Fetva Meclisi
Soru
Hocam, iskat konusu tam olarak nedir, dinimizde böyle bir şey var mıdır?
Cevap
Benzer fetvalar
Yöreden yöreye farklılık gösterdiği için nasıl bir işlemi tarif ettiğinizi bilemiyorum. İlke olarak şunu söyleyebiliriz: Ölen bir insanın ardından normal cenaze işlemleri dışında yapılması gereken ilk iş o ölenin maddi borçlarının hak sahiplerine ödenmesidir. Zorunlu olan budur. Mümkünse ölü mezara konmadan bu ödemeler yapılmalıdır. O derece önemli bir konudur. Bunun dışında yapılan iskat ve benzeri işler sadece bir umuttur. Sizin de tespit ettiğiniz gibi insanlar bu tip işlere bir din emri gibi sarılmakta ve itiraz kabul etmemektedirler. Sırf bu nedenle kötü kişi olmamanızı size tavsiye ederiz.
Iskat, kişinin sağlığında çeşitli sebeplerle eda edemediği oruç, kurban, adak, keffâret gibi dinî mükellefiyetlerinin, ölümünden sonra fidye ödenerek düşürülmesi, böylece o kişinin bu tür borçlarından kurtulması anlamını taşır. Kur’ân-ı Kerîm’de, “Oruca gücü yetmeyenler bir yoksul doyumu fidye öder.” (el-Bakara, 2/184) buyrulmaktadır. Bu âyete göre, oruca dayanamayan veya mazeretleri sebebiyle Ramazan’da ve diğer zamanlarda oruç tutmaktan aciz kalan kimselerin, her bir oruç günü için fidye ödemeleri gerekir. Fakihlerin çoğunluğu, bu âyet-i celîledeki oruç yerine fidye ödenmesi hükmüne illet olan vasfın “acz” olduğuna hükmederek, mazeretli veya mazeretsiz oruç tutmamış ve kaza etmeden vefat etmiş olan kimselerin oruç borçları için de fidye ödeneceğini, hatta bu kimselerin bu konuda vasiyette bulunmaları gerektiğini ifade etmişlerdir. Oruç tutmaktan aciz olma yönüyle ölen kişinin durumu, mazeret sebebiyle oruç tutamayan kimselerin durumuna kıyas edilebilir. Ölenin bu konuda vasiyeti varsa, bu kıyas hükmü daha da kuvvet kazanmış olur. Vasiyet yoksa mirasçılar bunu yapmaya mecbur değildir. Ölen kişi miras bırakmamışsa veya bıraktığı mal yetmezse kendi mallarından bağış (teberru) olarak da verebilirler. Oruç için bu şekilde yapılacak ıskat, dinî hükümlere uygundur. Namazların ıskatına gelince; bir kişinin namaz borçlarının fidye ile ödenebileceğine dair Kur’ân ve Sünnet’te ne bir delil ne bir işaret vardır. Bu itibarla fidye ile namaz borçlarının düşeceği söylenemez. Ancak ihtiyaç sahiplerine yapılacak yardımlar ölü adına yapılmış sadaka gibi olacağından günahların bağışlanmasına ve Allah’ın affının tecellisine vesile olacağı umulur. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de “Şüphesiz, iyilikler kötülükleri giderir.” (Hûd, 11/114) buyrulmuştur. Ancak belli bir miktar paranın fakire verilmesi ve onun da güya hamiyetli davranarak aldığı parayı veren kişiye hibe etmesi ve ödenmesi gereken meblağ tamamlanıncaya kadar bu kabul ve hibe işinin tekrar ettirilmesi demek olan “devir” uygulamasının aklî ve naklî hiçbir mesnedi yoktur. İmkânlar dâhilinde fakirlere sadaka vermek, hayır işleri yaptırmak, hayır kurumlarına yardımda bulunmak geride kalanların ölüler için yapabilecekleri en uygun davranışlardır. Fakat ölenin vârisleri arasında çocukların bulunması hâlinde (ölenin vasiyeti dışında) bunların mallarından ıskat veya tasadduk yapılarak mağdur edilmeleri caiz değildir. (İbn Nüceym, el-Bahr, 4/117; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/240-241) Şâfiî mezhebindeki ağırlıklı görüş, namaz veya adanmış itikâf borcuyla ölen kimsenin yakınlarının ölen adına bu ibadetleri ifa etmesinin de fidye vererek bu borçları düşürmesinin de sahih olmadığı yönündedir. (Nevevî, el-Mecmû’, 6/372)
Kur'an ve Sünnet'te ISKAT örneği yoktur. Hanefi ulemasının kitaplarında geçen bu uygulama, o kitaplarda da hararetle tavsiye edilen bir şey değildir. Zira ISKAT, düşürmek demektir. Yani kulun namaz ve benzeri borçlarını düşürmek anlamına kullanılmaktadır. İslam dininin özüne ters düşebilecek bir uygulama olarak bunu delillendirmek de zordur. Size tavsiyem şudur: 1- Babanızın kul hakkı cinsinden olan borçlarına öncelik verin. İnsanlarla alıp verdiklerini gözden geçirin. Onu kul borcundan kurtarın. 2- Onun adına gücünüz yettikçe sadakalar verin. 3- Onun dostlarını ziyaret edin, gönüllerini alın. Yılda bir kere bunu yapabilirsiniz. 4- Babanız için çokça dua edin, istiğfar edin. Allah'a emanet olun.
Astım hastalarının sorunu sadece astım ise ve normal şartlarda oruç tutmasına mani bir durum yoksa oruç tutmalıdırlar. Nefes açıcı olarak bir ilaç sıktıklarında ise Diyanet İşleri oruçlarının bozulmayacağına hükmetmiştir. Bu hükümle amel edebilirler. Hastalığı sürekli olmayanlar ya da sıkışmadan iftar vaktine kadar dayanabilecek olanlar sabrederlerse sevapları daha ziyade olur ama işkence vari bir oruç tutulmamalıdır. Allah Teâlâ afiyetinizi daim kılsın.
