Diyanet Fetva Kurulu
Soru
İmama uyan bir kimse Fâtiha okuyabilir mi?
Cevap
Benzer fetvalar
Namazda bir miktar Kur’ân okumak farzdır. Hanefîlerde tercih edilen görüşe göre bu miktar, en az üç kısa âyet veya bu miktarda bir âyet olmalıdır. Özellikle Fâtiha sûresinin okunması vâciptir. Dolayısıyla namazda Fâtiha sûresi okunmakla, hem farz kıraat hem de vâcip yerine getirilmiş olur. Ancak Fâtiha’dan sonra üç kısa âyet veya bu uzunlukta bir sûre okumak da vâciptir. Bu sebeple, farz namazların ilk iki rek’atında, sünnet namazların tüm rek’atlarında Fâtiha’dan sonra sûre ya da birkaç âyet okumayan kişi vâcibi terk etmiş olur. Unutarak terk edilmesi sehiv secdesini gerektirir. Kasten terk edilmesi hâlinde ise namazın iadesi vâciptir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 1/458) Şâfiîlere göre ise kıraat farzınınyerine gelmiş olabilmesi için asgari olarak Fâtiha’nın okunması gerekir. Buna ilaveten bir sûre veya birkaç âyet daha okumak ise sünnettir. (Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 1/353, 361)
Selamünaleyküm. Hanefi uleması, Allah Teala'nın okunduğunda Kur'an'ın dinlenmesini emreden ayetine binaen imamın okuyuşunu, imama uyanın da okuyuşu gibi saymışlardır. Bu husustaki fıkhi tartışmalar oldukça uzundur ve pek çok ayet hadis üzerinden yapılmıştır. Şunu bilmemiz gerekir: Fukahanın tartıştığı meseleler hırsların tatmini uğruna yürütülmüş tartışmalar değildir. Belli bir ilmi ağırlığın gereği olan bu tartışmalarda ümmet için büyük hayırlar vardır. Fatiha meselesine gelince, imamın namazı ona uyanın namazı olduğu için imamın okuduğu Fatiha da ona uyanın Fatiha'sı sayılmıştır. Yoksa Fatiha'sız namaz yoktur. Allah'a emanet olunuz.
Hanefi uleması, Allah Teala'nın okunduğunda Kur'an'ın dinlenmesini emreden ayetine binaen imamın okuyuşunu, imama uyanın da okuyuşu gibi saymışlardır. Bu husustaki fıkhi tartışmalar oldukça uzundur ve pek çok ayet hadis üzerinden yapılmıştır. Şunu bilmemiz gerekir: Fukahanın tartıştığı meseleler hırsların tatmini uğruna yürütülmüş tartışmalar değildir. Belli bir ilmi ağırlığın gereği olan bu tartışmalarda ümmet için büyük hayırlar vardır. Fatiha meselesine gelince, imamın namazı ona uyanın namazı olduğu için imamın okuduğu Fatiha da ona uyanın Fatiha'sı sayılmıştır. Yoksa Fatiha'sız namaz yoktur.
Namazların ilk iki rek'atında Fâtiha’dan sonra Kur’ân’dan bir miktar daha okumak (zamm-ı sûre) vaciptir. Vaciplerin kasten terk edilmesi günahtır, unutarak terk edilmesi veya geciktirilmesi ise günah olmaz, fakat namazın sonunda sehiv secdesi yapılması gerekir. Buna göre, bir imam dört veya üç rek'atlı farz namazların ilk iki rek'atında, Fâtiha’dan sonra bir sûre veya bir miktar âyet okumamışsa, bu sûre veya âyetleri üçüncü ve dördüncü rek'atlarda Fâtiha’dan sonra okusa da okumasa da sehiv secdesi yapması gerekir. Çünkü namazdaki bir vacibi geciktirmiş veya terk etmiştir (Kâsânî, Bedâi‘, 1/166; Merğinânî, el-Hidâye, 1/74).
Selamünaleyküm. Bunun delili, Kur'an’ın dizilişindeki hikmete bağlı kalmak olarak özetlenebilir. Zaten bu, namaza mani bir durum değildir. Sadece mekruh olarak zikredilmiştir. Mekruhluk da hoş olmamak şeklinde anlaşılmalıdır.
