Fetva Meclisi
Soru
Ergenlikten itibaren ramazanda kazaya kalan oruçlarımı daha sonra hep tuttum fakat imsak kavramını yıllar sonra öğrendim. Yani kaza oruçlarımda sahura kalktığımda imsak saatini bilmediğim için ezan okununcaya kadar yiyip içtim. Sonradan öğrendim ki imsak vaktiyle ezan vakti farklıymış. Yaklaşık 8-9 yıl bu şekilde tutmuş olduğum oruçlar var, ben şimdi o kaza oruçlarımı tekrar iade etmeli miyim?
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. Bu durumda bir gün kaza etmeniz yeterlidir. Allah kabul buyursun.
Hatırladığınız şekilde bir bilgi var. Ama ibadetlerde tedbirli olmak esas olduğundan imsaktan hemen öncesinde yeme ve içmenin bırakılması yönünde tavsiye etmekteyiz. Ezan okunurken yeme ve içmelerinizle orucunuza zeval (sıkıntı) gelmemiştir. Ama bundan sonra sizi daha dikkatli olmaya davet ediyorum.
Selamünaleyküm. Verdiğiniz ölçüler, saniyelerle ifade edilebilecek kadar yakın ölçüler olduğu için imsakı geçtiğinizi söyleyemeyebiliriz. İnşaallah orucunuzda sıkıntı yoktur. Allah kabul etsin. Daha sonra bir gün kaza orucu tutarsanız kalbiniz rahat eder.
Sabah ezanı okunduktan yani takvimdeki İMSAK vakti girdikten sonra bilerek yemek veya içmek o günü kaza etmeyi gerektirir.
İlk fırsatta kaç gün tutmadı isen o kadar gün ara ara da olsa tut. Böyle bir hata işlediğin için çok samimi bir tevbe yap. Yeni oruçlarına samimi sarıl, aksatma. Bu kadar. Allah kabul buyursun.
Oruçlu olduğunuzu unutup içti iseniz mesele yok, kaza da yok. Oruçlu olduğunuzu bilerek ilaç zorunluluğu diye içti iseniz bir gün kaza edersiniz. Allah kabul etsin.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Siz doğru satış yapıyor ve gerekli bilgiyi aktarıyorsanız ya da satış anında gerekli tanıtımı yapıyorsanız bu sizin sorumluluğunuz değildir.
Aziz kardeşim, sizi bir gerçekle yüzleştirmekte fayda mülahaza ediyorum. O gerçek de şudur: Allah'a kul olmanın önündeki engelleri ya da imtihanları Siyonizm ve alkol gibi sınırlı şeylerle düşünürsek olacağı budur. Kul olmanın, imanın hakkını vermenin önünde alkolden daha uyuşturucu engeller vardır/olacaktır da. Alkol beyin uyuşması yapıyor, alkolden daha uyuşturucu ve etkisi beyne, kalbe aynı anda sirayet eden sıkıntılara hazır olmamız gerekiyor. Dikkat ediniz, bu saydığınız şeyler birinci derecede imanı etkileyen hususlardır. Birinci derecede iman etmiş olmak veya olmamak denebilecek şeyleri çok rahat yazabiliyorsunuz, sorabiliyorsunuz, irdeleyebiliyorsunuz. Bu nedenle de huzursuzsunuz. Huzursuzluğunuzun temel nedenini de siz abartıp büyütüyorsunuz. Sizin şahsınız açısından belki değil ama böyle bir sorgulamayı Allah'a iman eden birinin bu kadar rahat yapabilmesini nasıl değerlendiriyorsunuz? Size iki soru sorayım, bu iki sorunun cevabından ikimiz de makul bir noktaya gelmeye çalışalım. Sorularımın birincisi: Ümmetimizin şu zamandaki hâlini nasıl değerlendiriyorsunuz? Müslümanca bir kenara insanca bir hayattan söz edebilir misiniz? Aklı başında her hangi bir insanın kabul edebileceği bir hayat var mıdır ortada? Sorularımın ikincisi: Bu gündeme getirdiğiniz konuların hangisi bir Müslümanın imanı, ibadeti, ahlâkı veya maddi kazancı ile alakalı düzeltme, ıslah etme bakımından direk gündeme gelebilecek bir konudur? Ya da bu ümmetin mevcut sorunları arasında bunların hangisi çözüm için gereklidir, hangisi hangi sorunun nedenidir? İnsaf sahibi biri görecektir ki, bunlarla meşgul olmak akılla izah edilebilecek bir nedene dayanmamaktadır. Meşgul olmaya mecbur olduğumuz nice meseleler arasında bunlara yer bulmak anlamsız değil mi? Aç birinin tırnak makası araması ne anlama gelirse bunlar da o anlama gelebilir. Bir başka husus da şudur: Öğrenmenin ve öğrendiklerinle amel etmenin bir öncelik ve önem sırası olmalı değil midir? Mesela namazın öncelikliği ile haccın öncelikliği aynı olabilir mi? Bu açıdan bakmaya çalışın; kaç numaralı mesele ile alakadar oluyorsunuz acaba? Nesiller ne durumda, siyaset ne durumda, ekonomi; faiz, haramlar, kumar ne durumda..? İffet ne durumda? Aziz kardeşim, yeniden bir gündem belirlemek zorundayız. Bu gündemi de ümmetimizin üzerinden hesapları olan düşmanlarımızın planlamasına izin veremeyiz. Bizden olduğu hâlde kişisel ihtiraslarını dinimizin konuları ile tatmine çalışanların planlamasına da izin veremeyiz. Mucize ve benzeri konular bizim imanımızın içindeki konulardır. Bunları biz bize konuşuruz elbette ama kâfirlerin konuşmasına izin veremeyiz, konuşurlarsa dinlemeyiz. Birilerinin -velev ki bizimle beraber namaz kılanlardan olsun- 'sonra ne olacak?' sorusuna ikna edici bir cevap vermedikçe de bunları konuşmasına izin veremeyiz. Konuşursa da onun hakkında dikkatli olmayı yeğleriz. Umarım bakışımızı izah edebilmişizdir. Allah'a emanet olunuz.