Aleykümselam. Zekât da borç gibi durur; ne zaman verilirse o zaman zimmetten düşmüş olur ama geciktirildiği için istiğfar gerekir.
Iskât, kişinin sağlığında eda edemediği oruç, adak, keffâret gibi dinî mükellefiyetlerinin, ölümünden sonra fidye ödenerek düşürülmesi, böylece o kişinin bu tür borçlarından kurtulması anlamını taşır. Kişinin mazereti sebebiyle tutamadığı oruç borçlarının düşürülmesi için fidye verilmesi hususu, âyet ile sabittir. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de, “Oruç tutmaya güç yetiremeyenlerin, bir yoksul doyumuna yetecek kadar fidye ödemeleri gerekir.” (el-Bakara, 2/184) buyrulmaktadır. Bu âyetin hükmüne göre, oruca güç yetiremeyen veya sağlık mazeretleri sebebiyle Ramazan’da ve diğer zamanlarda oruç tutmaktan âciz olan kimselerin, tutamadıkları her bir gün için fidye ödemeleri gerekir. Âyette, hayatta olup oruç tutmaya sağlığı imkân vermeyenlerin fidye vermeleri söz konusu edilmektedir. Hayatta iken imkân buldukları hâlde oruç tutmadan ölenler için oruç fidyesi ödenip ödenemeyeceği konusu âlimler arasında tartışmalıdır. Fakihlerin çoğunluğu, yukarıdaki âyet-i kerîmeden hareketle, mazeretli veya mazeretsiz oruç tutmamış ve kaza etmeden vefat etmiş olan kimselerin oruç borçları için de fidye ödeneceğini belirtmişlerdir. Bu durumdaki kimseler hayattayken vasiyette bulunmalıdırlar. Eğer vasiyet varsa mirasçıların, kalan malın üçte birini geçmediği müddetçe bu vasiyeti yerine getirmeleri gerekir. (Merğînânî, el-Hidâye, 1/124) Şayet vasiyet miktarı malın üçte birinden fazlaysa, bu fazlalık varislerin rızası ile ödenir. Eğer vasiyet yoksa varislerin kendiliklerinden gerekli fidyeyi ödemeleri de caizdir. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/135)
borç konusundaki diğer fetvalar
Bu faiz denen işlemdir. Caiz olmaz. Şöyle olabilir: Siz ona istediği borcu verirsiniz. O size vaat ettiği günde aldığı kadarını geri verir. Sonra da size belli bir miktar hediye gibi bir miktar verir. Sizin ise öyle bir beklentiniz yoktur. Bu olabilir.
Siz, aranızda borç ilişkisi yokken hediyeleşiyor, birbirinize ikramda bulunuyor idiyseniz onu devam ettirmenizde hiçbir sakınca olmaz. Böyle bir geçmişiniz yoktu ama araya borç ilişkisi girdiği için oluşturduğunuz bir hediyeleşme/ikram ortamı dinen sakıncalı olur. Bu şekilde durumunuzu tespit ediniz.
Borcun alacaklıya farklı bir menfaat getirmemesi gerekiyor ki borçta faiz riski bulunmasın. Bu nedenle mutat yani eskiden beri devam eden akrabalık ilişkisinde mesela yazın köyden meyve göndermek gibi normal hediyeleşmeler dışında borçlunun alacaklıya hediye vermesi caiz değildir. Alacaklı bu hediyeyi almamalıdır. Özel konumu gereği hediyeyi geri veremeyen ise ya hediyeyi borçtan düşmeli ya da bir başkasına vermelidir.
Borç para veren biri parayı tahsil edeceği gün para yerine mesela prinç alabilir. Bu durum, önceden böyle anlaşılmadığı halde ödeme güne nakit sıkışıklığı sebebiyle olmalıdır ve mesela pirincin fiyatı da o ödeme günkü piyasa fiyatı ile tespit edilir.
Vasiyet yazmak genelde mal ile alakalı olarak bilinir. Aynı zamanda genel konularda da nasihat nitelikli vasiyet yazılabilir/yapılabilir, ona da vasiyet denir. Mal ile alakalı vasiyetin hükmü şöyledir: Vasiyet yazmak fukahanın ittifakı ile farz değildir. Bir müstahab/fazilet olarak kabul edilir ancak değişik durumlarda değişik hükümler alabilir: a- Ödenmemiş kefaret gibi dini bir vazifesi, resmi işlemlerle belgelenemeyecek borç ilişkileri gibi durumu olanların vasiyet yazması vaciptir. b- Varisleri zengin ama yakın akrabalarından yardıma muhtaç olanların bulunduğu birisinin onlara mal bırakacak bir vasiyet yazması ise müstahabtır. c- Mirasçıları mala muhtaç ve onun bırakacağı mal da az bir şey ise böyle birinin vasiyet yazıp başkasına mal bırakması mekruhtur. d- Malının üçte birinden daha fazlasını vasiyet edenin vasiyeti, -Zaten ona mirasçı olacak birine özellikle fazla alsın diye vaziyet yazması, -Haram bir şeye sebep olacak bir vasiyet yapılması, -Varislerin zarar göreceği bir vasiyet yapması haramdır.
Borç verilen rakam aynıyla geri alınması gerekiyor. Elbette gecikme beraberinde bir zulüm getiriyor. Zalim kim ise o helallık istemelidir. Kendi gönlünden bir fark takdir edip vermelidir. Enflasyona göre belirlenmiş yeni bir rakam ise caiz olmaz.