Namazda KIRAAT farzdır. Bu kıraatin Fatiha suresi olması ise vaciptir. Vacip de bir çeşit farz olduğuna göre namazın fatiha ile kılınması gerekmektedir. İmamla kılınan namazda ise imam Fatiha okur ona uyanlar Fatiha okumazlar. Allah'a emanet olun.
NAMAZ konusundaki diğer fetvalar
Cemaatle namaz kılınırken, imamın arkasında önce erkekler, sonra erkek çocuklar, sonra da kadınlar saf tutarlar. Bu düzen Hz. Peygamber (s.a.s.) tarafından öğretilmiştir. (Müslim, Salât, 132 [440]; Ebû Dâvûd, Salât, 98 [678]; Nesâî, İmâmet, 33[820]; İbn Mâce, İkâmetu’s-salavât, 52 [1000]) Söz konusu sıranın erkeklerle kadınlar arasında gözetilmesi farz, erkeklerle erkek çocuklar arasında gözetilmesi ise sünnettir. (Merğînânî, el-Hidâye, 1/58; Kâsânî, Bedâ’i, 1/159) Cemaatle kılınan namazlarda erkeklerin, kadınlarla aynı hizada olmalarına “muhâzât-ı nisa” denir ki, kadının erkeklerle aynı safta yan yana veya erkeklerin önünde namaza durmasıdır. Cemaatle namazın erkek-kadın karışık olarak bu şekilde kılınması bütün mezheplere göre doğru görülmemiştir. Bununla birlikte söz konusu durumun erkeklerin namazına tesiri konusunda ihtilaf edilmiştir. Hanefî mezhebine göre cemaatle kılınan namazda, bir kadın veya ergenlik çağına gelen ya da yaklaşan bir kız, bir erkeğin önünde veya yanında kılacak olursa, aralarında bir örtü ve benzeri bir engel veya bir adam boyu kadar yükseklik farkı bulunmazsa arkasındaki ve yanlarındaki erkeğin namazı sahih olmaz. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 1/573-574) Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî mezheplerine göre kadınla erkeğin yan yana durup namaz kılması, iki tarafın da namazını bozmaz. Ancak bunda kerâhet vardır. (Râfiî, el-‘Azîz, 2/174; İbn Kudâme, el-Muğnî, 2/179; Hattâb, Mevâhib, 2/107; Buhûtî, Keşşâf, 1/329-330; Cezîrî, el-Mezâhibü’l-erbe‘a, 1/268) Kâbe’de ise zaruretten dolayı bu kerâhet de kalkar. Çünkü kadın ve erkeklerin orada ayrı ayrı yerlerde durup namaz kılmaları oldukça zordur. Bu durumda hac mevsiminde Hanefî mezhebine bağlı bulunan kadın ve erkekler ayrı ayrı yerlerde namaz kılma imkânı bulamadıkları takdirde, bu konuda sözü edilen içtihatlara uyarak namazlarını kılabilirler.
Müdrik sözlükte, “idrak etmiş, yetişmiş, kavuşmuş” gibi anlamlara gelir. Dinî terim olarak, imama en geç birinci rek’atın rükûunda yetişip namazını imamla birlikte kılan kişiye denilir. Lâhik, namaza imamla başlayıp, namaz esnasında abdestinin bozulması gibi bir durum sebebiyle namaza ara vermek zorunda kalan ve bu sebeple namazın bir kısmını imam ile birlikte kılamayan kimse demektir. Bu durumda olan kişi usûlünü bilirse abdest alıp geldikten sonra cemaate katılarak namazına devam eder. Kılamadığı rek’atları imam selâm verdikten sonra tamamlar. Usûlünü bilmezse namazı baştan tekrar kılar. Mesbûk, cemaatle kılınan namaza baştan yetişemeyip ilk rek’atın rükûundan sonra imama uyan kimse demektir. İmam ile birlikte “sübhanallah” diyecek kadar rükûda bulunmayan kimse o rek’atı kaçırmış sayılır. Mesbûk, imam selâm verince, sehiv secdesi yapmazsa, beklemeden ayağa kalkar ve cemaatle kılamadığı rek’atları tek başına tamamlar. Mesbûk, imamla birlikte kılamadığı rek’atları kılarken, tek başına namaz kılan kimse gibidir. Tek başına namaz kılarken Fâtiha’dan sonra sûre veya âyet okuduğu rek’atlarda okur, okumadıklarında okumaz. (el-Fetâva’l-Hindiyye, 1/91-92; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 1/594)
