Fetva Meclisi
Soru
Hocam ben bir yardım kuruluşunda gönüllüyüm. Elimden geldiğince her alanda koşturmaya çalışıyorum. Bulunduğum yardım kuruluşunun Suriye’de yetim kampı var ve oraya iki gün yardım edecek birisi lazım diye beni çağırdılar. Ben gitmeyi çok istiyorum. Dualarımda Rabbimden yardımlarımı genişletmesini istiyorum ama eşim farklı sebeplerden dolayı gitmemi istemiyor. Gitmezsem Rabbimin bana verdiği fırsatı geri çevirecekmişim gibi hissediyorum. Hadislerle ve ayetlerle gönlünü etmeye çalıştım ama olmadı. Onun rızası olmadan “gitmem gerekli” deyip gidebilir miyim?
Cevap
Benzer fetvalar
Evet, zor ve riskli bir iş ama insanlığın zirvesini, imanın gerçeğini yansıtan bir iş aynı zamanda. Sizin “git” demeniz zor olduğu gibi “gitme” demeniz de isabetli değil. Ortada durun en azından. Ağlayarak da olsa eşinizin gitmesine yardımcı olun. Böylece şeytanı yenmiş olursunuz. Eşinizin orada kazanacağı sevaplara da ortak olmuş olursunuz. Bir de şunu düşünün: Eşiniz bir kazada da sizi terk edip gitme ihtimali yok mu? Ölüm sadece Gazze’de mi? Ve maazallah sizin yaşadığınız yerlerde öyle bir düşmanlık olsa idi siz yardım için gelecek doktorları göndermeyen kadınlara nasıl lanet ederdiniz? Ve o lanet o kadınları, çocuklarını nasıl kuşatırdı?
Sakın kimseye bir şey anlatmayın. Allah’ın mağfiret buyurduğu bir şeyi yeniden tazeletmeyin. Geçmişinize tevbeniz samimi ise o samimiyetin gereği olarak Allah’ın affına güvenmelisiniz. Şeytan sizi bir kere o bataklıkta batmış olarak gördükten sonra yeniden oraya dönmenizi istiyor. Sizi aynı delikten iki kere ısıracak o akrep, aklınızı kullanın. Bu tür düşüncelerden kurtulmak için yoğun bir gün yaşamanız gerekir. Vaktin size yetmeyeceği işler yapın. Derslere katılın. Sosyal faaliyetlere iştirak edin. Özellikle cinsel hayatınızı daha aktif duruma getirin. Eşinize beklediğinden fazlasını verir duruma gelmeye çalışın. Kitap okuyun. Zikirler yapın. Göreceksiniz, bu gereksiz sıkıntıdan biiznillah kurtulacaksınız. Allah’a emanet olun.
Evlilik, karı-kocanın karşı tarafa kendi doğrularını dayatmaları değil birbirlerinde gördükleri hataları incitmeden ve incinmeden düzeltme işidir. Dolayısıyla eşinle değil yanlışlarıyla mücadelen olsun. Bu mücadeleni ne eylem ne de söylemle gerçekleştir. Yaşam tarzınla göster. Örneğin eşinin bir kusurdan dolayı gidil(e)mez gördüğü bir yere gitmenin daha doğru olduğunu düşünüyorsan eşini oraya gitmeye zorlama; kendin git. Misafir davet etmek istediğinde abartılı ikram olmamak şartıyla davet edebilirsin. Eşin ilgilenmek istemezse sen hizmet et. Basit ikramlarla bu sorunu da çözebilirsin. Ayrıca eşinle ilgili bahsettiğin konular boşanmayı gerektiren bir durum değildir. Hanımın sana, çocuklarına ve işe gittiğinde evine karşı vazifelerini yerine getiriyorsa evliliğe ait önemli derecede sorumluluğu yerine getiriyor demektir. Çevrenle ilişkilerini sağlam tutmak da seni ilgilendiren bir durumdur. Bildiğin doğrulardan vazgeçmeni tavsiye etmiyorum. Yalnızca duruş ve kararlılığınla kaba olmadan biraz da yeri geldiğinde esneterek bilinçli davranmanı söylüyorum.
