Fetva Meclisi
Soru
Hocam yaşım gereği artık evlilik ve evlilikteki haklar konusunda daha fazla bilgiye ihtiyaç duyuyorum çünkü bu yola girmeye niyet ediyorum. Ancak bazı eksiklerim nedeniyle belirli konularda zorlanıyorum. Örneğin, evli veya nişanlı bir çift söz konusu olduğunda, evleneceği erkek kadının akraba ziyaretlerini ve kadınlarla olan arkadaşlık ilişkisini ne ölçüde kısıtlayabilir? Dinen bu konuda erkeğin hakkı ve hükmü nedir?
Cevap
Benzer fetvalar
Dinimizde cinsel ihtiyaçların helal yollarla giderilmesi esastır. Ancak bu tür durumlarda eşlerin birbirine haksızlık yapmaması için ya evliliği devam ettirmek ya da evlilik yürümüyorsa kendi hayatlarına yön vermeleri önerilir. Ama öncelikle evliyseniz kocanızın ve kendi cinsel ihtiyaçlarınızı gidermeye çalışın. Yatak odası doğru kullanıldığında yuva kurtarma özelliği çok yüksektir. Aksi takdirde kocanızdan kaçarak kendinizi farklı şekillerde tatmin etmeniz helal değildir. Bunun için de eşinizle ciddi bir şekilde konuşmalı, belki bir uzmandan veya aile büyüklerinizden destek alarak çözüm yolları aramalısınız. Çabalarınız neticesinde hiçbir sonuç elde edemezseniz kocanıza da kendinize de zulmetmeyin. Ama bu kararınızda aceleci olmayın. Sonradan pişman olmama adına yuvanızı kurtarmak için elinizden gelen gayreti ortaya koymaya çalışın, sonra karar verin. Allah yardımcınız olsun.
Allah’ın en büyük haramlarından biri zinadır. Zina pek ağır bir haramdır. Evli kadının zina etmesi ise daha ağır bir haramdır. Bir erkeğin nikâhında iken zina eden kadınla alakalı hükümleri şöyle özetleyebiliriz: a- Bu kadın, Rahîm ve Ğafûr olan Allah’a sığınıp tevbe etsin. Kalbinin nabzı kadar önemli bilsin bu tevbeyi. Tevbesindeki ciddiyeti meleklere ispat etsin. Kendisini ibadete versin. O çirkinliği sevk eden ortamlara veda etsin. İspat edilmiş ve korunmuş bir tevbe ile yaşasın. b- Çirkinden daha çirkin bir iş olan bu zinası ile kadının nikâhı düşmez. Böyle bir kadının zinasını kocası bildiğinde onu boşama hakkına sahiptir. Çocuklar veya sosyal konum gibi bir nedene binaen boşayamaz bir durum olursa onunla karıkocalığa devam etmesinin dinen bir sakıncası yoktur. Ulemanın ağırlıklı görüşü böyledir. Kadının, bu kabahati tekrarlamak gibi bir duruma dönüştürmesi hâlinde ise erkeğin onu boşaması en azından mürüvvet açısından tavsiye edilir. c- Kesinlikle ve kesinlikle kadın bu rezilliği kimseye söylememelidir. Şeytan onu bu bataklığa düşürdükten sonra yaptığını ona buna anlatarak ikinci, üçüncü, dördüncü kere aynı suçun melekler tarafından kaydedilmesine sebep olmaktadır. Eğer tevbesinde samimi değilse o zaten laneti bulmuş demektir. Tevbesinde samimi ise tevbenin gereği olarak kabahatini gizlemelidir. Bu gizlemeye eşi de dâhildir. Allah Teâlâ ona ömür verir de yaşatırsa tevbe fırsatı da veriyor demektir; fırsatı iyi değerlendirilmelidir. d- Elbette böyle bir faciada nikâhlı erkeğin hakkı bir nebze vicdanı kalmış bir insanı ezip duracaktır. Yani o kadın, eşinin hakkını düşündükçe ezilecektir. Buna denecek bir şey yoktur. Zaten o kadının tevbesini de biz, içine doğru akıp duran gözyaşları olarak anlamaya çalışıyoruz. Elbette ezilecektir. Burada bu kadının eşi ile olan ilişkilerinde eşinin hakkını, onurunu korumayı konuşurken bir de mü'min bir toplumda evli bir kadının zinasının ifşa edilmesi ile oluşacak rezaletin onun eşini de aşıp sayısını Allah’tan başkasının bilemeyeceği kadar mü'min insanı erkeğiyle kadını ile yaralayacağını unutmamak gerekir. Zinanın yayılma sürecinin hızlanmasına sebep olacaktır. Dağ ağırlığında bir suçun çakıl taşı gibi görülmesine neden olacaktır. Meseleyi aile olarak gördüğümüzde, bu ümmetin de bir aile olduğunu unutmadan karar vermeliyiz. e- Kadın gerçekten bu rezilliğin altında ezildiğini hissediyorsa ve boşanmayı kendisi için kurtuluş görüyorsa başka bir gerekçe altında boşanmayı sağlamasını tavsiye ederiz. Ateşe benzin dökmenin hiçbir anlamı yoktur.