İmam son oturuşu yapmadan unutarak ayağa kalkarsa, cemaat imam ile birlikte ayağa kalkmayıp oturur ve imamın geri dönmesini bekler. Bu arada imamı uyarmak için sesli olarak “sübhanallah” denir. İmam, kalktığı rek’atın secdesini yapmadığı sürece, geri dönme ihtimali olduğu için ona uyan kimse, selâm verip namazdan çıkamaz. Selâm verir ise namazı bozulmuş olur. Eğer imam, geri dönmeyip hatasını fark etmeden namaza devam eder ve kalktığı rek’atın secdesini de yapar ise son oturuşu terk ettiği için imamın namazı ile birlikte cemaatin namazı da bozulmuş olur. Eğer cemaat imamla birlikte ayağa kalkar da imam farkına varıp secde yapmadan geri oturursa cemaat da oturur. Cemaat imamın oturduğunu fark etmez ve secdeye giderse bu secde onların namazını bozmaz. Çünkü bu durumda esas olan cemaatin tâbi olduğu imamın namazının geçerli olmasıdır. (İbn Nüceym, el-Bahr, 2/111-112)
Bir imamın, namaz kılarken burnunun kanaması gibi elinde olmayan bir sebeple abdesti bozulursa, arkasında bulunan cemaat içinden imam olmaya elverişli bir kimseyi mihraba geçirir. Buna "istihlâf" denir. (Merğînânî, el-Hidâye, 1/59) Nitekim Hz. Ömer (r.a.) namaz kıldırırken saldırıya maruz kalıp yaralanınca imamlığa devam etmesi için yerine Abdurrahman b. Avf’ı (r.a.) geçirmiştir. Yine Hz. Ali de (r.a.) cemaate namaz kıldırdığı sırada burnu kanayınca cemaatten birini yerine geçirmiştir. (Aliyyü’l-Kârî, Fethu bâbi’l-'inâye, 1/346) Abdesti bozulan imam, yerine bir kimseyi geçirmeksizin imâmetten ayrılsa cemaatin namazı bozulur. (Kâsânî, Bedâ’i, 1/226)
İslâm dininde ilke olarak ibadet karşılığında ücret almak caiz değildir. Çünkü ibadetler Allah için yapılır. İslâm’ın ilk dönemlerinde durumu uygun olan herkes namaz kıldırabiliyordu. Dolayısıyla namaz kıldırmak için belli kişilerin görevlendirilmesine ihtiyaç duyulmuyordu. Zamanla çeşitli nedenlerle mescitlerde sürekli bulunacak görevlilere ihtiyaç duyuldu. Dolayısıyla her vakit namaz kıldıracak görevlilerin belirlenmesi cihetine gidildi ve namaz kıldırmak üzere görevlendirilen kimselere de geçimlerini sağlamaları için maaş ödenmeye başlandı. Nitekim İslâm âlimleri imâmet, müezzinlik, dini öğretme gibi işler karşılığında ücret veya maaş almayı, bu görevlerin sahipsiz kalmaması gerekçesiyle caiz görmüşlerdir. (İbn Nüceym, el-Bahr, 8/22; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 1/562) Günümüzde imam-hatip ve müezzinler, namaz kıldırmalarının karşılığı olarak değil, başka bir işle uğraşmayıp böyle bir görev için mesailerini tahsis etmelerinden (habs-i nefs) dolayı maaş almaktadırlar. Çünkü namaz sadece Allah rızası için kılınır ve kıldırılır. Diğer taraftan, imam-hatip ve müezzin-kayyımların görevleri sadece namaz kıldırmaktan ibaret değildir. Cami görevlileri, vaaz, irşat ve Kur’ân öğreticiliği gibi din hizmetlerinin yanında, caminin ibadete açılması, ibadet için hazır tutulması, temizliği, bakımı, korunması gibi pek çok hizmet sunmaktadırlar. Buna göre, günümüzde din hizmetlerini yerine getiren imam-hatip ve müezzin-kayyımların aldıkları maaş helal olduğu gibi kıldırdıkları namazlar da geçerlidir.
Cemaatle namaz kılarken ön saftaki boşluğu doldurmak için ileri yürümek amel-i kesir sayılmadığı gibi namazı da bozmaz. Aksine böyle yapmak müstehaptır. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 1/570-571, 627-628; Tahtâvî, Hâşiye, 323)