Fetva Meclisi
Soru
Yaklaşık üç yıllık evliyim ve iki yaşında bir oğlum var. Evlendiğim günden beri kavgasız günümüz geçmiyor desem yeridir. Ayrıca evlendiğim günden beri eşimin rahatsızlığından dolayı düzenli bir cinsel hayatım olmadı. Ne zaman ilişkiye girme isteğinde bulunsam hep bir bahane ileri sürüyor, ayda bir bile cinsel birlikteliğimiz olmuyor, olsa bile yalvar yakar ikna ediyorum. Bu da benim onurumu çok zedeliyor. Rahatsızlığıyla ilgili düzgün bir tedavi sürecini başlatamıyor, hep tedaviyi yarıda bırakıyor. Kavgalarımız çok sık oluyor ve kavgalarımızın sonu hep anneme bağlanıyor ve annemle ilgili şikayetlerini dile getiriyor.Ne yapacağımı bilmiyorum. Kendimi evli gibi hissetmiyorum, daha çok evcilik oynuyormuş gibi hissediyorum. Bana akıl verin hocam ne yapayım, hayatımı bu şekilde sürdürmek istemiyorum.
Cevap
Benzer fetvalar
Anlattığınız şey, kâğıt üzerinde iyi bir tiyatrodan başka bir şey değildir. Tiyatro! Nikâh dediğiniz şey olabilir ama siz kendinizi helake sürüklüyorsunuz; evinize dönün. Tevbe istiğfar edin!
Evet, büyük bir musibete düşmüşsünüz. Allah Teâlâ yardımcınız olsun. Sakın gevşemeyin ve yılmayın. Kural şudur: Ölüm hariç her derdin devası vardır. Doktorların 'yok' demeleriyle yetinmeyin. Farklı uzmanlarla tedaviye devam edin siz. Bu birinci hareket noktanız olsun. İkinci olarak da en büyük hedefiniz, sizdeki sıkıntıyı ikinci bir bayana sıçratmamak olsun. Kendi derdinizle yoğrulun ama ikinci bir insan kıyamet günü sebep olarak sizi göstermesin. Üçüncü olarak, sizdeki bu sıkıntıyı depreştirecek veya azdıracak sebepleri azaltmaya bakın. Şehvetinizi azdıracak yiyecekleri tespit edin, onları azaltın. Gözünüzü kışkırtan çevreyi daraltın. Dördüncü olarak da şunu yapın ki en önemli yatırımınız da bu olabilir: Hayatınızı size yetmeyecek kadar doldurun. Gün otuz saat olsa bile size yetmeyecek gibi olsun. İşi işle kovalayın. Boş saatiniz olmasın. Bu bölüm çok önemlidir. Beşinci olarak size şunu söylemeliyim: Bir kanser hastası düşünün. O hastanın mücadelesi, acıları, ağlamaları nasıl onun için bir sevap kaynağı ise sizin bu hastalıkla mücadelenizi de siz o şekilde bir sevaba dönüştürebilirsiniz. Sakın yılmayın. Yorulmaya razı olmayın. Üşenmeyin. Yoğun dua saatleriniz olsun. On yıl sonra da olsa düzeleceğinize umudunuz olsun. Allah Teâlâ ölüden diri çıkarıyor da size mi şifa vermez? Kültür düzeyinizi, yaşınızı, ailenizin meşgalesini ve benzeri özel dünyanızı tanıtacak bilgi vermediğiniz için size özel aktiviteler tavsiye edemiyorum. Belirttiğiniz boşalma yöntemi bildiğiniz gibi normal durumlarda caiz değildir. Bir haram bulaşma riskinize karşı sizin için caiz olabilir ama iyi bilesiniz ki, öyle bir rahatlamanın da kendine göre sıkıntıları olabilir. Size dua ediyoruz, Allah yardımcınız olsun.
Sizin çocuktan önce evlilik konusunda aşmanız gereken badireler var. Önce eşinizle birlikte problemleri; anlaşamadığınız konuları tespit edin. Daha sonra bunları beraberce çözmeye çalışın. Birbirinizi motive edin. Hemen vazgeçmeyin. Yuvanız için mücadelenizi verin. Gerekirse aile terapistinden destek alın. Allah yardımcınız olsun.
