Fetva Meclisi
Soru
Hocam ben bir mağazada çalışıyorum, özelikle ikindi namazı vakti çok yoğun oluyor işler. Namazın ikinci rekâtına yaklaşırken müşteri doluyor ve hemen sesleniyorlar. Bu durum birkaç kez tekrarlanınca bu sefer vakit çıkıyor ve namazım kazaya kalıyor. Dükkânı 5 dakika kapatmak istesem de burada, yani İsveç’te para cezası çok ağır olur. Size sorum iki rekât kıldıktan sonra selam verip sonra iki daha kılıp tamamlamak caiz midir?
Cevap
Benzer fetvalar
Birinci rekâtı idrak etmiş olmanızla biiznillah namaz kılınmış olur. Kalbiniz rahat etsin istiyorsanız onu tekrar kılın yani kaza edin.
Selamünaleyküm. Normal eda edilirken bile iki rekât yerine dört kılınması namaza zarar vermez. Dolayısıyla yaptığınız usulde bir yanlışlık yoktur. Allah tamamına muvaffak kılsın.
İkindi namazı niyetiyle namaza başladığınız için, kıldığınız namaz ikindi namazı yerine geçmez. Çünkü o esnada ikindi vakti henüz girmemişti. Namazın sahih olabilmesi için vaktinde kılınması gerekir. Öğle namazını tekrar kılmalısınız. Kıldığınız namazı boşa gitti diye düşünmeyin, o nafile sayılır. İkindiyi, vakti girdiğinde tekrar kılmalısınız.
Selamünaleyküm. Siz namazda iken bir rekât kılmış iseniz ve ondan sonra vakit bitmiş ise namazınız vaktinde kılınmıştır, geri kalan rekâtları bitirdiğinizde namaz biter. Bu noktada bütün ulemanın görüşü aynıdır. Bazı alimler ise namaza başlamış olmayı da yeterli görürler.
Namaz dinin direğidir. Dinimizin direği ne ise o bizim hayat dinamiğimizdir. Namazı hava gibi su gibi görmeliyiz. İş yeri şartlarımız, ev ve çevre seçimimiz, evliliğimiz ve benzeri temel hayat ihtiyaçlarımız namaz eksenli bir seçime göre olmalıdır. Her şeye rağmen iş yeri şartlarında namazı eda etme zorluğu ile karşılaşırsak, namazın sünnetlerini kısabiliriz. Sadece farzları kılarak geçici de olsa bir tedbir üretebiliriz. Mesela öğlen namazı veya ikindi namazı farz olarak kılındığında beş dakikadır. Beş dakikalık bir fırsatı muhakkak yakalarız. Abdestimizi önceden ayarlamamız halinde namaz bir sorun olmayacaktır. Buna rağmen namaz kılınamıyorsa, tenzili rütbe bile olsa farklı bir yere intikal ederek ve hatta rızkımızı başka bir yerden temin etmeye varıncaya kadar alternatiflere başvurmalıyız. Bunun adı namaz; herhangi bir şekilde tavizi asla yoktur. Ancak en ağır memuriyet şartlarında bile namazın sorun olmayacağını düşünüyorum. Siz, kapasitenizi ve samimiyetinizi amirlerinize başka zamanlarda ispatlamanız halinde size beş dakikayı çok görmeyeceklerdir. Şunu da zikretmek gerekiyor: Namazın ve İslam'ın önü açıktır. Merak etmeyin, namazın değil onu terk etmenin sakıncalı olduğu günlerimiz yakındır biiznillah. Allah'a emanet olunuz.
Selamünaleyküm. Namazları cem etmeyi caiz gören görüşe göre hareket ederek cem eden bir mü'min, ikinci namazı vakti dolmadan mesela seferilik özrü kalkacak olsa, namazı sahih olarak kılınmış olduğu için namazı yeniden kılmaz.
ibadet konusundaki diğer fetvalar
Seferî iken namazı kazaya kalan birinin normal hayatına döndüğünde (veya seferîliği devam ederken) o namazı kaza olarak kılması durumunda ÜZERİNE BORÇ KALDIĞI ŞEKLİYLE namazı kaza eder. Seferî iken namaz iki rekât olarak kılınacaktı ise kazası da iki rekât olarak kılınır.
