Fetva Meclisi
Soru
Ben iki yıldır namaz kılıyorum. Çocukken öğrendiğim şekilde namazımı kılmaya başlamıştım ama namazı yanlış kıldığımı öğrendim. Rükûda ve tahiyyat oturuşlarında hep secdeye bakıyordum. Rükûda ayaklara, oturuşlarda ellere bakıldığını yeni öğrendim. Yanlış kıldığım için Allah'a karşı suçlu hissediyorum. 2 yıllık namazlarımın kazasını kılmam gerekir mi?
Cevap
Benzer fetvalar
1- Geçmişte kazaya kalan namazlarınız için samimi bir tevbe edip kılmaya karar verin, Rabbinize söz verin. 2- Kendinize bir kaza namazı kılma takvimi yapın. Mesela 'her filan gün şu kadar kılacağım' deyin. 3- Bu programa sadık kalın. Ve yolunuza devam edin, hiçbir şeyi değiştirmeyin. Allah'a itimat edin.
Aleykümselam. Başınızın dönmesi ve benzeri durumlarda namazı oturarak kılmanızda sakınca yoktur. Farzların dışındaki namazları ise hiçbir sakınca olmadan oturarak kılabilirsiniz.
Bir namazın kazası kılınırken indirim yapılabilecek bir bölümü olmaz. Sünnet olan namazlar zaten kaza edilmiyor ama namazın içindeki sünnetlerden kısıtlama yapmak doğru olmaz. Daha çok namaz değil, makbul namaz kılmak hedef olmalıdır. Allah'a emanet olun.
Kılmasında hiçbir sakınca yoktur. Yeter ki kazalarını unutmasın. Allah'a emanet olun.
Buluğ çağına girdiğiniz tarihi biliyorsanız, o tarihten itibaren; bilmiyorsanız on beş yaşından gün aldığınız tarihten itibaren namaz başladığınız güne kadar üzerinizden kaç vakit namaz geçtiğini hesaplayın. Ondan sonra da yaptığınız gibi bir kaza takvimi yapın. Mesela 2000 sabah namazı, şu kadar öğlen namazı diyerek borcunuzu bilin. Her fırsatta da 'üzerime kaza kalan son sabah namazı' diyerek bir namazı kaza edin. Sadece farzları kılacaksınız. Bir de vitir namazını. Yalnız sabah ve ikindi namazından sonra kılmasanız daha iyi olur. Başka yapacağınız bir şey yok. Tövbenizde samimi oldukça endişe etmeyin. Allah ğafûrdur, rahimdir.
Bu gayet ağır bir zandır. Böyle düşünmemeniz gerekir. Buluğ çağından itibaren kendinizi 'hatalı mü'min' olarak görseniz daha iyi yaparsınız. Geçen namazlarınızı da kaza edin. Tevbe edin, istiğfar edin ama geçmişinizi küfür zamanı gibi görmeyin. Allah yardımcımız olsun.
ibadet konusundaki diğer fetvalar
Asla böyle bir mazeretle namaz bölünemez. Neticede dört rekâtlı bir namaz kılacaksın. Bilemedin beş dakikadır kılınması. İnsan, tuvalet ihtiyacı için bile o kadar süre bulabilir. Kendinizi ezik hissetmemeye çalışın.
Seferî iken namazı kazaya kalan birinin normal hayatına döndüğünde (veya seferîliği devam ederken) o namazı kaza olarak kılması durumunda ÜZERİNE BORÇ KALDIĞI ŞEKLİYLE namazı kaza eder. Seferî iken namaz iki rekât olarak kılınacaktı ise kazası da iki rekât olarak kılınır.
Kur'an okumayı kastediyorsanız, İHLASLI OKUMAK kimin nasıl yorumlayacağına önem vermeden sadece Allah’ın sevabını umarak düzgün okumak demektir.
Peygamber aleyhisselam efendimiz, Ramazan ayında i’tikâf tutardı. İlk onunda, orta onda ve kadir gecesi arayışı ile son anda tuttuğu olmuştur. İ’tikâfına sabah namazından sonra başlar sabah namazından sonra bitirirdi. Ramazan ayında bir engelden dolayı tutamadığı olursa Şevval ayında on gün i’tikâfa girerdi. İ’tikâf yeri mescidi idi. Evi mescide bitişik olduğu hâlde mescitte özel bir çadır kurdurur orada ibadet ederdi. İ’tikâf esnasında ibadet yoğunluklu olurdu. İnsanlarla bağlantısını çok aza indirirdi. Genel olarak ele alındığında i’tikâftan maksat: İnsanlarla ilişkileri azaltmak, Yemeğe sınırlama getirmek, Fazla sözü kısmak, Fazla uykuyu kısmak olarak belirlenebilir. İ’tikâf Ramazan dışında da yapılabilir. Bir saatlik de olabilir. Ama özellikle Ramazan ayında oruçlu iken tam bir gün ile başlayanı asıl olandır.
Zikir olan cümleler, anlamları kadar kendileri de ibadet niteliğindedir. Yüzde yüz anlam üzere söylenmeleri şeklinde bir şart yoktur ama zikrin kazandıracağı sevap açısından anlama sadakat ve teslimiyetin etkisi büyüktür. Bu noktaya yani sözü ve anlamını beraberce yürütmeye ancak uzun bir zamanla gelinebilir. Bu bir nevi eğitim olarak görülmelidir. Şimdi bu düzeyi yakalayamayan birinin tek çaresi yakalayana kadar tek yönlü de olsa devam etmektir. -Seyyidü’l-istiğfar adı üstünde en iyi istiğfardır. Yalnız onu söyleyen birinin ne söylediğini bilmiş olması gerekir. Ve kul hakkı ile alakalı olarak helalleşme, terk edilmiş ibadetlerin kazası, işlenmekte olan günahların terk edilmesi gibi ilave şartlar seyyidü’l-istiğfarın ne kadar samimi söylendiğinin belgesidir. Bu not bir kenarda biliniyorsa bu istiğfar muhteşemdir.
Müslüman, ne zaman nisap miktarından mala sahip olur ve onun üzerinden bir kameri sene geçirirse zekâtını verir. Tarım ürünlerinde ise zekât mahsul alındığı gün verilir, yıl geçmesi gerekmez. Meşru bir gerekçe olmadıkça da zekât, vakti geldikten sonra ertelenmez. Vakti gelmeden önce zekât verilebilir. Ramazan ayı, bilhassa nafile ibadetlerin daha faziletli olduğu, yapanına daha büyük ecirler kazandırdığı bir zaman dilimi olduğu için muhtaçların duası da ona göre değerlidir diye zekâtın o ayda verilmesi arzu edilir. Bu, dini bir emir değildir. Kişinin zekâtı Ramazan ayına rastlıyordu ise zaten vaktinde verilmiş olur. Sonrasında idi de öne çekiyorsa sıkıntı olmaz. Ramazan ayından önce olduğu hâlde verme zamanı, Ramazan daha sevabı çoktur diye geciktirilirse bu uygun olmaz.