Allah Teâlâ size sabırlar versin diye dua ederim. Makamınız mevcut sıkıntınızı en az iki kat daha ağır duruma getiriyor. Bu durumu bir doktor ile görüşmenizi tavsiye ederim size. O en azından size biyolojik olarak tavsiyelerde bulunabilir. İkinci olarak da bu tür vakalarda benim tespitim şudur: Kadın, erkeğin ona muhtaçlığını hissettikçe güçleniyor. Güçlendikçe de inatlaşıyor. Bu sefere erkek de muhtaçlığını daha çok hissediyor. Bunun yerine siz, zor da olsa en az altı ay dinen ve kanunen gereken görevlerinizi yapın, bunun haricinde onu yokmuş gibi sayın. Sorduğuna cevap verin. İhtiyacını giderin. Keennehu o sizin muhtaç olduğunuz bir kadın değil de misafir biri imiş gibi davranın. Ama bu siyaseti en az altı ay hiç bozmayın. Çok geçmeden değişimi hissedeceğinizi umuyorum. Allah yardımcınız olsun. Âmin.
Cinsel ilişkinin aktif olmadığı bir evlilik hele sizin gibi o yönde talebi olan biri için zordur demek durumundayız. Boşasanız vebal olmaz, vicdani sıkıntı hissedersiniz belki. Size tavsiyemiz uzun vadede tedavi edebileceğiniz bir psikolojik tedavi yöntemi uygulamanızdır. Bayanın tavrı buna uygun değilse baştan tedbir almanız elbette daha uygun olur. Allah yardımcınız olsun.
Bunu bir imtihan kabul etmeye çalışın. Evlatlığınızı tam yapın, ondan aferin beklemeyin. Sabredin Allah'tan sevap kazanın. Madem hastadır anneniz, ona hasta gibi davranın. Menfaatinizi koruyun, eşinizi himaye edin ama annenizi dille ve eylemle özellikle incitmeyin. O kendine eziyet ederse onda da yapacak bir şeyiniz yoktur.
aile hayatı konusundaki diğer fetvalar
Allah seni hayırlı bir kul, mutlu bir yuva kurucusu ve örnek bir mümine kılsın. Sorun hem önemli hem de senin içinde bulunduğun düşünce iklimini açıkça yansıttığı için cevap verirken sadece fetva değil, bir abla–ağabey sohbeti gibi bir üslupla konuşmamız uygun olur. Bu uzun ama derli toplu cevabı dikkatlice okumanı isterim. İtaat Meselesi Dinimizde Nasıl Anlaşılmalı? İslam’da kadının kocasına “itaati”, zulme boyun eğmesi, ezilmesi veya bir kölenin efendisine boyun eğmesi gibi anlaşılmaz. Bu bir sorumluluk paylaşımıdır. Aile bir gemidir; kaptanı vardır, rotası vardır. Allah bu düzende erkeğe kaptanlık sorumluluğu vermiştir. Ancak bu, erkeğin keyfine göre yönettiği bir diktatörlük değil Allah’ın emir ve yasaklarına göre hesap vereceği bir liderliktir. Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) buyuruyor: "Eğer bir kimsenin bir başkasına secde etmesini emredecek olsaydım, kadının kocasına secde etmesini emrederdim." (Tirmizî, Radâ’ 10.) Bu hadis itaatin kutsiyetini, yani evlilikte saygının ne kadar büyük bir değer olduğunu vurgular. Ama bu bir zulüm çağrısı değil düzen ve merhamet temelli bir ilişki kurulması gerektiğini bildirir. Kadın Çalışabilir mi? Kendi Parasını Kazanabilir mi? Evet, kadın çalışabilir. Helal ve uygun bir işte çalışmasında, eşinin rızasıyla veya evini aksatmadan yaptığı sürece hiçbir sakınca yoktur. Ama buradaki asıl mesele şudur: Kadın çalışmak zorunda değildir ama erkek aile geçindirmek zorundadır. Bu Allah’ın erkeğe yüklediği bir sorumluluktur. Kadın isterse kazancını harcar, istemezse harcamaz. Erkek ise eşine ve çocuklarına harcamakla mükelleftir. Dolayısıyla ekonomik güç erkeğe haklılık kazandırmaz, kadına da keyfi isyan hakkı vermez. Peki İtaatin Sınırı Nedir? Nerede Başlar, Nerede Biter? İtaat, sadece "erkeğin dediği olacak" demek değildir. İslam’da itaatin sınırı vardır: Allah’a isyan olan yerde kula itaat yoktur. (Mesela namazı yasaklıyorsa, tesettüre karşı çıkıyorsa dinen dinlenmez.) Zulüm ve psikolojik baskı varsa, kadın bu itaatten sorumlu olmaz. (Hakaret eden, sürekli engelleyen, baskıcı bir adam varsa itaat değil, sabır + çözüm yolları aranır.) Ortak akıl ve merhamet varsa, itaat sevgidir, güzelliktir. (İki kişi anlaşarak yürür. Biri yürütmezse, ilişki sürmez.) Örnek Olaylara Cevaplar: "Eşim telefona bakma diyor." Eğer kötü niyetin yoksa ve eşin sadece kıskançlık ya da güven problemiyle bunu söylüyorsa, burada eşine anlayışla yaklaşman güzel olur. Ama bu bir baskıysa, konuşularak çözülmeli. "Arkadaşla görüşmeye izin vermiyor." Kıskançlık mı, güvensizlik mi, kötü zan mı? Sebep makul değilse bu konuda da çözüm yolu şura ve danışma ile bulunmalı. "Para vermiyor, çocuklara bile izin vermiyor." Bu bir evliliğin sağlıklı devam etmesinin önüne geçer. Kadın böyle bir durumda aile büyükleriyle görüşebilir, dini danışma alabilir,gerekirse boşanmayı bile gündeme getirebilir. Çünkü İslam’da zulüm altında itaat istenmez. Sözün Özü: İtaat, Arkadaşlığa Benzeyen Bir Saygıdır İtaat, evliliğin bir gereği olarak erkeğin liderliğini kabul etmek demektir. Ancak bu, kadının yok sayıldığı bir kölelik değil, sevgiyle şekillenen bir dostluktur. Aynı Peygamberimiz sallallahü aleyhi vesellem buyurmuştur ki: "Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en hayırlı olanınızdır. Ben de aileme karşı en hayırlı olanım." (Tirmizî, Menâkıb, 63) Bu hadisin geçtiği bir dinin erkeği, karısına efendilik değil refiklik yapar. Son Söz: Genç Kız Kardeşim! Senin gibi bilinçli, okumayı düşünen, kendi parasını helal yoldan kazanmak isteyen bir genç hanım ümmetin umududur. Ama unutma: Kadın, erkekten aşağı değildir. Evlilik, yarış değil, birlikteliktir. İtaat, ezilmek değil, aileyi ayakta tutma gayretidir. Evlilik, iki tarafın birbirini idare etmesiyle yürür. Allah Teâlâ sana hayırlı bir eş nasip etsin. Senin kıymetini bilecek, sana “haydi beraber cennete yürüyelim” diyecek bir adamla yuva kurmayı nasip etsin.
Allah'ın adı ile kurduğunuz aileyi cemaatlerden ve fikir akımlarından daha üstün tutmalısınız. Aile olarak kalın. Kimse kimsenin görüşüne karışmasın. Evde o konulara girip şeytanı memnun etmeyin. Aileniz cemaatlerden daha kalıcı bir değerdir.
Bu, bir aile çatlağının başlangıcı olabilir. Dikkat etmelisiniz. Siz haklısınızdır ama çatlak sizin bu tavrınızla başlayacaktır. Çok dikkat edin. İşini değiştirmesi için tavsiyelerde bulunun.
Anneniz size zulmediyorsa veya babanız size zulmediyorsa onlardan intikam almayın. Hakkınızı Allah'a salın, daha kazançlı olursunuz. İçinizde onlara karşı bir düşmanlık büyütmemeye çalışın. Sevgi oluşturmak zorunda olmazsınız ama düşmanlık da etmeyin. Mesafeli durun. Yüzeysel de olsa seviyeli bir evlatlık sürdürün.
Onun Züleyha olarak kalması için senin de Yusuf olarak kalman gerekir. Esasen eriyen veya kabaran imanımızdır. Vazifemiz, imanımızı canlı tutmaktır. Dünya heveslerinin bizi esir etmesinin neticeleri olarak aile içinde sıkıntılar yaşıyoruz. Eşlerin birbirlerine karşı yapacakları fedakârlıkların karşılığını Allah'tan beklemeleri gerekir. Allah'tan bekleyen nefsinin kışkırtmalarına karşı basiretli davranabilir. Yaptığının karşılığını eşinden bekleyeni ise şeytan doyumsuz ve nankör biri yapabilir. Özellikle dikkat edilmesi gereken bir husus da çevreyi temiz tutmaktır. Eşi varken başka bayanları izleyen birinin yaptığı bile bile nefsi kışkırtmaktır. TV, internet, medya ve serpilmiş insanlar ortamı böyle bir felaket tellallığı yapmaktadır. Buna dikkat etmek gerekiyor. Üçüncü bir husus da dolu dolu bir hayat yaşamak zorunda olduğumuzu bilmemizdir. Nefse boşluk bırakıldığında o, o boşluğu doldurur. Hayatı cihat şuuru ile yaşamak gerekiyor. İbadetler başta olmak üzere, kültürel kabiliyetlerin geliştirilmesi gibi konularla hayatı aktif duruma getirip yaşamamız şarttır. Zikir ve duayı da unutmayalım.