Hiç merak etmene gerek yoktur. Kabul olması açısından namaza zararı olan bir eksiklik değildir o. Bundan sonra dikkatli kılın. Allah kabul buyursun, azminizi, heyecanınızı artırsın.
Kur'an okumayı kastediyorsanız, İHLASLI OKUMAK kimin nasıl yorumlayacağına önem vermeden sadece Allah’ın sevabını umarak düzgün okumak demektir.
Peygamber aleyhisselam efendimiz, Ramazan ayında i’tikâf tutardı. İlk onunda, orta onda ve kadir gecesi arayışı ile son anda tuttuğu olmuştur. İ’tikâfına sabah namazından sonra başlar sabah namazından sonra bitirirdi. Ramazan ayında bir engelden dolayı tutamadığı olursa Şevval ayında on gün i’tikâfa girerdi. İ’tikâf yeri mescidi idi. Evi mescide bitişik olduğu hâlde mescitte özel bir çadır kurdurur orada ibadet ederdi. İ’tikâf esnasında ibadet yoğunluklu olurdu. İnsanlarla bağlantısını çok aza indirirdi. Genel olarak ele alındığında i’tikâftan maksat: İnsanlarla ilişkileri azaltmak, Yemeğe sınırlama getirmek, Fazla sözü kısmak, Fazla uykuyu kısmak olarak belirlenebilir. İ’tikâf Ramazan dışında da yapılabilir. Bir saatlik de olabilir. Ama özellikle Ramazan ayında oruçlu iken tam bir gün ile başlayanı asıl olandır.
Zikir olan cümleler, anlamları kadar kendileri de ibadet niteliğindedir. Yüzde yüz anlam üzere söylenmeleri şeklinde bir şart yoktur ama zikrin kazandıracağı sevap açısından anlama sadakat ve teslimiyetin etkisi büyüktür. Bu noktaya yani sözü ve anlamını beraberce yürütmeye ancak uzun bir zamanla gelinebilir. Bu bir nevi eğitim olarak görülmelidir. Şimdi bu düzeyi yakalayamayan birinin tek çaresi yakalayana kadar tek yönlü de olsa devam etmektir. -Seyyidü’l-istiğfar adı üstünde en iyi istiğfardır. Yalnız onu söyleyen birinin ne söylediğini bilmiş olması gerekir. Ve kul hakkı ile alakalı olarak helalleşme, terk edilmiş ibadetlerin kazası, işlenmekte olan günahların terk edilmesi gibi ilave şartlar seyyidü’l-istiğfarın ne kadar samimi söylendiğinin belgesidir. Bu not bir kenarda biliniyorsa bu istiğfar muhteşemdir.
Müslüman, ne zaman nisap miktarından mala sahip olur ve onun üzerinden bir kameri sene geçirirse zekâtını verir. Tarım ürünlerinde ise zekât mahsul alındığı gün verilir, yıl geçmesi gerekmez. Meşru bir gerekçe olmadıkça da zekât, vakti geldikten sonra ertelenmez. Vakti gelmeden önce zekât verilebilir. Ramazan ayı, bilhassa nafile ibadetlerin daha faziletli olduğu, yapanına daha büyük ecirler kazandırdığı bir zaman dilimi olduğu için muhtaçların duası da ona göre değerlidir diye zekâtın o ayda verilmesi arzu edilir. Bu, dini bir emir değildir. Kişinin zekâtı Ramazan ayına rastlıyordu ise zaten vaktinde verilmiş olur. Sonrasında idi de öne çekiyorsa sıkıntı olmaz. Ramazan ayından önce olduğu hâlde verme zamanı, Ramazan daha sevabı çoktur diye geciktirilirse bu uygun olmaz.