Fetva Meclisi
Soru
İlkokullarda müzik öğretmenliği yapmak caiz midir?
Cevap
Benzer fetvalar
Zorunlu olanı dışında müzikle ilgilenmek hatadır. Müzikten uzak durmalısınız. Dinimiz insanı, boş efkâra sürükleyen, ibadetten alıkoyan, insan için gerekli insanî işlerden meşgul eden, şehveti kışkırtan ve benzeri boş işlere iten müziği caiz görmemiştir.
Selamünaleyküm. Müzik, zorlana zorlana bir bölümü için 'olabilir' denecek bir iştir. Müzik üzerinden geçinmemeyi tavsiye ederiz.
Müzikte helallik açısından sorun vardır. Onunla para kazanmamanızı tavsiye ederiz size.
Selamünaleyküm. Müzikle iştigal etmemenizi tavsiye ederim. Ney de olsa kaval da olsa uzak durun. Ona bulaşmayın.
Müzik hakkında pek çok hadisi şerif vardır. Bu hadislerde müzik yasaklanmaktadır. Son dönemlere ait yazan, konuşan âlimler, bu umumi yasaktan hangi türlerin istisna edilebileceğine dair görüşler belirtmişlerdir. Sizin karşınıza çıkan da budur. Netice olarak şunu söyleyebiliriz: Bir kere müzik ve türevleri ibadetteki, ihlastaki lezzete manidir. İstisnai olarak caiz olabileceği yerler olabilir. Mesela mehter için durum böyledir. Çünkü mehter cihadı teşvik unsurludur, nefsani bir boyutu yoktur. Mehtere benzeyen, sonuç olarak onunla paralellik gösteren müzik türleri de caiz olabilir. Ama esas olan Peygamber aleyhisselamın dilinden yasaklanmış bir işten tamamen uzak durmaya çalışmaktır. En küçük tavizin bile bizi sürükleyeceği yeri tahmin etmemiz gerekiyor. Allah Teala, takva ehli olma hazzını yaşamayı hepimize nasip buyursun.
Bir mümin olarak boş vaktinizi böyle bir işle doldurmamalısınız. En azından müstehap bir şey değildir o. Siz kendinizi daha ilmi ve daha insana yararlı şeylerle doldurun. Allah yardımcınız olsun.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Eğer tövbe etti iseniz, tövbenizde de samimi iseniz kesinlikle korkmayın. Size sizden çok merhameti olan bir Rabb’iniz var, sizi bağışlayacak, kapısını size açık tutacaktır. Umutsuz kalmayın. Sizi umutsuz bırakmak, şeytanın en büyük başarısı olacaktır. Ona taviz vermeyin. Yeter ki samimi olun tövbenizde. Bir daha geri dönmemeye dağlar gibi büyük bir kararlılığınız olsun.
Buluğ çağına girdiğiniz tarihi biliyorsanız, o tarihten itibaren; bilmiyorsanız on beş yaşından gün aldığınız tarihten itibaren namaz başladığınız güne kadar üzerinizden kaç vakit namaz geçtiğini hesaplayın. Ondan sonra da yaptığınız gibi bir kaza takvimi yapın. Mesela 2000 sabah namazı, şu kadar öğlen namazı diyerek borcunuzu bilin. Her fırsatta da 'üzerime kaza kalan son sabah namazı' diyerek bir namazı kaza edin. Sadece farzları kılacaksınız. Bir de vitir namazını. Yalnız sabah ve ikindi namazından sonra kılmasanız daha iyi olur. Başka yapacağınız bir şey yok. Tövbenizde samimi oldukça endişe etmeyin. Allah ğafûrdur, rahimdir.
Nasıl bir insan sıhhatini en üst derecede, hiçbir sorunla karşılaşmamış olarak yaşamak istiyorsa dinimiz de böyledir. Hiçbir günaha bulaşmadan, Allah'ın huzuruna tertemiz olarak çıkmayı hedef ediniriz. 'Şu kadar hastalanayım da sonra iyileşirim.'denemeyeceği gibi 'Şu kadar günahla idare edeyim, sonra düzelirim.' de denemez. Akıl bunun aksini kabul etmez. Çünkü bugün nefsine hâkim olamayan yarın nasıl hâkim olup 'Bırakırım.' dediği şeyleri bırakacak, 'Yaparım' dediği şeyleri yapacak? Onun için tertemiz olmaya çalışacağız. Bu hayatın sonrası mı var ki sonra yaparım diye beklenti içinde olalım? Bu size yazmak istediğim birinci gerçek. Ama asıl yazmak istediğim husus şudur: Kesinlikle ama kesinlikle, ne yaparsak yapalım yaptığımız şey, Allah'ın rahmetinden daha büyük, O'nun affını aşabilecek bir durumda olamaz. O'nun rahmeti ve affı, daima en öndedir. Bunun, bizim umudumuz olarak sürekli gözümüzün önünde durması gerekir. Ne yapıyor olursanız olun, O'nun affını geçemezsiniz. İki şeye dikkat edin yeter: Bir: İşi inadına yapmayın. 'Ne olacak?' türünden bir savunma yapmayın. 'Kulum, zavallıyım, eziliyorum, pişmanım.' deyin. İki: Hedefiniz, gayeniz cennetlik olmayı sağlayacak işler olsun. Yapabildiğiniz kadarını da yapın. Laf Müslüman'ı olmayın. Gayretli olun, sabırlı olun, umutlu olun. Ayrıntılara da takılıp kalmayın. Üniversite sonrası da demeyin. 'En kısa zamanda, hemen inşallah!' demeye çalışın. Allah yardımcınız olsun.
Kocası ikinci bir evlilik yapan kadın, bu ikinci evlilikten ötürü bir zulüm görüyorsa yani, erkeğin ikinci evlilik yapmasının şartlarından olan adaleti sağlamayı gerçekleştiremiyorsa elbette kadın hakkını talep eder. Bu talep de günümüz şartlarında herkes için kendi imkânları doğrultusunda olacaktır. Hayır, Müslüman kadın, duygusallığı gereği bir itirazda bulunacaksa, o zaman iki değerlendirmemiz olacaktır: - Bu sürecin böyle ilerlemesinde kendisinin de payı bulunup bulunmadığını, eşinin neden ikinci bir hanıma gittiğini düşünecektir. - Bu şikâyetini Allah Teâlâ’nın dışında birine yapmayacaktır. Zira erkeğe bu ruhsatı veren Allah Teâlâ’dır. Dikkat edelim, şeytan kuyumuzu kazmasın. Dünyamız giderken ahiretimiz de gitmesin. Tavsiyemiz, birinci kadının sabretmesi ve kadınlığını daha aktif duruma getirmesidir. Çok geçmeden eşi ona daha sadık olarak geri dönecektir. Ama kadınlık hâleti ruhiyesi ile illa bir isyan söz konusu ise o, kadının bileceği şeydir.
a- Bedenlerin değmemesi açısından baktığımızda 'sürtünmeyi engelleyecek kadar' şeklinde bir ölçü zikredebiliriz. b- Şehveti etkileme açısından baktığımızda ise bunu bir mesafe ile ölçme yerine, 'etkileme' ile ölçmemiz daha doğru olur.
Önce kredi kartının helal olduğunu zannederek söze başlayalım. Eğer kart helal bir kart ise, o karttan ötürü bir fark getirilmesinin sakıncası olmaz.