Mesajınızdan aileye, İslam’a ve hizmete olan bağlılığınız, sabrınız ve nezaketiniz apaçık görünüyor. Rabbim yuvanıza rahmet, eşinize basiret, size de kuvvet ve sebat ihsan eylesin. İnsanlara faydalı olmak, ilim ve hizmete vesile olmak elbette çok değerlidir. Ancak kişinin kendi hakkını ve ailesinin huzurunu feda ederek bu hizmeti sürdürmesi ne doğru ne de caizdir. Dolayısıyla vakıf çalışmaları, aile huzurunu, mali istikrarı ve eşler arasındaki dengeyi bozuyorsa, bu noktada durup düşünmek gerekir. Bir hizmet, önce evi yakarak başkaları için ışık olmaya dönüşüyorsa, bu sağlıklı bir yol değildir. Borç yükü, evin sorumluluğunu taşıyan bir erkeği yıpratır, yıpranan erkek de maalesef bazen haksız davranışlara yönelir. Bu, doğru değildir ama sebeplerinden biri olabilir. Burada yapılması gereken, hizmeti azaltmak veya istişareyle yeniden düzenlemektir. Sadece maddi kaynak değil eşin rızası ve aile huzuru da bu hizmetin temelidir. Kocanın karısından itaat beklemesi, tahakküm değil emniyet ve sevgiyle yönetilen bir beraberliğin parçası olarak görülmelidir. Ama bu itaat, haksızlığa boyun eğmek değildir. Hakkı ve sözü olan bir eşin susturulması değildir. Asla kadını korkutarak itaate zorlamak değildir. Sadece soru sorduğunuz için azar işitmeniz ve ardından “itaat etmiyorsun” diyerek cezalandırılmanız doğru bir tavır değildir. Hele ki siz anlattığınıza göre onu incitmemek için sabreden, yardımcı olan bir eşsiniz. Bu tavır sizin hakkınızı çiğnemek, kendi duyduğu bir sözle sizi hizaya getirmeye çalışmak ve sizin şahsiyetinize zarar vermek anlamına gelir. Bir erkek, yatak ayırma hakkını, Kur’an’da geçen “nüşûz” yani açık bir isyan, aile düzenini bozan ciddi bir itaatsizlik olduğunda kullanabilir. Basit anlaşmazlıklarda, küçük bir tartışmada, eşin fikir beyan etmesinde böyle bir cezaya gitmek yanlış bir adımdır. Size tavsiyem bu dönemi bir danışman eşliğinde geçirin. Bu iş artık “kadının susmasıyla” değil, “birbirini anlamasıyla” çözülür. “Allah’ım bu aileyi rahmetinle koru. Kalplerini birbirine yeniden ısındır. Öfke ve kırgınlıkla değil, merhamet ve anlayışla yol almalarını nasip et. Âmin.”
Siz eşinizi koruyup yönlendiremezsiniz, boşuna emek vermeyin. Siz Allah’ı koruyun Allah da sizi korktuklarınızdan korusun. Bu iş böyledir. Rakipleriniz bir veya bin değil ki, nasıl baş edeceksiniz? En iyisi siz Rabbinize yönelin. Bunun için size tavsiyem şudur: Eşinizi kontrol altında tutmayı bir mücadele tarzı olarak benimsemeyin. Kendinize iyi bakın. Eşinizin cazip bulduğu renkleri giyinin, onun hoşuna giden parfümü kullanın. Onun sevdiği yemeklerle ilgilenin. Eşinizle siz bu konuları tartıştıkça onu başkalarına ittiğinizi iyi bilin. Emreden, açık sözlerle yönlendirmeye çalışan, sürekli tenkit eden kadın itici kadındır. Bunlar da sizin can noktalarınızdır. Cinsel ilişkinizin uzun soluklu olmasına gayret edin. Gerekiyorsa bir ilişkiyi bir saat gibi uzun tutmaya gayret edin. Eşiniz beceremese bile siz becermeye çalışın. Eşinizle kadın dünyasını konuşmak veya ikaz etmek yerine onu takvaya çekecek ibadetlere yönlendirin. Kur'an okumasını, camiye gitmesini, oruç tutmasını, kitap okuyup sohbet dinlemesini önermeye çalışın. Ve sabredin. Bu dünya savaşını sabredenler kazanacak. Sadece sabredenler… Gerisi toptan kaybedenlerden olacak. Bunu unutmayın.
