Fetva Meclisi
Soru
İlmine güvendiğim birçok hocanın sohbetinde rüyaların nasıl tabir edilirlerse öyle çıkacağını duydum ve şöyle de bir hadis gördüm: “Rüya nasıl tabir edilirse, öyle çıkar. Bunun için rüyanızı âlime anlatın!” Bu doğru mudur ve eğer doğru ise ilmî nitelik taşımayan yani tabir ehli olmayan kimselerce yapılan tabirler de buna dâhil midir?
Cevap
Benzer fetvalar
İyi rüyalar anlatılır ve tabir ettirilebilir ancak rüya tabir edecek ve tabirine itimat edilecek kim var bilemiyorum. Bir husus da şudur: Rüya tabir edilse de edilmese de nihayetinde rüyadır; dini bir kaynak olarak görülemez.
Rüya tabiri sadece TAHMİN olabilir. Müslüman bir insanın TAHMİN üzerinden hayat yaşaması doğru değildir.
O “tabir” dediğiniz şeyi de sebeplerden biri kabul ederseniz sorun kalmaz.
Rüyanızın tabiri konusunda bir şey söyleyemem; rüya tabiri başka bir branştır. Ancak baba anne rızası olmayan bir evlilikten bereket çıkmaz, bunu bilirim. Başka seçenekler üzerinde çalışın. Allah yardımcınız olsun.
Evet, özellikle hadis âlimlerinin yani hadis rivayetinde adı geçenlerin ölümü ne zaman ve nerede yaşadıkları hadis ilminin önemli konuları arasındadır. Kesin olarak bilinemiyorsa da yaklaşık tarihlerin bilinmesi önemsenir. Böylece âlimlerin/ravilerin tabakaları belirlenmiş olur. Bu şu anlama gelir: Kim hangi zamanda yaşamış, arkadaşları, hocaları, talebeleri, hadis öğrendiği tarih ve neticede o âlimin/ravinin ilim adamlığı açısından kimliği (adaleti) tespit edilmeye çalışılır. Hocası olduğunu söylediği isimlerle buluşma imkânı, kim kimin talebesi olduğu hatta sahabiler arasındaki seviye farklılıkları bilinmiş olur. Hadislerin hangisinin daha önce veya sonra söylendiği anlaşılmaya çalışılır. Bir karışıklık varsa o çözülmeye uğraşılır. Bunun neticesinde de hadisin bize ulaşma sürecine bir nevi puan verilir. Hadisler için kullanılan sahih, hasen, zayıf ve mevzu gibi kavramların çıkışında bu bilgi büyük oranda etkili olur. Bu hadis ilmi içinde bir ilim başlığıdır. Özel eserler yazılmıştır bu konuda. Kim ne zaman doğdu ne zaman öldü sorularının cevapları aranmıştır.
Selamünaleyküm. İman etme düzeyinde bilgi kaynağımız SADECE Kur'an ve Sünnet'tir. Bu iki kaynağın dışındaki bütün bilgi kaynakları, bizim için bir kültür niteliğindedir. Âlimlerin bu iki kaynaktan yola çıkarak ortaya koydukları bilgiler ise, bu iki kaynağa dayanma açısından güvenilirliği kadar bağlayıcıdır. Bir âlimin mücerret görüş belirtmesi bizim için hürmete şayan olabilir ama ASLA DİN OLMAZ. Bir âlimin görüşünün din olması başka şey, muhterem olması başka şeydir. İkisi arasındaki çizgi, iman konumuz olması veya olmaması çizgisidir. Bilhassa rüya ve benzeri bilgileri bu noktadan ele alabilirsiniz.
alim konusundaki diğer fetvalar
Ne yazık ki, ilmin insana soğuduğu bir zamana geldik. Her şey diploma ve diplomanın maddi getirisine dayandı kaldı. İlim bir ibadet heyecanı ve doyumsuz bir tat olmamaya başladı. Bunun pek çok sebepleri olabilir ve bu sebepler de kişiden kişiye değişebilir. Genel olarak değinecek olursak: Dünyalık üzerine kurulu hayat tarzlarımız, her şeyin ölçüsünü dünya menfaati ile belirleme hastalığımız, Sosyal çevrelerimizin bu anlayıştan uzak bir çevreden oluşması, Değerli işleri erteleme hastalığımız, İlmi ulaşılamaz zorlukta görmemiz, Evimizi ve zevkimizi tapınırcasına benimsememiz, külfete gelemeyişimiz, sevdiklerimizden ayrılamayışımız, günlük abartılar bu ilim kopukluğumuzun nedeni sayılabilir. Bunun sonucu olarak da manevi boşluğun acısını, hedefsizliği, gerçek bir cahilliği, şüphelerle boğuşmayı, hayatı ve imtihanları anlayamamayı ve gerçek manada bir din erimesini yaşamaya başladık. Allah yardımcımız olsun.
