Fetva Meclisi
Soru
İslam’da kadının kocasına itaat etmesi gerektiği söyleniyor. Bunun ölçüsü nedir? Kocasının vücudundaki irinleri kadının yalaması yine de kadının kocasının hakkını ödemesine yetmez diye bir hadis okudum. Sahih olmadığı söylense de sanırım itaat konusu ciddi bir konu. Bu konuda başka hadisler de var ama benim aklıma yatmıyor. Sebebi de şu; erkek geçimi sağladığı için kadın itaat etmeli deniyor ama kadın da çalışabilir yani para kazanabilir. Erkek olmazsa biz bir hiç değiliz sonuçta hatta çalışıp kendi parasını kazanan birçok kadın var. Ben de bir genç kızım ve kendi emeğimle para kazanıp kendi paramı harcamak isterim. Eşime muhtaç yaşamak bana hiç iyi bir fikir gelmiyor. Tabiki de erkek bakmakla yükümlü, kadın çalışmak zorunda değil ama ben meslek sahibi olup kendimi geliştirerek kendi kazancımı sağlamak isterim. İtaat etme bir arkadaşlık gibi mi olur yani mesela şöyle diyelim ki eşim ve ben bir konuda zıt görüşteyiz ve bunu ikimiz güzelce konuşup ikimizin de memnun olacağı bir şekilde karar kılıp problemi çözmeli miyiz? Ya da diyelim ki ben telefona bakıyorum (kötü amaçlı değil) eşim de bakma diyor. Ben güvendiğim bir arkadaşımla buluşmak istiyorum eşim bana gidemezsin diyor. Dışarı çıkmak istesem çıkamazsın diyor. Çocuklar benimle gezmek istese hayır diyor. Para da vermiyor. İsteklerimizi çoğu zaman da almıyor. Her konuda zorluk çıkaran bir eşim var diyelim. Ona itaat etmem mi gerekiyor? Niçin böyle bir adama katlanayım ki, o olmasa hayatım daha iyiydi belki de. Üstelik kendi paramı kazanıp çok daha rahat bir şekilde yaşayabilirdim. Bu konuda sınır nedir?
Cevap
Benzer fetvalar
Dinimiz İslam, fıtrat dinidir. Rabbimiz, kadın ve erkekten fıtratlarını koruyacakları bir sistem üzerinden kulluk ister. Müslümanlık teslim olmaktır. Size binlerce cevap verilebilir, yüzlerce örnek üzerinden kadın ve erkeğin fıtratı anlatılabilir. Sizi ikna eden örnekler, cevaplar verilse de kalbinizde olması gereken, teslimiyettir. Allah emreder, kul itaat eder. Din, budur. Müslüman, teslim olur. Teslim olmayan, bir insan mantığı üzerinden Rabbani hikmeti çözmek ister, bocalar, yorulur, yıpranır ama çözemez. İnsan mantığı, Rabbani hikmeti dünya sınırlılığında çözemeyecektir. Ahiret, Allah'ın hikmeti ile tanışacağımız yerdir. Bu kulluk imtihanıdır. Kulluk, isteyenin kabul ettiği istemeyenin kabul etmediği ama kimsenin değiştirmeye, yorumlamaya da cüret edemeyeceği sistemdir. Müslüman olduğunu söyleyen ama taşıdıkları İslam kimliğine uygun yaşamayan insanlar, İslam'ın kendisi değildir. Kişiler üzerinden İslam'ın tanınması ise Müslümanlığın aslını yansıtmayacaktır.
Buradaki yanlışlık, en başta evin alınmasında, oluşmasında sizin kendi paranızı teslim etmenizden kaynaklanıyor. Dinimiz açısından iki hususu bilmemiz gerekiyor. Birincisi, sizin eve ekonomik katkıda bulunmanız gerekmiyor; bu erkeğin görevidir. İkincisi de sizin paranıza sadece siz hükmedebilirsiniz. Eşiniz dahil kimse sizin paranıza hükmedemez. Mevcut durumda siz, eşinize elinizdeki parayı bağışlamış görünüyorsunuz. O da kendi mülkünde tasarrufta bulunuyor. Bu durumda yapacak bir şeyiniz yok. Bundan sonrasını iyi planlayın.
