Fetva Meclisi
Soru
İnsanların iman etmeden önce işledikleri günahlardan mesuliyetleri yok diye biliyorum. Peki, kişi iman etmeden önce birine zarar verdiyse, zulmettiyse Allah bunun hesabını sormaz mı?
Cevap
Benzer fetvalar
Buluğ çağından sonraki bütün kul hakları sahipleri ile helalleşilerek kaldırılabilir. Allah'ın hakkı ile kul hakkı arasındaki en önemli fark budur. Sahiplerini bilemeyeceğiniz ya da insan olarak izah edemeyeceğiniz haklar içinse tevbe ve dua imkanı vardır. Allah'a emanet olunuz.
Böyle kati bir ifade kullanmak yerinde olmaz. İnsanın başına gelen sıkıntıların bu pencereden değerlendirilmesi açısından şunları söylememiz mümkündür: İnsanın başta Allah’ı inkâr ve genel olarak haramlar gibi işlediği suçlar dünyada iken asıl ceza ahirette olmak üzere ön ceza olarak ceza görmesine neden olabilir. Bireyler veya toplumlar için bu mümkündür. Ancak kimin hangi sıkıntısı böyle bir nedenle gelmiştir, bunu bilemeyiz, bilmemiz de mümkün olmaz. Özellikle günahkâr mümin insanların başlarına gelen sıkıntıları bu mantıkla değerlendirip gereğini yapmaları isabetli bir davranış olur. Bunun gereği de tevbe edip salih mümin olma yolunda yürümektir. Kimi zaman da kulun durumu iyiler arasında olmakla beraber o kulun derecesi yükselsin, daha çok sevap kazansın diye zorluk çekeceği sıkıntılar çektiği de olur. Peygamberler ve pek çok salih kulun bize ulaşan sıkıntılarında bu gerekçeyi okuyabiliriz. Bir başka yorum da şudur: Kulun günahkâr kimliği sıkıntı ve bela çekmesine neden olur. Kul sabreder kadere itiraz etmez ve ecir kazanır. Bu da bir nevi cezayı (belayı) hayra dönüştürmek olur. Bu incelikler kâfirler için geçerli değildir. Onların bu dünyada çektikleri sadece sıkıntı olarak kalır onlar için. Özet olarak denebilir ki: İman ve sabır ile karşılaşılan sıkıntılar öyle veya böyle mümin için kazanç vesilesidir. Kul, sıkıntıya düşmemek için tedbirli olur. Yine de sıkıntıya düşerse bu sefer insan olarak sıkıntıyı gidermek için yapabileceklerini yapar. Ve kazanan olur biiznillah.
Aleykümselam.Tespitinizde bir sıkıntı yoktur. Kul hakkı, Allah’ın affetmeyeceği bir haktır. Cinayet ise en büyük kul hakkıdır. O örnekte ise mesele şudur: Katil olan o kişinin tevbesindeki samimiyete karşılık olarak onun üzerinde hakları bulanan maktüllerin haklarını Allah Teâlâ kendisi üslenerek o kulunu mağfiret buyurmuştur. Böylece de kullarına tevbe etmeleri durumunda kabul edeceğine dair inanacakları bir örnek vermiştir. Meseleyi böyle anlayabiliriz. Allah Teâlâ hepimizi mağfiret buyursun. Mağfiretine nail olacak amellere muvaffak kılsın.
Kul hakkı ile alakalı bir günah için sahibi ile helalleşmek şarttır. Onun dışındaki günahlar için samimi bir tövbe ve tekrar dönmemek yeterlidir. Devletin tatbik etmesi gereken cezalarla düşen günahlar vardır ama şu anda böyle bir imkân olmadığından en büyük umudumuz tövbedir. Allah yardımcımız olsun.
Kâfir Müslüman olduktan sonra üzerindeki haklar konusunda özet bilgi şöyledir: Üzerindeki Allah’ın hakları düşer. Bu şu demektir: yapmadığı ibadetlerden ve yaptığı yanlış işlerden doğan Allah’a karşı işlenmiş suçlar kalkar. İslam tamamını siler. Müslümanlara karşı işlediği savaş suçu gibi değerlendirilebilecek yanlışlardan kaynaklanan genel haklar da düşer. Müslüman fertlere karşı komşuluk, ticaret gibi nedenlerle ortaya çıkan bireysel haklar ise düşmez. O hakları sahiplerini vermesi veya helalleşmesi gerekir.
Hak ihlalinin kul hakkından başka boyutu yoksa yani sadece kulla alakalı ise ihlal bu durumda sahibinin verdiği helallik ahirette kurtuluştur biiznillah. Yeter ki helallik talebi ve tahsili hileli bir yol ile olmuş olmasın.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Namazda tahiyyatta iken parmakla işaret meselesinde hadisler sabittir. Ancak ne zaman ve ne kadar konusunda fukahanın ihtilafı vardır. Bazılarına göre belli bir noktada parmağın indirilmesi gerekmektedir. Zira anlam açısından bir risk oluşmaktadır deniyor. Bu nedenle avamın becerip becerememesi ihtimaline binaen kerih görüldüğünü zannediyorum. Ama bu bir Sünnet olarak sabittir. Becerebilen de yapmalıdır.
Makatta fitil bulunması namaza mani değildir.
Bu husustaki iddiaların tarih bilimi açısından değerini bilemiyorum. Ancak olmuşsa hatadır. Müstakbel bir varsayım üzerinden masum birine ceza verilemez. Bu bir cinayettir. Dediğim gibi, tarihte böyle bir şey ne kadar vardır onu bilemiyoruz. Ayrıca Fatih Sultanlık hatasızlık değildir. Her şeye rağmen o bir Fatih Sultan'dır.
Sadece çok ileri yaştaki ihtiyarlar ve tıbben bir daha iyileşemez ağır hastalar tutamadıkları oruçlar için fidye verirler. Sıcak bir yerde çalışmak, oruç tutmaya yeterli bir özür değildir.
Evet, bu hususta farklı rivayetler vardır. Ama dediğiniz gibi o nedenle namazın olmayacağı şeklinde bir söz asla doğru değildir.
Zina, ötesinde ilave bir suç gerektirmeyecek bir suçtur. Ancak tecavüz şeklinde olmuş ise ortada ikinci bir suçtan söz edilebilir. Zina eden, rızası ile onu yaptı ise o zaten ortadadır, Allah ateşinden onu da bizi de korusun.