafa yapılarına göre şekillendirirler. Kâfilerden çok din kardeşleri ile uğraşırlar. Küçük yaşta büyük sözlerin sahibi olmaktan çekinmezler. Elbise ve tıraş şekillerini önemserler. Bu konuda aykırı olmayı bir meziyet olarak görürler. Ortalama anlayışları yoktur. Tek renktirler ya evet ya hayır. Ya beyaz ya siyah. Kaba sözlü ve kaba tavırlıdırlar. Ayrıntılarla uğraşamazlar. Kendilerine muhalif gördüklerine hayat hakkını kısarlar. Düşüncelerine ve tavırlarına güvenleri adeta sonsuzdur. İnatçıdırlar. Öncelikli ve önemli ayrımı yapmazlar; her şeyi hemen ve nasıl yaparlarsa öyle uygun bulurlar. Tartışmaktan lezzet alırlar.

Hocam Haricilik nasıl bir mezheptir, özellikleri nelerdir?

alim konusundaki diğer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Şeyhülislam, “İslam’ın Büyüğü” olarak tercüme edebileceğimiz bir deyimdir. Genel olarak dine hizmeti, yetiştirdiği talebeleri, fedakârlıkları, bıraktığı izi itibariyle takdir toplayan âlimler için kullanılmıştır. Kutsal denebilecek bir boyutu yoktur; kullanılması ne farzdır ne yasaktır. Şeyh, Mevlana, Hazret, Hüccetülislam vs. gibi ifadelere benzer bir deyimdir. Tarihimizin farklı dönemlerinde farklı ekollerden âlimler için kullanıldığı görülmüştür. Hanefi mezhebi içinde de bu unvanla anılan fakihler bulunmaktadır. Tarih içinde otuz kadar âlimde bu vasıf yoğun olarak kullanılmıştır. Hicri sekizinci asırdan sonra ise pek çok kimseye şeyhülislam dendiğini görürüz. Osmanlı döneminde ise bu kimlik daha çok siyasi bir otorite olarak daha sonra Diyanet İşleri Başkanlığı’na dönüştürülen makam için kullanılmakta idi. Asrımızda bu unvan daha çok Hanbeli mezhebi ulemasından İbni Teymiye için yoğun olarak kullanılmaktadır.

Şeyhülislam ne demektir, kime hangi maksatla söylenmektedir?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

İyi bir niyet ve güzel bir ihlas için sıra numarası vermeye bile gerek yoktur. Bu ikisi yoksa ne medrese olur ne şeriat. Bu bilinmelidir. Bir başka olmazsa olmaz da üstadına vefa ile ona tapınma arasında itidalli bir çizgi çizebilmesidir. Gerisi biiznillah kolaydır. Yine de bir medreseli: Asıl hedefin dinin kendisini öğrenmek ve ardından da yaşamak olduğunu unutmamalıdır. Alet ilimleri adı üstünde alet ilimleridir. Asıl ilimlere geçmeli ve oradan da o ilimleri yaşamaya başlamalıdır. Yaşadığımız zamanda kimsenin yıllarını alet ilimlerine veremeyeceği kadar büyük bir aciliyet içinde yaşanıyor. Bilgisayarlı bir dünyada yaşadığımız unutulmamalıdır. Kabiliyetlerin ve fırsatlarınla uyumlu bir medresede bulun. Sakın bulunabileceğin en rahat ve güvenli yer olduğu için bir medresede yıllarını tüketme, sana da oraya da yazık edersin. İlim bir kabiliyet meselesidir. Sende olmayanı alamayacağını bilerek ömür tüketme. Kendi enerjini, ümmetinin umudunu boşa harcama. Seni Allah’ın orası için yarattığı yeri bul. Arkadaşların ve seni oyalayanlar yarın senin kazancın veya zararın olacaklar, ona göre arkadaş seçeceksin. Seni ilgilendirmeyen şeyle vakit geçirme. Âlimlerin tartışmalarına kulak asma, sen senin dersinle otur kalk. Yaşına, parana ve fırsatlarına göre kitaplık kurmaya başla. Medrese senin hayatını yönlendirecekse sana bir kitaplık da kurdurur demektir. Vaktine çok dikkat et. Şeytan seninle hocalarının arasına her zaman girmeye çalışacaktır, buna izin vermeyeceksin. İbadetlerini aksatmayacaksın. İbadet senin suyun gıdan gibidir. Çok dua edeceksin ki Allah sana zihin açıklığı versin, sana yardım etsin.