Allah Teâlâ afiyetinizi daim etsin. Önceliğin sağlığın olsun. Sağılığınla ciddi olarak ilgilen. Bundan sonraki hedefin ise dini bilgini geliştirmek olsun. Abartmadan, takıntı yapmadan bilgi edinmeye bak. Aceleci olma. Acelecilik seni yıpratabilir. Bulabildiğin kadar kendine samimi arkadaş bulmaya çalış. Az da olsa samimi arkadaş senin için ilaç gibidir. İstikrarlı bir Kur'an okuman olsun. Mesela günlük beş sayfa oku. Belli zikirler yap. Anne babanın duasını almaya çalış. Allah yardımcın olsun.
dernek konusundaki diğer fetvalar
Sorunuzu, "Yemin kefaretini dini kurumlara para göndererek yapabilir miyiz? veya Kaç kişiyi doyurmamız gerekiyor?" şeklinde anladım. Buna göre, Göndermeyi düşündüğünüz kuruma yemin kefareti olduğunu söyleyerek on kişilik fidye bedelini teslim ederseniz (vekâlet vermiş olduğunuzdan) bir sakıncası olmaz. Onlar da yemin kefaretine uygun bir şekilde dağıtırlar. Bir günde sabahlı ve akşamlı on (10) fakir veya on (10) gün bir fakir doyurulması gerekir. https://fetvameclisi.com/fetva/349-bozulan-yemin-keffareti-nasil-odenir
Bu hastalara yardım etmenin faziletini gizleyemeyiz, mübarek bir iştir ancak sömürü ve suiistimale açık bir alan olduğu da bellidir. Böyle yardımların bilinen bir vakıf veya derneğin nezaretinde yapılmasını tercih ederiz. Zekât ve fitrelerimiz üzerinden şeytanın kazançlı çıkmasını istemeyiz.
Bu noktada eşin yüzeysel olarak da olsa doğruyu söylüyor. Sizin faaliyet isteğinizi zamana yayarak inatlaşmayı engellemenizi tavsiye ederim. Aksi takdirde şeytan yuvanızı dağıtmak için iyi bir fırsat yakalamış olur maazallah, dikkat edin. Aileniz ve huzurunuz faaliyetlerinizden daha öncelikli olmalıdır. Kanaatim budur.
İnsanlardan belli bir hayır işini göstererek yardım toplayan o insanların o hayırdaki vekili gibidir. Vekil, kendisine vekâlet verilen işteki sınırlara bağlı kalmak zorundadır. İnsanlardan hayır isterken “bu hayrın yüzde şu kadarını ben alacağım” demediğiniz sürece aldatmış olursunuz. Aldatanın kazandığı helal olmaz. Asla böyle bir iş yapmayın.
İnternette; - Psikolojinin dini temelleri isimli dersimiz, - Mümin Psikolojisi derslerimiz ve - Fetva Meclisi sitesinde psikologlara verilmiş tavsiyelerimizi derleyebilirsiniz. Ayrıca İstanbul'da iseniz arkadaşlarınızla gelebilir ve yüz yüze görüş alışverişi yapabiliriz.
Para yakılmaz. Parayı yakmak da ikinci bir hata olur. Uyuşturucu gibi pis bir işten elde edilen para için önce samimi bir tevbe yapmak gerekir. Tevbe ettikten sonra da bir vakfa veya fakir birilerine verilmesi gerekir. Kişi kendisine ve bakmakla yükümlü olduklarına harcamaz.