Fetva Meclisi
Soru
Hanefi mezhebine göre teşehhütte işaret etmek hakkında hadisi şerifler olmasına rağmen bazı alimlerce bu neden mekruh görülmüştür?
Cevap
Benzer fetvalar
Namaz kılarken tahiyyata oturulduğunda sağ şahadet parmağı ile işaret yapılması konusu hadisle sabit bir sünnettir. Hadislerde “şu kadar ve şöyle” diye bir ayrıntı olmadığı için fıkıh âlimleri farklı uygulamalar yapmıştır. Hanefi mezhebi fukahası şahadeti okurken “lailahe” sözünü söylerken parmağın kaldırılmasını, sonra da indirilmesini uygun bulmuşlardır. Diğer fukahanın da buna yakın uygulamaları vardır. Her biri için “doğrudur” denmesinde bir sakınca yoktur.
Tahiyyata oturulduğunda sağ elin şehadet parmağını hareket ettirmek namazın sünnetlerindendir. Yapılmaması durumunda namazın kabulü açısından sakıncası yoktur. Bunun uygulaması da parmağın sadece kaldırılması şeklindedir. Hanefi mezhebi fukahasının belirttiğini esas aldığımızda kelimeyi şehadeti okurken LAİLAHE dendiği esnada parmak kaldırılır, İLLALLAH derken indirilir.
Fukahadan biri, bile bile bir hadise karşı kendi görüşünü ileri sürüp “böyle olması daha güzel olur” demez/dememiştir/diyemez de. Fakih, o hadisin anlaşılmasını yönlendirecek başka hadisler bildiği için o içtihadını ortaya koyar. Mesela bu hadiste kadının fiziksel yapısının gereği olan duruma Şeriat zaten itibar ediyor, burada da itibar etmiştir şeklinde anlaşılmamaktır. Yoksa maazallah fakih birinin hele hele Ebu Hanife gibi mücahit bir fakihin keyfiliğinden söz edemeyiz. Onlar bu dinin ilimlerinden geçinmiş kimseler değildirler. Dinlerine canlarını feda ettiklerine asırların şahit olduğu Allah dostlarıdırlar. Rabbim izlerini sürmeyi bize kolay kılsın.
Abdest alınırken boynun meshedilmesi konusunda Hanefi uleması da 'Sünnet' dememiştir. Boynun meshedilmesi müstahab/âdâb arasında zikredilmiştir. Muteber Hanefi fıkhı kitaplarından olan İ'LAU'S-SÜNEN'de (1/120) boynu meshetmekle ilgili hadisler zikredilmekte ama hadislerin sıhhati açısından doyurucu bilgi verilmemektedir. Zaten 'Sünnet'ler arasında zikredilmemesi de bunu göstermektedir. Hanefi bir mü'min olarak İmam Ebu Hanife'nin peşinden gitmekle zarar etmezsiniz biiznillah. Ama diğerlerini de basit görmeyiniz. Anlaşılacağı gibi mesele, imamlara ulaşan hadislerin sıhhati üzerinden tartışma konusu haline gelmektedir.
Camiye girdiğinizde kerahet vakti değilse tahıyyetü'l-mescid namazının bir kere kılınması sünnettir. Oradan başka bir camiye gidildiğinde ve girildiğinde kerahet vakti değilse yine tahıyyetü'l-mescid namazının kılınması sünnettir.
Namazda ka’de hâlinde iken okunan teşehhüd ile alakalı farklı hadisler vardır. Bu hadislerin hiçbirinde bu yönde bir bilgi yoktur.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Allah’ın hakkı ile kul hakkının ayrı şeyler olduğunu kesin bir kural olarak tespit edebiliriz. Tövbenin ve imanın kapattığı hak, Allah Teâlâ’nın hakkıdır. Kul hakkı ödenecektir; çaresi yoktur. Ancak imandan önceki döneme ait ağır haklar asla zayi olmaz. Allah kimsenin hakkını zayi etmez. Şu kadar ki iman gibi bir barajı aşanın adına Allah Teâlâ, hakları hak sahiplerine verir. O kul da imanı sayesinde adına ödenen haklardan kurtulmuş olur.
Bu husustaki iddiaların tarih bilimi açısından değerini bilemiyorum. Ancak olmuşsa hatadır. Müstakbel bir varsayım üzerinden masum birine ceza verilemez. Bu bir cinayettir. Dediğim gibi, tarihte böyle bir şey ne kadar vardır onu bilemiyoruz. Ayrıca Fatih Sultanlık hatasızlık değildir. Her şeye rağmen o bir Fatih Sultan'dır.
Evet, bu hususta farklı rivayetler vardır. Ama dediğiniz gibi o nedenle namazın olmayacağı şeklinde bir söz asla doğru değildir.
Makatta fitil bulunması namaza mani değildir.
Bu ve benzeri konuları biz de www.gimdes.org üzerinden paylaşıyoruz. Onlar bu konuda ilgili araştırmaları yapıyorlar. Tavsiye ederim.
Sadece çok ileri yaştaki ihtiyarlar ve tıbben bir daha iyileşemez ağır hastalar tutamadıkları oruçlar için fidye verirler. Sıcak bir yerde çalışmak, oruç tutmaya yeterli bir özür değildir.