Medresede şeriat ilimleri okuyacak bir talebeye öncelikli olarak neler tavsiye e
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Ne yazık ki, ilmin insana soğuduğu bir zamana geldik. Her şey diploma ve diplomanın maddi getirisine dayandı kaldı. İlim bir ibadet heyecanı ve doyumsuz bir tat olmamaya başladı. Bunun pek çok sebepleri olabilir ve bu sebepler de kişiden kişiye değişebilir. Genel olarak değinecek olursak: Dünyalık üzerine kurulu hayat tarzlarımız, her şeyin ölçüsünü dünya menfaati ile belirleme hastalığımız, Sosyal çevrelerimizin bu anlayıştan uzak bir çevreden oluşması, Değerli işleri erteleme hastalığımız, İlmi ulaşılamaz zorlukta görmemiz, Evimizi ve zevkimizi tapınırcasına benimsememiz, külfete gelemeyişimiz, sevdiklerimizden ayrılamayışımız, günlük abartılar bu ilim kopukluğumuzun nedeni sayılabilir. Bunun sonucu olarak da manevi boşluğun acısını, hedefsizliği, gerçek bir cahilliği, şüphelerle boğuşmayı, hayatı ve imtihanları anlayamamayı ve gerçek manada bir din erimesini yaşamaya başladık. Allah yardımcımız olsun.

Eski âlimlerin ilimden aldığı lezzeti neden biz alamıyoruz? Onların hikâyelerini
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Bu konuda tarihi seyri net bir şekilde izah edecek bilgi yoktur. Ashab-ı Kiramdan itibaren ümmetin büyükleri olan âlimler, müçtehitler bu konuyu genelde “Allah bilir” ilkesi üzerinden ele almıştırlar. Bazı âlimler tahminlerde bulunmuşlarsa da genel görüş durumunda bir görüş yoktur. Allah Teâlâ’nın babamız Âdem aleyhisselama bir dil öğrettiği ve onu çok iyi bildiği ama bu dilin bugünkü dillere nasıl yayıldığı bilinememektedir. Böyle bir bilginin Müslüman’ın günlük hayatında direkt bir etkisi de olmayacağı için üzerinde durulmamıştır diyebiliriz.

Bu dünyadaki konuşulan dillerin başlangıcı nasıl oldu? Dillerin gelişme sürecini
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

“Efendi” sözcüğünün karşılığı Arap dilinde “Seyyid” sözcüğüdür. Bu sözcük insan için kullanılabilir. Peygamber aleyhisselam efendimiz başkaları için bu sözcüğü kullanmıştır. Saygı gösterme anlamında “Mehmet efendi, hoca efendi, narım efendi...” denmesinde hiç bir sakınca yoktur. Bir uluhiyet isnat etmek gibi maksatla söylendiğinde elbette imandan çıkarır. Hiç bir insan ilah olamaz. Bu uç anlamda kullananı da Müslümanlar arasında yoktur zannederim. Sadece tartışma ortamlarında söylenmiş, iddia edilmiş bir söz olabilir.

Hocam “efendi, efendimiz” kelimelerinin kullanımı sakıncalı mıdır? Uluhiyet atfe
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Rüya tabiri ona ehil olanların yapacağı bir iştir. Ve bunu ehil olarak yapabilecek kaç insan kalmıştır bilinmez. Bu nedenle tabirine itimat edilecek birini bulmadıkça (ki varlığı tartışılabilir biridir artık) tabir güvenli değildir. Bu sözdeki maksat ise rüya tabirinin insanın moraline etkisine işaret etmektir.

İlmine güvendiğim birçok hocanın sohbetinde rüyaların nasıl tabir edilirlerse öy

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.