Size ve eşinize şunları not edebiliriz: Anne baba başta olmak üzere akrabalarla sılayırahim bağını koparmamanın Allah’ın emri olduğunu yani dindarlığımızla ilgili olduğunu tartışamayız. Bu böyledir. Evlenmek bir kadın için baba evinden koca evine geçmektir. Bunu da kabul etmek zorundayız. Hem evli hem babasının evinde gibi olmak kabul edilemez. Dinimiz kadınların evlendikten sonra anne babalarını ziyaret etmeleri konusunda gün ve şekil belirlememiştir. Bu konu esnek bırakılmıştır ki herkesin şartlarına uygun olanı aile bireyleri kendileri tayin etsinler. Anne babanın evinin yakınlığı veya uzaklığı, kadının ve eşinin evindeki imkânlar ve şartların yönlendirmesi gibi belirleyicilerin ortalaması bulunarak bir uygulama yapılabilir. Aynı semtte yaşayanlar için haftada bir gün olabilir, biraz uzakta olanlar için ayda bir olabilir. Veya eşler kendi şartlarına uygun olabilecek bir süre belirleyebilirler. Gün içinde görüntülü görüşme ile bağlantı kurulduğu halde haftada birkaç gün ziyaret için anne baba evine gitmek ancak ağır hasta bir baba ile ilgilenme zorunluluğu ya da afet sonrası gerekenler gibi bir durumda doğru olabilir. Daha ilerisi eşlerin henüz yuva kuracak kıvamı yakalayamadıklarını gösteren bir işaret olabilir. Bunun sonu da her ikisinin de baba evine dönmek şeklinde gelebilir. Bu konuyu olmazsa olmaz düzeyinde tartışan bir eş muhakkak aile danışmanı veya bir psikologla görüşmelidir. Asıl mesele içerideki başka bir takıntı olabilir. Üçüncü bir kişinin tavsiyelerine uyularak orta bir yol bulmaya çalışılmalıdır.
Ailemizin huzuru ve istikrarı bizim için çok önemlidir. Allah’ın haramlarından birine açık ve net bir şekilde batmadıkça önceliğimizi aile huzurumuza vermeliyiz. Mesele açık bir harama girme düzeyine gelince ahiretimizi öncelikli tutmamız gerekeceği bellidir. Mesela alkol kullanma, elle temas etme, dans etme gibi bir abeslikle yüzleşecek olursanız net tavır koyarsınız. Bu noktaya gelmeyen sıkıntılar için yaptığınız gibi yapmaya devam edin yani kendinizi kollayarak, en kenardan yürüyerek devam edin. Allah yardımcınız olsun.
Mesele şöyledir: Müslüman bir kadın hiçbir şekilde hiçbir MÜSLÜMAN OLMAYANIN eşi olamaz. Müslüman değil iken evli olduğu Müslüman olmayan erkeğin nikâhı kadın Müslüman olduğu an düşer. Eğer henüz ilişkiye girmeden Müslüman olursa kökten ayrılmış sayılırlar. İlişkiden ve belli bir beraberlikten sonra ise Müslüman olması yine ayrılık olur ama bu sefer kadın üç aybaşı geçirecek kadar iddet bekler. Bu iddet süresince eşi de Müslüman olursa bir araya gelmelerinde sakınca olmaz. İddet bittiği hâlde erkek Müslüman olmazsa kadın sonsuza kadar eski kocasından ayrı kalmış demektir. Bu kural bizzat Kur'an’ımızda zikredilen bir kuraldır. Dolayısıyla hiçbir şekilde bir içtihatla değiştirilip esnetilemez. Bunu kabul etmeyen kadın dini inkâr etmiş olur. Kabul ettiği hâlde eski eşinin yanında kalmaya devam ederse bu durum da bir zina durumudur. Biz dinimizin kurallarını birileri dinimizi beğenecek veya beğenmeyecek üzerinden düşünemeyiz. Böyle düşünecek yerde, bu durum erkeklerin de Müslüman olmasına sebep olduğunu düşünsek daha iyi olmaz mı?
Bu konuyu içinizde problem olarak yaşamaktansa eşinizle sakin bir dille konuşun. Ona, kendi ailenize öncelik vermesi gerektiğini ve bu yükün sizi zorladığını anlatın. Görümcenize destek olmak istiyorsa, onun da maddi katkıda bulunmasını talep edin. (Kendi giderlerini ve en azından kira farkını ödemesi gerektiğini söyleyebilirsiniz.) İsraf etmeye devam ederse, ona para harcamanın adil olmadığını belirtin. Ayrıca eşinizin bu konuda size adaletli davranması gerektiğini hatırlatın. (Sadece kardeşinin değil, sizin de bir emanet olduğunuzu anlatın.) Yalnız bu süreçte görümcenizle şeytanın sevineceği bir kavganın içerisine düşmeyin. Sakin olun. Allah'tan yardım isteyin.
akraba konusundaki diğer fetvalar
Bir tarlayı veya bahçeyi sahibinden kiralayan veya hediye/ikram gibi bir sebeple kullanan kim ise oradaki ürünün zekâtını da o verir. Çıkan ürün zekât nisabına (yaklaşık bir ton) ulaşıyorsa zekât verir.
