Fetva Meclisi
Soru
35 yaşındayım. Yaklaşık üç senedir namazlarımı eksiksiz olarak kılıyorum. Namaza çok geç başladığım için son iki aydır kıldığım her vakit namazının sonunda o vaktin kaza namazını kılıyorum. Mesela ikindi namazının sonunda, 'niyet ettim Allah rızası için vaktinde kılamadığım en son ikindi namazının farzını kılmaya' diye niyet ediyorum. Kaza namazına başlama şeklim doğru mudur? Kaç yıl bu şekilde namaz kılmalıyım?
Cevap
Benzer fetvalar
Yolda bırakacağınız bir işe başlamış olmamalısınız. Az ama sürekli ve ciddi yürüyen daha iyidir. Şöyle yapmanızı tavsiye ederiz: a- Namaz kazaya bıraktığınız için öncelikle ciddi bir tevbe yapmanız gerekmektedir. Tevbe edecek ve tevbenizi koruyacaksınız. Sürekli istiğfar edeceksiniz. b- Sadece farz namazları ve vitri kılacaksınız. Buna göre de kaç sabah namazı, kaç öğlen.. gibi bir borç takvimi hesaplayın. c- Günün belli bir saatini kaza namazı kılmaya ayırın. Bu normal bir zaman dilimi olsun. Mesela 'bir saat' deyin. Bu süre zarfında ne kadar kılarsanız o kadar kılın. Mecalsiz kalacak kadar kılmayın ki soğukluk gelmesin size. d- Yaptığınız bu takvime özel günleriniz dışında asla ara vermeyin. Misafir ve benzeri sebepler sizi ara verdirtmesin. Bu mantıkla ne kadar devam ederseniz kazanıyorsunuz demektir. Bitirmeden ölseniz bile inşaallah borcunuz mağfiret görmüş olur.
Selamünaleyküm. Bu şekilde yapmanızda kazaları bitirme açısından bir sakınca yoktur. Dikkat edin, bu durum sizi namazların sünnetlerini yok saymaya götürmesin. Bir takvim tutun, o takvime göre ne kadar kazanız kaldığını bilin. Daha rahat edersiniz. Allah amelinizi makbul kılsın. Size dualar ederiz.
Selamünaleyküm. Buluğ çağına erdiğiniz günden itibaren kılmadığınız namazları hesap edin. Kaç vakit mesela sabah namazı ediyorsa o kadar namazı muhakkak kaza edin. Sadece farzları ve vitri kaza edeceksiniz. Zaman geçmeden hemen bu işi bitirin. Hayatınız daha bereketli olur biiznillah.
İlk ihtilam yani banyo yapma durumunuz ne zaman olduğunu hatırlıyorsanız o zamanı, hatırlamıyorsanız ON BEŞ YAŞINIZI ölçü alın. O günden itibaren kaç Ramazan günü geçti ise o kadar oruç, kaç gün geçti ise o kadar sabah, öğlen, ikindi, akşam, yatsı borcunuz var demektir. Kıldığınızı bildikleriniz varsa ya da tuttuğunuz oruç biliyorsanız onları düşün gerisini tutun. Allah kabul buyursun. Kazaları tutmaya ve kılmaya karar verdikten ve tevbe ettikten sonra ne zaman ne kadar yapabiliyorsanız o kadar yapın.
Selamünaleyküm. Bayan olarak yaptığınızın bir sakıncası yoktur. Allah kabul buyursun. Vitri de altıncı bir vakit gibi görerek kılın.
Namazın kazaya kalma vakti, o namazın son anlarıdır. Mesela, öğlen namazı saat 13.10'da başlıyor, ikindinin vakti de 17.00'de başlıyorsa; öğlen namazının vakti 13.10/17.00 arasıdır. Bu vakit diliminde ne zaman kılınırsa namaz yerini bulmuş olur. Öğlen namazının kişi için 'kılınmadı' kararı ise, artık öğlenin dört rekât farzını kılmak için yetmeyecek kadar vakit daralıncadır. Bu da yaklaşık olarak dört dakikadır. Buna göre, mesela son yarım saatte aybaşı olan kadın, o namazı kaza etmez. Zira üzerine kaza olarak yazılacak vakte girmemiş durumdadır. Gerisini siz takdir ederek diğer namazlar için uygulayabilirsiniz.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Kocası ikinci bir evlilik yapan kadın, bu ikinci evlilikten ötürü bir zulüm görüyorsa yani, erkeğin ikinci evlilik yapmasının şartlarından olan adaleti sağlamayı gerçekleştiremiyorsa elbette kadın hakkını talep eder. Bu talep de günümüz şartlarında herkes için kendi imkânları doğrultusunda olacaktır. Hayır, Müslüman kadın, duygusallığı gereği bir itirazda bulunacaksa, o zaman iki değerlendirmemiz olacaktır: - Bu sürecin böyle ilerlemesinde kendisinin de payı bulunup bulunmadığını, eşinin neden ikinci bir hanıma gittiğini düşünecektir. - Bu şikâyetini Allah Teâlâ’nın dışında birine yapmayacaktır. Zira erkeğe bu ruhsatı veren Allah Teâlâ’dır. Dikkat edelim, şeytan kuyumuzu kazmasın. Dünyamız giderken ahiretimiz de gitmesin. Tavsiyemiz, birinci kadının sabretmesi ve kadınlığını daha aktif duruma getirmesidir. Çok geçmeden eşi ona daha sadık olarak geri dönecektir. Ama kadınlık hâleti ruhiyesi ile illa bir isyan söz konusu ise o, kadının bileceği şeydir.
