İslami Delil
Aramaya dön
Fetva

Fetva Meclisi

Soru

Müslümanlar açısından Yahudi ve Hıristiyanlar mı yoksa Şia mı daha tehlikeli? Bu konuda genelleme yapılabilir mi yoksa yeri ve zamanına göre değişir mi? Daha açık bir şekilde sormak gerekirse, şu an olan olaylar karşısında -ikisinin de elbet yanlıları var- Abd ve İsrail'e mi yoksa İran'a mı daha sert bir şekilde karşı durmak gerekir? İki grup arasında kalınca bir Müslüman olarak hangisine yakınlaşmamız, hangisinden uzaklaşmamız gerekir?

Cevap

İki önemli farkı ortaya koyarak meseleye bakmalıyız. Birincisi şudur: İran başka, Şia başkadır. İran, Şiilerin de yaşadığı Farisî kökleri olan bir devlettir. İran, tarihten gelen devlet politikası ile farklılığını her zaman göstermektedir. Umumiyetle Müslüman olmayan güçlerle masa üzerinde siyaset yapmayı yeğleyen anlayışı yaşatırlar. Müslümanlara ise daha haşin bir siyaseti tercih etmişlerdir. Şiilik ile İran eşit tutulmamalıdır. İkinci fark ise şudur: Şiilik, İslam'ın içinde bir fırka adıdır. İslam'ın merkezine hangi mesafede olursa olsun hiçbir kelimeitevhid sahibi küfür ehli ile aynı çizgide görülemez. Bu iki tespitten sonra sorunuzun cevabı şudur: Biz ümmetimizin menfaatini kollarız. Ümmetimizin geleceğini, İslam'ın istikbalini öne çıkarırız. Bu hususla alakalı durum değerlendirmelerini de ilim adamları ve siyasetçilerimizden oluşan Şura ehli üzerinden yaparız. En azından böyle olması gerekmektedir. Mevcut İran politikalarını da bu zeminde değerlendirdiğimizde, Persçilik illetinin ne yazık ki İran politikalarına hâkim olduğunu ve bunun da İslam olmadığını belirtmemiz gerekmektedir.
Orijinal kaynak

Benzer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Yaratıldığımız ülkeyi de biz seçmedik, ne yapacağız şimdi? Bu dünyada elindeki nimetlerden birini, ben bunu hak etmemiştim diyerek tepen var mı? Tuzak ve seviyesiz bir soru bu. İslam'ı seçtik veya seçmedik, Allah'a hamdolsun onunla şereflendik. Şerefimizi niye yitirelim ki? Şeytanın tuzaklarına karşı dikkatli olmalıyız. Tartışmayın, uzak durun.

Ben üniversite öğrencisiyim. Bazen sınıfta hocalarla din konusunda tartışmalarım
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Şunu kesin bir kural olarak biliniz: Peygamberler dışında masum/günah işlemez kimse yoktur, olamaz. Bu kurala âlimler, şeyhler bütün mü'minler dahildir. Âlim de insandır. Âlim de bu hayatın içinde yaşamaktadır. Âlim ile cahil arasındaki fark, âlimin dinin hakikatini daha iyi biliyor olmasındadır. Elbette âlim, bu bilginin farkı olarak hesabı daha ağır durumdadır ama neticede o da nefis taşımaktadır, o da şeytana muhataptır. Âlimi de cennet veya cehennem akıbetine doğru yürüyen bir kul görmek gerekiyor. İlminin derinliği kadar imtihanı da ağır olacaktır. Bir başka sorun da bizim gibilerin dışarıdan bakarak her bilgi sahibini ‘âlim’ yerine koyuyor olmamızdır. Esasen âlimler de kendi içinde sınıflandırılmalıdırlar. Dünyalık alanda uzmanlaşmış ama ahiret hayatını yok gibi tutmuş birine âlim diyor olabiliriz. Şeriat bilgisine sahip ama takvadan nasipsiz biri de bize göre âlim sayılabilir. Dünyalık menfaatler önünde büzülen birinin bilgisine biz ilim deriz ama onun Allah katında bir değeri olmadığını unuturuz. Bütün bunların ötesinde âlim, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin dinine vekil olmuş insandır. Dünyalığa tenezzül etmeyen, konuştuklarının adamı, ahiret korkusu ile yaşayan kimse âlim odur. Bizim gibi dışarıdan bakanların hangisi daha iyi âlimdir sorusuna cevap bulması elbette zordur. Âlimlerin kendi içinde bir imtihanı olacağı gibi bizim de ‘hangisi âlim?’ sorusuna cevapta samimi olma imtihanımız olacaktır. Bizim dilimizi konuştuğu, yöremizden olduğu, bizim siyasi idrakimize yakın olduğu, ekonomik menfaatimize zarar vermediği gibi sebeplerle yanında durduğumuz âlim başka, ondan öğrendiğimiz her şeyin bizi biraz daha Allah’a yaklaştığı âlim arayışımız başkadır. Özet olarak diyebiliriz ki, Müslümanlar olarak bizim imtihanlarımızdan biri de âlimlerle imtihanımızdır. Varlıkları bir imtihan, yoklukları başka bir imtihan olarak onlar bizimle biz onlarla imtihan durumundayız.