Selamünaleyküm. Bu meselede, şunda haklısınız veya değilsiniz-den önce eşinizin karakter olarak kendini tahlil etmesi gerekir. Siz haklı olsanız ne olacak, eşiniz anlamadıktan sonra? Eşinizin bu hususta sizi anlayıp anlamayacağını uzun uzun konuşmanız gerekiyor. Yöre farkının etkisi altında bulunuyorsunuz. Bu karakteri çocuk da değiştiremeyebilir. Daha geniş düşünmeye çalışın.
Şunu kati bir şekilde bilmeliyiz: Şehvet imtihanında garantili bir kul yoktur. Erkek ve kadının bir arada bulunması tam bir imtihandır. Ancak imtihan, kendisinden kaçılarak kazanılan bir seçenek değildir. Elbette imtihan içinde imtihanı değerlendirmeye çalışacağız. Ama kaçarak değil, tedbirli olarak. Bu konuda küçük bir not ilave etmekte yarar olacaktır: Zannedildiği gibi erkek kadın ilişkilerinde bekârların evlilere göre daha riskli olduğu doğru değildir. Evli bir erkek, yeri gelir bekârdan daha tehlikeli bakışların sahibi olabilir. Erkek erkek, kadın kadındır; evli veya bekâr olması şeytan için bir şey değiştirmez. Önce zaruret oranı kadar görüşme olacak. Sonra da, görüşme doğal muhabbet ortamı ile değil zaruretin gerektirdiği şartlar doğrultusunda olacak. Karda yürür gibi konuşmakla karada yürür gibi konuşmak aynı sonuçları doğurmaz. Bir de Allah'a sığınmayı ihmal etmeyeceğiz. Halvetin de haram olduğunu unutmayalım. Allah Teala'dan bizi fitne zamanlarında korumasını dileriz.
Yatak odası ilişkisinde kadın ve erkek aynı durumdadırlar. Toplumumuzda yaygın olan anlayış, erkeğin kadını talep ettiği, kadının ise kendisini böyle bir ihtiyaç içinde hissetmediği şeklindedir. Bu, kesinlikle doğru değildir. Doğru olan ise şudur: 1- Kadın erkeğe göre daha geç hareketlenir, erkek bir iki bakmakla, dokunmakla hareketlenirken kadın, daha uzun sürede devreye giren bir enerji sahibidir ama en az erkek kadar o da ihtiyaç sahibidir. Kadınları, erkeğin ihtiyacını gören ama kendi ihtiyacı olmayan biri olarak görmek zulümdür. Ne yazık ki kadınlar da kendilerini böyle göstermeyi uygun görüyorlar. 2- Genelde erkek devreye girdiği için erkeğin hareketlenmesi kadının da ihtiyacının görülmesini doğurduğundan kadın böyle bir talepte bulunmayabilir. Eğer durum böyle olmuyorsa mesela erkek bir ihtiyaç hissetmeden kadın rahatlama ihtiyacı hissediyorsa erkeğin buna cevap vermesi gerekmektedir. Aksi takdirde erkek sorumlu duruma düşer. 3- Kullanılan gıdalar, alınan ilaçlar ve günlük ilişkilerin etkisi ile erkek veya kadın cinsellik bakımından hareketlenebilir. Hangisi hareketlendi ise diğerini beraberliğe davet etmesi hakkıdır. Bu davetin sadece erkekten gelmesini beklemek yanlıştır. Bu hareketlenme nedeni mesela erkek veya kadının, bulundukları ortamdaki konuşmalar ve arkadaştan etkilenme olabilir. 4- Kur'an'ımızın ve Sünnet'in çizdiği çizgi, gösterdiği yol budur. Erkek ve kadın nasıl sofraya oturup beraber yiyorlarsa yatak odasını da aynı mantıkla kullanmalıdırlar. Sofrada erkeğin lokmaları farklı, kadınınki farklı olabileceği gibi yatak odasını kullanma tarzı da farklı olabilir ama ihtiyaç ihtiyaçtır. Allah'a emanet olun.