Müzik, üzerinde ciddi tehditlerin bulunduğu bir meseledir. Uzak kalmanızı tavsiye ederim. Zira, sizin körpe zihinlere haramlığı bildirilen bir şeyi aşılamanız, normalin üstünde bir vebaldir.
a- Bedenlerin değmemesi açısından baktığımızda 'sürtünmeyi engelleyecek kadar' şeklinde bir ölçü zikredebiliriz. b- Şehveti etkileme açısından baktığımızda ise bunu bir mesafe ile ölçme yerine, 'etkileme' ile ölçmemiz daha doğru olur.
Eğer sizin için hayat, buradan ibaretse size battığınızı söyleyebilirim. Allah kurtarsın, vay hâlinize! Hayır, hayat burası değil, biz sadece bir misafirhaneden isek, neyin hayır neyin şer olduğunu nasıl bilebiliriz. Bunun için: - Hemen tövbe istiğfar edin, eşinizi de üzmeyin. Dört gözle gelecek çocuğunuza hazırlanın. Böyle cahiliye mantığıyla moral bozacak yerde, bir Meryem babası olmak için gayret edin. - Bu durumu kimseye anlatmayın, kıyamet günü şahitleriniz çoğalmasın. - Eşinizden helallik isteyin.
Eğer tövbe etti iseniz, tövbenizde de samimi iseniz kesinlikle korkmayın. Size sizden çok merhameti olan bir Rabb’iniz var, sizi bağışlayacak, kapısını size açık tutacaktır. Umutsuz kalmayın. Sizi umutsuz bırakmak, şeytanın en büyük başarısı olacaktır. Ona taviz vermeyin. Yeter ki samimi olun tövbenizde. Bir daha geri dönmemeye dağlar gibi büyük bir kararlılığınız olsun.
Nasıl bir insan sıhhatini en üst derecede, hiçbir sorunla karşılaşmamış olarak yaşamak istiyorsa dinimiz de böyledir. Hiçbir günaha bulaşmadan, Allah'ın huzuruna tertemiz olarak çıkmayı hedef ediniriz. 'Şu kadar hastalanayım da sonra iyileşirim.'denemeyeceği gibi 'Şu kadar günahla idare edeyim, sonra düzelirim.' de denemez. Akıl bunun aksini kabul etmez. Çünkü bugün nefsine hâkim olamayan yarın nasıl hâkim olup 'Bırakırım.' dediği şeyleri bırakacak, 'Yaparım' dediği şeyleri yapacak? Onun için tertemiz olmaya çalışacağız. Bu hayatın sonrası mı var ki sonra yaparım diye beklenti içinde olalım? Bu size yazmak istediğim birinci gerçek. Ama asıl yazmak istediğim husus şudur: Kesinlikle ama kesinlikle, ne yaparsak yapalım yaptığımız şey, Allah'ın rahmetinden daha büyük, O'nun affını aşabilecek bir durumda olamaz. O'nun rahmeti ve affı, daima en öndedir. Bunun, bizim umudumuz olarak sürekli gözümüzün önünde durması gerekir. Ne yapıyor olursanız olun, O'nun affını geçemezsiniz. İki şeye dikkat edin yeter: Bir: İşi inadına yapmayın. 'Ne olacak?' türünden bir savunma yapmayın. 'Kulum, zavallıyım, eziliyorum, pişmanım.' deyin. İki: Hedefiniz, gayeniz cennetlik olmayı sağlayacak işler olsun. Yapabildiğiniz kadarını da yapın. Laf Müslüman'ı olmayın. Gayretli olun, sabırlı olun, umutlu olun. Ayrıntılara da takılıp kalmayın. Üniversite sonrası da demeyin. 'En kısa zamanda, hemen inşallah!' demeye çalışın. Allah yardımcınız olsun.