İyi bir niyet ve güzel bir ihlas için sıra numarası vermeye bile gerek yoktur. Bu ikisi yoksa ne medrese olur ne şeriat. Bu bilinmelidir. Bir başka olmazsa olmaz da üstadına vefa ile ona tapınma arasında itidalli bir çizgi çizebilmesidir. Gerisi biiznillah kolaydır. Yine de bir medreseli: Asıl hedefin dinin kendisini öğrenmek ve ardından da yaşamak olduğunu unutmamalıdır. Alet ilimleri adı üstünde alet ilimleridir. Asıl ilimlere geçmeli ve oradan da o ilimleri yaşamaya başlamalıdır. Yaşadığımız zamanda kimsenin yıllarını alet ilimlerine veremeyeceği kadar büyük bir aciliyet içinde yaşanıyor. Bilgisayarlı bir dünyada yaşadığımız unutulmamalıdır. Kabiliyetlerin ve fırsatlarınla uyumlu bir medresede bulun. Sakın bulunabileceğin en rahat ve güvenli yer olduğu için bir medresede yıllarını tüketme, sana da oraya da yazık edersin. İlim bir kabiliyet meselesidir. Sende olmayanı alamayacağını bilerek ömür tüketme. Kendi enerjini, ümmetinin umudunu boşa harcama. Seni Allah’ın orası için yarattığı yeri bul. Arkadaşların ve seni oyalayanlar yarın senin kazancın veya zararın olacaklar, ona göre arkadaş seçeceksin. Seni ilgilendirmeyen şeyle vakit geçirme. Âlimlerin tartışmalarına kulak asma, sen senin dersinle otur kalk. Yaşına, parana ve fırsatlarına göre kitaplık kurmaya başla. Medrese senin hayatını yönlendirecekse sana bir kitaplık da kurdurur demektir. Vaktine çok dikkat et. Şeytan seninle hocalarının arasına her zaman girmeye çalışacaktır, buna izin vermeyeceksin. İbadetlerini aksatmayacaksın. İbadet senin suyun gıdan gibidir. Çok dua edeceksin ki Allah sana zihin açıklığı versin, sana yardım etsin.
Bu soruya “Mekke’nin özellikleri” değil de “HAREM-İ ŞERİF’İN ÖZELLİKLERİ” şeklinde bir başlık koymamız daha isabetli olur. Çünkü Mekke bir şehir olarak değil de Allah Teâlâ’nın orayı haram kılması ile yani HAREM-İ ŞERİF olması ile farklı olmuştur. Harem bölgesinin belli başlı fıkhî özellikleri olarak şunları sayabiliriz: Harem’e Müslüman olmayanların girmesi caiz değildir. Harem’e ihramsız girilmez. Orada kılınan bir namazın sevabı yüz bin kat olarak yazılır. Orada kerahet vakitlerinde de namaz kılınabilir. Bitkisi koparılamaz, avı avlanamaz. Orada savaşmak yasaktır. Orada işlenen cinayetin cezası daha ağır tutulmuştur. Buluntusu alınamaz. Âlimler arasında ayrıntılarda bazı farklılıklar söz konusu olsa da Harem bölgesi için temel fıkıh kuralları bunlardır.
Şeyhülislam, “İslam’ın Büyüğü” olarak tercüme edebileceğimiz bir deyimdir. Genel olarak dine hizmeti, yetiştirdiği talebeleri, fedakârlıkları, bıraktığı izi itibariyle takdir toplayan âlimler için kullanılmıştır. Kutsal denebilecek bir boyutu yoktur; kullanılması ne farzdır ne yasaktır. Şeyh, Mevlana, Hazret, Hüccetülislam vs. gibi ifadelere benzer bir deyimdir. Tarihimizin farklı dönemlerinde farklı ekollerden âlimler için kullanıldığı görülmüştür. Hanefi mezhebi içinde de bu unvanla anılan fakihler bulunmaktadır. Tarih içinde otuz kadar âlimde bu vasıf yoğun olarak kullanılmıştır. Hicri sekizinci asırdan sonra ise pek çok kimseye şeyhülislam dendiğini görürüz. Osmanlı döneminde ise bu kimlik daha çok siyasi bir otorite olarak daha sonra Diyanet İşleri Başkanlığı’na dönüştürülen makam için kullanılmakta idi. Asrımızda bu unvan daha çok Hanbeli mezhebi ulemasından İbni Teymiye için yoğun olarak kullanılmaktadır.
Allah Teâlâ hepimizi mağfiret buyursun, akıbetimizi hayır kılsın. Salih ameller yapmaya gayret edelim. Biz, bizden helallik isteyene bağrımızı açmaya mecbur biliriz kendimizi. Hoş kalın, selamette kalın.
İlmin yaşı yoktur. Her zaman ilim alınabilir yeter ki fırsatlar iyi değerlendirilsin. Siz önceliği bildiğinizi uygulamaya ayırın, gerisinde Allah size yardım eder.