Fetva Meclisi
Soru
Hocam, ben istimna yapmayacağım diye yemin ettiğimi hatırlıyorum. Ama bunu tam olarak nasıl söylediğimi hatırlamıyorum. Ya hayatım boyunca hiç yapmayacağım diye söyledim ya da Ramazan ayında akşamları olsa dahi yapmayacağım diye söyledim. Eğer ben bir gün istimna yaparsam kefaret ödemeli miyim?
Cevap
Benzer fetvalar
Aleykümselam, Böyle geçmişte olanı yanlış hatırladığından dolayı kasıtsız yanlışlıkla yemin durumunda keffaret gerekmez.
Adak yaptı iseniz onun kefareti yemin kefareti değildir, yaptığınız adağı yerine getireceksiniz. Sözünü ettiğiniz durum yemin ise yeminler için de ayrı ayrı kefaret tutmanız gerekir. Hatırlamama gibi bir durum için inşaallah bir kefaretle geçmiş kapanır ama siz tevbe ve istiğfarı unutmayınız. Tekrarına karşı da dikkatli olmayı öğrenmiş olunuz.
Baliğ olmadan önce yapılan yeminlerin tutul(a)mamasından dolayı kefaret gerekmez. https://fetvameclisi.com/fetva/cocukken-edilen-yalan-yeminlerin-kefareti-var-midir
Annenize karşı yaptığınız yemini bozun. Bunun için de keffaret ödeyin. Ya on fakiri yedirin veya giydirin ya da bunu imkânınız olmadığı için yapamazsanız üç gün oruç tutun.
Her bozulan yemin kefareti için ayrı ödenmesi gerekir. Hatırlamamanız geçerli bir mazeret değildir. Bilmiyorsanız kendinizce galibi zannınızı (yüksek ihtimal) esas alarak kefaret cezası belirleyin.
Bunun yerine o işi yapmamayı düşünsen ya! O işe tevbe et. Orucu ve Ramazanı zedelediğine tevbe et. Her bu şekilde bozduğun gün için de bir gün kaza et.
dini soru konusundaki diğer fetvalar
Bunu bir Hıristiyan/Müslüman konusu yapmak yanlıştır. Konuyu resim çektirme başlığı altında ele alabiliriz. Genel olarak caiz olacağını bildiğiniz resim o şekilde de çekilebilir. Bir de meseleyi vakar açısından ele alabiliriz. Vakar sahibi bir mümin seviyeli seviyesiz her işe dadanmamalıdır.
SALTANAT ile bir kişinin tek otorite olmasını kastediyorsanız şunu bilmek gerekiyor: Bizim imanımıza göre Allah’tan başka tek otorite asla yoktur. Hiçbir şekilde bir kişinin otoritesine dayalı sisiteme İslamî sistem denemez. Bizim iman ettiğimiz değerlerdeki idare sistemi KULLARIN BAŞINDA BİR KUL mantığına dayalıdır. O da ŞÛRA üzerine yerleştirilmiş bir zeminde idarecilik yapar. SALTANAT ile idarenin babadan oğla geçmesini kastediyorsanız, baba ve oğul aranan özelliklere sahip ise bunda bir sakınca görülmeyebilir.
Böyle bir sözün kaynağı yoktur olsa da ‘bizi cehennem azabından koru’ demeyi emreden ayetin özüne ters bir cümledir bu. Ebu Bekir radıyallahu anh ateş korkusundan ürperen bir insan olarak Rabbine gitti. Bu bir felsefe olabilir. O da sahabe felsefesi değildir.
Kapitalist dünya insanları paraya tapınır, onun için yaşar hâle getirmek için bin bir hileyi kullanabilmektedir. İnsanlar sürekli alışveriş merkezlerinde bulunsun, sürekli kazanma hırsı ile yaşasın, sürekli borçlu olsun için projeler üretmektedir. Bunların bir bölümü tamamen sakıncalarla dolu iken bazılarında mubah olabilecek yönler bulunabilmektedir. İyi bir takva hayatı yaşamak isteyen mümin bunlardan külliyen uzak kalmak durumundadır. Tamamından uzak kalamayan en azından bu tür hileleri normal görmemeyi bilmelidir. Burada zikrettiğiniz uygulama, yüzeysel olarak sakınca yokmuş gibi görülmektedir. Neticede kimse kimseye bir kuruş hayrına vermiyeceğine göre boyası ilk yağmurda ortaya çıkacak işlerden uzak durmak en güzelidir.
TEKFİR dini bir kavram olarak vardır, dışarıdan ithal kavramlardan değildir. Tekfir, bir insanın mü'min olmadığını söylemek anlamına kullanılmaktadır. Bu o kişinin hiç mü'min olmamışliğinı da ifade edebilir, mü'min iken sonradan dinden çıkmışlığı için de kullanılabilir. Ne yazık ki, mü'min iken bile dininden çıkabilme riski insan için vardır. Bu kavram da ona işaret etmektedir. Tekfir yani bir insanın mü'min olmadığına dair iddia ağızdan çıkabilecek en ağır sozlörden biridir. Kesinlikle kişinin itirafına, tartışmasız belgelere ve fetvaya ehil bir heyete dayalı olarak ortaya konabilir. İnsanların birbirlerini tekfir etmeleri mü'min toplum adına riski ağır bir erezyon başlangıcı olabilir. Çok açık bir şekilde bilinmelidir ki tekfir, Allah adına hüküm vermektir. ‘Allah böyle diyor’ demek kadar ağır ve sorumluluk gerektiren bir söz olabilir mi? Tekfir beraberinde tekfir edilen için öldürülmeyi hak etme, miras alıp vermesine engel, nikâhının düşmesi gibi çok ağır sonuçlar getirir. Bu nedenle de ümmetimizin orta çizgisi olan ehlisünnet anlayışı tekfiri kullanmayı zor şartlarla sınırlamıştır. Bu ümmetin ulemasının konuşabileceği böyle ağır bir konunun halk düzeyine indirgenmesi olsa olsa kıyametin yaklaştığını gösteren bir işaret olabilir. Allah’a sığınılması gereken bir durum olarak görürüz bu durumu.
Zikrettiğiniz isimler bu ümmetin içinde sivrilen kimselerdir. Onlar veya bir başkaları hakkında; onları mümin kabul ettiğimiz sürece zekatı onlara vermemizde bir sakınca yoktur. Elbette kendi akrabanız varsa ona veya sizinle yakın bağı olan kimselere vermeniz daha evla olandır.