Allah Teâlâ yardımcın olsun bacı. Kendine şöyle bir ölçü koy: “Direkt Allah'ın haram kıldığı bir şeyi asla yapmayacağım. Haram olmayan ama risk barındıranı da yapmamaya gayret edeceğim, gerisinde ise serbestim.” Mantık üzerinden yürürsen daha fazla bunalırsın. Biraz da kendini sıkma, rahat ol. Her şeyi dert eden beyin yorulur.
aile hayatı konusundaki diğer fetvalar
İçtenlikle, nezaketle derdini anlatmışsın. Allah derdini büyütmeden çözsün, sana ve ailene sekinet ve hayır versin. Şimdi senin yaşadığın bu durum, sadece bir “aile içi geçimsizlik” değil, aynı zamanda insanî, mânevî ve psikolojik bir zorluktur. Gel, meseleyi üç ana başlıkta konuşalım: 1. Nikâhın Üzerine Binen Yük: Evlilik ama Eşsizlik Bir erkeğin evlilikte meşru cinsî ihtiyaçlarının karşılanması, sadece şehvet tatmini değil, aynı zamanda gözün harama kaymaması, kalbin huzur bulması, eşler arası sevginin kuvvetlenmesi gibi birçok fıtrî amaca hizmet eder. Peygamber Efendimiz sallallahü aleyhi vesellem şöyle buyurur: “Ey gençler topluluğu! İçinizden evlenmeye gücü yeten evlensin. Çünkü evlilik gözü haramdan korur, iffeti muhafaza eder.” (Buhârî, Nikâh 3) Bu hadisin alt mesajı şudur: Evlilik bir meşruiyet çerçevesi sunar, ama bu çerçeve dolu değilse, kişide kırılmalar başlar. Senin durumun da böyle. Ayda bir bile cinsel yakınlık yaşanmıyorsa, bu yakınlık bile “yalvar yakar” ile oluyorsa ve hastalık gerekçe gösterilip tedavi sürekli erteleniyorsa bu artık sıradan bir evlilik içi sorun değil, “hak ihlâli”dir. 2. Rahatsızlık Varsa, Tedavi Şarttır – Ama Samimiyetle Bir kadının cinsel soğukluk, ağrı, isteksizlik, depresyon gibi rahatsızlıkları olabilir. Bunlar küçümsenemez. Ama bir kişi sürekli “rahatsızım” deyip, tedaviden kaçarsa, eşini ihmal eder ama normal hayatına devam ederse, ilişki istemediği halde sosyal, dışa dönük, enerjikse o zaman ortada bir ciddiyetsizlik veya bilinçli ihmalkârlık vardır. Bu durumda bir “eş” değil, bir “oda arkadaşı” hâline gelinir. Zamanla eşin onuru kırılır, sabrı tükenir. 3. Annenin Sürekli Gündeme Gelmesi Ne Anlama Gelir? Eşinle yaşadığın her sorun annene bağlanıyorsa bu, konunun kişiselleştirildiği anlamına gelir. Muhtemelen eşin enin annenle olan samimiyetini kıskanıyor veya kendini onunla kıyaslıyor, belki de kayınvalideyle yaşanmış küçük bir meseleyi büyütüyor. Bu hâl hem senin arada ezilmeni sağlıyor hem de huzurunuzu kemiriyor. 5 Maddelik Çıkış Yolu Tavsiyesi -Eşinle kırmadan ama net bir konuşma yap: “Bak, bu evlilikte hem insanî hem de fıtrî ihtiyaçlarım karşılanmıyor. Bu bana ağır geliyor. Ya birlikte bir çözüm bulalım ya da bu böyle gitmez.” Konuşmanı “şikâyet diliyle” değil, “çözüm diliyle” yap. Ama netlikten kaçma. -Cinsel terapi veya uzman doktor desteğini şart koş: “Ya bir doktora gidelim, beraber konuşalım, tedaviye başlayalım ya da bu evlilik bu yükle yürümez” de. Bu baskı değil, bir "evliliği kurtarma iradesidir." -Kayınvalide meselesinde çizgini belirle: “Annemin konuya karışmadığı yerde onu gündeme getirme, çünkü o artık bizim meselemiz değil” diye net bir sınır çiz. -Aile büyüklerinden bir hakem heyeti öner: Tarafsız iki kişiyle konuşmak, bazen çiftlerin birbirini daha net görmesini sağlar. -İstikâret ve danışma yolunu açık tut: “Bu evlilik beni çürütüyor mu, yoksa toparlanabilir mi?” sorusunu samimi bir istişarede sor. Gerekiyorsa dinî danışmanlık veya aile terapisi desteği al. “Allah’ım, bu kuluna gönül huzuru, evliliğine sadakat ve sekinet, kalbine sabır ve netlik, kararlarına isabet ver.”