Bir malın (veya yemeğin) sahibi kimse, onun izni olmadan vermek caiz değildir. Hadislerde de "Bir Müslümanın malı, kendisinin rızası olmadan helal değildir." (Ebu Davud, Büyû' 54) buyrulmuştur. Dolayısıyla anneniz yemeği yapıp size emanet ediyorsa ve sizin de onun izni olmadan başkasına vermeniz söz konusuysa, bu emanete ihanet olabilir. Hırsızlık gibi büyük günahlar kategorisine girmez ama kul hakkına girme riski vardır. Çünkü anneniz o yemeği ev halkı için yapıyor ve onların hakkı olabileceğini düşünüyor olabilir. Eğer anneniz izin vermezse, kendi kazancınızla, kendi aldığınız yiyecekleri dilediğiniz gibi paylaşabilirsiniz. Bu durumda hiçbir sakınca olmaz, hatta çok büyük bir sevap kazanırsınız. Belki "Bu kişi yemek yapamıyor, ona bazen yardım etmek istiyorum, senden gizli yapmak istemem." derseniz, anneniz de daha yumuşak yaklaşabilir. Buna rağmen anneniz kesinlikle istemiyorsa, kendi imkânlarınızla yemek alıp ona vermeniz daha temiz ve gönül rahatlığıyla yapılabilecek bir iyilik olur.
Eğer enişten zekât alabilecek kadar fakirse, verilen zekât onun malı olur. Bu parayı ev kirası, fatura, mutfak, çocukların ihtiyaçları gibi helal ve zaruri alanlarda dilediği şekilde harcaması caizdir. Harcama konusunda serbesttir.
Kulluk zaten bu yoğunlukta yapılır, uzayda kul olacak değildiniz. Abartmaktan vazgeçiniz. Herkes, her kadın sizin gibi birilerinin bir şeyleri oluyor. Herkesi ağırlığına göre sıraya koyun. Sonra da herkese hakkı kadar vakit ayırın. 1-Allah. 2-Eşiniz. 3-Çocuklarınız. 4-Anne babanız. 5-Kayınpederiniz, kaynananız, eltileriniz, görümceleriniz, komşularınız, akrabalarınız ve insanlar... 6-Hayvanlar. Sırayı bozmayın. Birinden artmadan diğerine geçmeyin. Rahat edersiniz.
Evlilik, karı-kocanın karşı tarafa kendi doğrularını dayatmaları değil birbirlerinde gördükleri hataları incitmeden ve incinmeden düzeltme işidir. Dolayısıyla eşinle değil yanlışlarıyla mücadelen olsun. Bu mücadeleni ne eylem ne de söylemle gerçekleştir. Yaşam tarzınla göster. Örneğin eşinin bir kusurdan dolayı gidil(e)mez gördüğü bir yere gitmenin daha doğru olduğunu düşünüyorsan eşini oraya gitmeye zorlama; kendin git. Misafir davet etmek istediğinde abartılı ikram olmamak şartıyla davet edebilirsin. Eşin ilgilenmek istemezse sen hizmet et. Basit ikramlarla bu sorunu da çözebilirsin. Ayrıca eşinle ilgili bahsettiğin konular boşanmayı gerektiren bir durum değildir. Hanımın sana, çocuklarına ve işe gittiğinde evine karşı vazifelerini yerine getiriyorsa evliliğe ait önemli derecede sorumluluğu yerine getiriyor demektir. Çevrenle ilişkilerini sağlam tutmak da seni ilgilendiren bir durumdur. Bildiğin doğrulardan vazgeçmeni tavsiye etmiyorum. Yalnızca duruş ve kararlılığınla kaba olmadan biraz da yeri geldiğinde esneterek bilinçli davranmanı söylüyorum.
Karı-kocanın arasını bozmak isteyen kimseler akraba bile olsalar küsmeden uzak kalınmalıdır. Bu denge mutlaka korunmalıdır. Fakat sen anne-babanın olumsuz ilişkilerinden etkilenmemeye gayret etmelisin. Daha çok gençsin. Kendini aile içi kavgalarla yıpratma. Anne babanın birbirlerine ihtiyaç duyduğunda belirli bir yerde ve zamanda uzlaştığı olur. Dolayısıyla sen anne babanın örtülü kavgalarında sakın müdahil olma, ilgilenme. Sen kendini bilgili ve kültürlü bir hanım kızımız olarak yetiştirmeye çalış. Allah yardımcın olsun.