Bu soruyu baştaki tüyleri tıraş ederken de sormak gerekir. Diğer tüylerin temizliğinde de. Ben tıp öğrencisi değilim ama Sünnet olmanın benzeri belki on soru daha sorabilirim. Hiçbirine de 'kulluk gereği' dışında bir cevap veremem, verilemez de. Sadece şu cevabı verebiliriz: İlahi terbiye demek olan din terbiyesine giren insan ile o terbiye sisteminin dışında kalan insan belli olsun diye. Allah'a emanet ol.
Bu sorun oldukça yaygın olarak bu zamanda ortaya çıktı. Allah ümmetimizin akıbetini hayretsin. Biz veya başkası ne derse desin, bu durumdaki bir kızın durumu tam anlamı ile afettir. Bu afeti en hafif şekilde nasıl telafi edebileceğimize bakıyoruz. Zira bu durumdaki bir insanın çaresizlik hissetmesi daha beter sonuçlara sebep olabilir şeklinde bir endişe de vardır. Bir de Şeriat'ımız örtmeyi ve gizlemeyi esas almaktadır. Temel çıkış noktamız budur. Buna göre uygulamayı şu şekilde netleştirebiliriz: Bir kere böyle bir bayan, kiminle ya da hangi karakterde biri ile evleneceğini herhâlde düşünecektir. Titiz biri ile evlenmemeyi akıl etmesi gerekir. İkinci olarak da, bekâretini sorgulayan birine yalan söylemesi mümkün değildir. Söylemesi durumunda yalandan ötürü evliliği sıkıntıya girebilir. Samimi bir tevbe edip tevbesini koruyorsa yani Rabbi ile olan ilişkisini bari düzeltti ise geri kalan beşeri ilişkilerinde de muhtemel çareleri kullansın denebilir. Bütün bunlar elbette yaraya pansumandan başka bir şey değildir. Anlaşılıyor ki, böyle biri için adeta zehir çeşitlerinden bir zehir beğenmek gibi bir duruma çare üretmeye çalışıyoruz. Allah yardımcımız olsun.
Kına ibadetle alakalı değildir. Sevip sevmemek de kişiseldir. Annenizi üzmeden sevmediğinizi söyleyebilirsiniz ama bir vesveseye de dönüştürmeyin.
Cemaatle namaz kılmanız güzel bir şey, Allah Teâlâ kabul buyursun. Bir ilmihal kitabından namazla ilgili bölümleri güzelce oku ki, yaptığını tam yapmış olasın. Dikkat edeceğin hata ihtimallerini şu şekilde sıralayabiliriz: - Dört rekaatlı bir namazın ilk oturuşunu, sehiv secdesini unutursan peşindekiler de sana uyarlar, sakıncası olmaz. - Fazladan secde yaparsan sana uymazlar, beklerler. - Unutarak beşinci rekaata kalkarsan eğer teşehhüdü unutmuş idiysen arkandakiler bekler, teşehhüdü yaparlar. Sen dalgınlıkla o rekaatın secdesine de gidersen herkesin namazı bozulmuş olur. Eğer teşehhütten sonra beşinci rekaata kalkarsan secdeye varmadan önce geri dönüp selam verirsen mesele yok, vermezsen arkandakilerin namazı tamam olur, senin namazında tekrar gerekir. Bu tür hatalarda arkandakilerin 'subhanellah' diyerek seni ikaz etmeleri gerekir.