Allah'ın adı ile kurduğunuz aileyi cemaatlerden ve fikir akımlarından daha üstün tutmalısınız. Aile olarak kalın. Kimse kimsenin görüşüne karışmasın. Evde o konulara girip şeytanı memnun etmeyin. Aileniz cemaatlerden daha kalıcı bir değerdir.
Bu, bir aile çatlağının başlangıcı olabilir. Dikkat etmelisiniz. Siz haklısınızdır ama çatlak sizin bu tavrınızla başlayacaktır. Çok dikkat edin. İşini değiştirmesi için tavsiyelerde bulunun.
Anneniz size zulmediyorsa veya babanız size zulmediyorsa onlardan intikam almayın. Hakkınızı Allah'a salın, daha kazançlı olursunuz. İçinizde onlara karşı bir düşmanlık büyütmemeye çalışın. Sevgi oluşturmak zorunda olmazsınız ama düşmanlık da etmeyin. Mesafeli durun. Yüzeysel de olsa seviyeli bir evlatlık sürdürün.
Bunu bir imtihan kabul etmeye çalışın. Evlatlığınızı tam yapın, ondan aferin beklemeyin. Sabredin Allah'tan sevap kazanın. Madem hastadır anneniz, ona hasta gibi davranın. Menfaatinizi koruyun, eşinizi himaye edin ama annenizi dille ve eylemle özellikle incitmeyin. O kendine eziyet ederse onda da yapacak bir şeyiniz yoktur.
Onun Züleyha olarak kalması için senin de Yusuf olarak kalman gerekir. Esasen eriyen veya kabaran imanımızdır. Vazifemiz, imanımızı canlı tutmaktır. Dünya heveslerinin bizi esir etmesinin neticeleri olarak aile içinde sıkıntılar yaşıyoruz. Eşlerin birbirlerine karşı yapacakları fedakârlıkların karşılığını Allah'tan beklemeleri gerekir. Allah'tan bekleyen nefsinin kışkırtmalarına karşı basiretli davranabilir. Yaptığının karşılığını eşinden bekleyeni ise şeytan doyumsuz ve nankör biri yapabilir. Özellikle dikkat edilmesi gereken bir husus da çevreyi temiz tutmaktır. Eşi varken başka bayanları izleyen birinin yaptığı bile bile nefsi kışkırtmaktır. TV, internet, medya ve serpilmiş insanlar ortamı böyle bir felaket tellallığı yapmaktadır. Buna dikkat etmek gerekiyor. Üçüncü bir husus da dolu dolu bir hayat yaşamak zorunda olduğumuzu bilmemizdir. Nefse boşluk bırakıldığında o, o boşluğu doldurur. Hayatı cihat şuuru ile yaşamak gerekiyor. İbadetler başta olmak üzere, kültürel kabiliyetlerin geliştirilmesi gibi konularla hayatı aktif duruma getirip yaşamamız şarttır. Zikir ve duayı da unutmayalım.