Fetva Meclisi
Soru
Ben Ebu Hanife'nin içtihatlarına göre dinimi yaşamama rağmen namazda el bağlama konusunda onun talebelerinden olan Ahmed bin Hanbel'e uysam günaha girer miyim? Neden bilmiyorum ancak namazda ellerimi göğsümün üstüne koyduğum zaman Allah'ın huzurunda daha alçak gönüllü hissediyorum, namazımı daha huşu içerisinde kıldığımı düşünüyorum.
Cevap
Benzer fetvalar
Aleykümselam. Maşaallah, ne çok vaktiniz var? Ümmetin bunca yoğun gündeminde siz ne güzel meşgale bulmuşsunuz!
Bugün HAK MEZHEB olarak bildiğimiz dört mezhepten herhangi birine ibadetlerde uymamız sakıncalı olmaz. Mümkün olduğu kadar zihin karışıklığı oluşturmadan dinimizi yaşamalıyız ama bu tür ayrıntıları dinde ayrılmak gibi de göremeyiz.
Namazlarda el bağlama şekli konusunda Hanefi fıkhına göre yaşayan mü'minler için sözünü ettiğiniz erkek/kadın farkı vardır. Diğer ulema böyle bir farka özellikle temas etmemiştirler. Namazın geneli içinde bu ayrıntı namazın sıhhatini etkileyecek bir ayrıntı değildir. Allah Teâlâ ibadetlerimizi kabul buyursun.
Selamünaleyküm. Abartıyor demeyin de titizlik ediyor deyin. Gerekli olmasa da zararlı olmayan bir uygulamadır bu.
a- Namaz mü'minin en büyük ibadetidir. Dinimiz namazımız kadar canlı demektir. Namazımızı olduğu gibi beşeri müdahalelerden arınmış olarak eda etmeliyiz. b- Yaptığınızı söylediğiniz şeyleri Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin yaptığı işler olduğu kesindir. Dolayısıyla yanlış yapmıyorsunuz. Onları yapmadan kılınmış bir namaz da Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin sünneti üzere kılınmış bir namazdır biiznillah. Ortada çelişki yoktur. Peygamber aleyhisselamın çok yönlü uygulamalarının bize aktarılmasıdır gördüklerimiz. c- Size namaz kılmayı öğrendiğiniz ilmihal yeterlidir. Mesela Hanefi mezhebi üzere kıldığınız namazı daha sonra bu belirttiğiniz örneklerle renklendirerek “daha fazla sünnete tabi olmak” gibi görülse de yaptığınız bu durum, ibadetler üzerinden farklılık zevki almaya götürebilir bizi. Niyetiniz elbette Allah'ın bileceği bir iştir ama siz ibadetleri bu tür renklendirmelerden koruyun.
Aleykümselam. Keşke elinizi kıpırdatmasanız da din üzerinden böyle bir münakaşa oluşturmasaydınız. O daha bereketli olurdu. Telfik bu değildir belki ama fitne böyle başlar.
ahmed bin hanbel konusundaki diğer fetvalar
Aleykümselam. Bilmiyorum, duymadım. Benim İmam Ahmed'im ile sizin zikretmeye çalıştığınız aynı değil zannederim. Benim bildiğim Ahmed, bu ümmetin imamlarından bir İmam'dır. Sizin zikrettiğinizi bilmiyorum.
Telbîsü İblîs hicri yılında vefat eden meşhur âlim İbnü’l-Cevzî’nin değerli bir kitabıdır. İbnü’l-Cevzî’nin bu kitabı ve bir başka eseri (hatıratı) olan Saydulhatır’ı çok değerli notlarla doludur. Özellikle Arapça olarak okuyabilecekler için öncelikli okumalar arasında olmalıdır. Tavsiyemiz bu şekildedir. Bu iki eserinde yaklaşık olarak doksan yıla yakın hayatının özetini vermektedir. Kendisini, yaşadığı asrı, siyaseti, ilim adamlarını özetlemektedir. İbnü’l-Cevzî’nin yaşadığı asır, ahlâk ve takvanın zayıfladığı bir asırdır. Yaşadığı bu asırdaki çöküşe dur diyebilmek için Ömer bin Hattab radıyallahu anh, Ömer bin Abdülaziz, Ahmed bin Hanbel gibi isimlere ait eserler yazmış, onları örneklendirmeye çalışmıştır. Telbîsü İblîs (Şeytanın Aldatmaları) kitabı yaşadığı asırdaki farklı grupların din ismi ile anıldıkları halde hangi yanlışları ile bilindiklerini izah etmektedir. Olduğu gibi doğru tespitlerden oluştuğunu iddia edemeyiz. Neticede bir âlim gözlemlerini bize aktarmaktadır. Ancak o çapta bir âlimin gözlemleri oldukça önemli notlar niteliğindedir: Kur'an hafızlarının müzik notaları gibi bir kıraatle okuması, ibadet ruhundan uzaklaşmış kıraatin öne çıkması gibi yönlerini ileri sürmektedir. Fıkıhla meşgul olanların ilk neslin fıkıhtaki heyecan ve samimiyetini taşımadıklarını, neredeyse başka fıkıhçıların eksikleri üzerine yoğunlaştıklarını anlatır. Siyasetçilerle yakın bağlantılarını, fetvada takvadan uzaklaşmalarını zikreder. Vaaz veren hocaların samimiyetsizliklerini, hikâyelerle insanları oyalamalarını anlatır. Edebiyatçıların, şairlerin kibirlendiklerini anlatır. Günahlara batmaktan çekinmediklerini izah eder. Tasavvufun aldığı üzücü şekli tenkit eder. İlk mutasavvıflarla o asırdakiler arasındaki derin farkları örneklendirir. Yaşadığı asrın siyasi gücü olan Selçuklu devletini yöneten sultanların ve bürokratların yanlışları üzerinde durur. Zenginlerin malı nasıl kazanıp harcadıklarına örnekler verir. Fakirlerin onurlarını koruyamayışlarını izah eder. Kadınların dikkatsizliklerini anlatır. Bütün insanların düştüğü yanılgılara değinir. İbnü’l-Cevzî, yaşadığı asra şahitlik etmektedir. Elbette, tuttuğu notları onun asrına aittir ama öyle veya böyle bugün de insanlık benzer buhranlar içindedir. Geçmişi ve geleceği paralel bir zeminde görebilmek ve ibret almak için kitap çok güzel bir kaynaktır. Allah ona rahmet etsin.