Kur'an’da ‘Allah’tan hakkıyla âlim kulları korkar’ dendiği halde neden kafir düz
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Selamünaleyküm. Değerli kardeşim, fitne bu ümmetin en ağır düşmanıdır. Ashabı kiram bile fitne karşısında tam anlamıyla zorlandılar. Fitne, iyinin ve kötünün iç içe girdiği, iyinin kötüden ayrıt edilmesinin zorlaştığı ortam demektir. Allah’a niyazımız odur ki, bizi fitneye düşürmeden ruhumuzu alsın. Dikkat ederseniz, örneğini verdiğiniz durum sadece o örnekle sınırlı değildir. Filistin başta olmak üzere hemen her yerde benzerini görebilir ve kahrolabilirsiniz eseften. Yaşadığımız dönem, böyle bir imtihanı gerektirmiştir. Sabır ve sebatla yolumuza devam etmeye mecburuz. Burada bir noktayı iyi anlamamız gerekir: Biz, dinimiz her şeyin üstündedir, dinimiz için varız türünden iddialarda bulunuyoruz. Uygulamaya geldiğinde ne kadar bunu gerçekleştiriyoruz? Dikkat ederseniz, herkes bunu iddia ediyor ama iş pratiğe gelince onun meselesinin de din olduğunu, dolayısıyla bir taviz vermesinin gerekmediğini adeta o kazanırsa din kazanacak, kaybederse din kaybedecek demeye getirdiğini görürsünüz. Burada da afet başlıyor aslında. Ne kadar nefislerimizi hesaba çekebiliyoruz? Ne kadar biz dinimiz için varız da dinimiz bizim için var değildir, sorusunu değerlendirebiliyoruz? Böyle bir kaos ortamında kim konuşursa konuşsun, kimin menfaatine uygun düşüyorsa sözleri sadece onun tarafından rağbet bulacaktır. Böyle olmamalı idik, böyle emredilmedik biz. Ciddi bir şekilde DİNİMİZ HER ŞEYİN ÜSTÜNDEDİR VE BİZİM YAPTIĞIMIZ HER ŞEY MUHAKKAK DİN DEMEK DEĞİLDİR şuurunu yerleştirmemiz gerekiyor. Aksi takdirde yüzme bilip dereye gelince her şeyi unutarak boğulma ile karşılaşacağız demektir. Sabrederek, sebat ederek, Kur'an ve Sünnet'e sarılarak geçirmemiz gereken bir dönemi yaşıyoruz. Bu kardeşinizin kanaati, Kur'an ve Sünnet ölçülerine sadakat açısından ipin ucunun bir nebze kaçtığı eklindedir. Seviye düşmüştür, menfaatlere göre şekillenmiştir. Her oturuş kalkışımızı cihat olarak isimlendirmenin hata olduğunu zannediyoruz. Allah yardımcımız olsun. Dua eder, duanızı bekleriz.

Selamünaleyküm muhterem hocam. İslam’ı kendi tekkesine daraltan da, İslam’ı sade
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Gezmek, Kur’an’ın da tavsiye ettiği bir iştir. Fakat farz veya vacip değildir. Nafilelerdendir. Nafileyi farzın önüne geçirmemiz mümkün olmayacağına göre önce şunu bilmemiz gerekir: Üzerindeki farz olan ibadet ve benzeri görevleri yerine getirmiş olan gezsin. İlimle meşgul olan, dinlenmesi gerektiği zaman gezsin. Ticaretini düzeltip, iyi kazanan ve mü’minlere infak edebilen gezsin. Farzı bırakıp gezmek olmaz. Borç alıp gezmek olmaz. Bir de şu hususu vurgulamalıyız: Mekke ve Medine gezi yeri değildir. Mekke ve Medine, hac ve umre ibadetinin mekânıdır. Oralara turistik amaçlı gezi olmaz. Bunun dışında, gezi deyince bir Müslüman iki yeri hep gezmeli ve hiç unutmamalıdır: Bu yerlerin birincisi, İslam’ın sekiz asra yakın en büyük medeniyetlerden birini kurduğu ama şimdi hiçbir minaresinin ezanla şenlenmediği yer olan Endülüs’tür. Ne idi, ne oldu? Gezip, görmek ve ibret almak için iyi bir yerdir. İkinci yer de İstanbul’dur. İslam Hilafeti’nin düştüğü yer. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin övdüğü, ashaptan itibaren Müslümanların göz bebeği vatan. Fetih gözlüğüyle İstanbul hep gezilmelidir. Binlerce sahabiyi bağrında barındıran Suriye ve Şam gezilebilir(di maalesef). Müslümanların yaşadığı fakir Afrika ülkelerinden biri gezilip, incelenebilir. Özellikle, Anadolu’nun yeşil mekânlarından biri gezilip, Allah’ın nimetleri müşahede edilebilir.

Sorumuza cevap veren hoca olarak, şimdiki kültürünüzle genç biri olsaydınız nere
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Müslüman bir insanın, Allah’ın dininden bazı bölümleri beğenmesi kabul edilemez. Müslüman, Allah’a teslim olmuş insanın adıdır. Bir yandan teslim olduğunu söyleyip diğer yandan da pazarlık yapmak söz konusu olamaz. Namazlardan bir namazı, bir rekâtını atarak kabul etmek nasıl gülünç ise, İslam’ın içinden namazı atıp, gerisini din olarak benimsemek de gülünçtür. Namaza dokunulamadığı gibi, her biri namaz ayarında olan herhangi bir emrine de dokunulamaz. Zekât, oruç, hac gibi temel emirler ya da o emirler düzeyinde güçlü bilgi ile oluşan yasaklar ve cezalar pazarlık meselesi haline getirilemez. Bu meselede şu hususların önceden bilinmesi ve benimsenmesi şarttır: 1- Dinimiz İslam, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin bi'setinden itibaren başlamış bir din değildir. Allah Teâlâ’nın gönderdiği bütün dinler aslında İslam dini idi. Tahrif gördükleri için Allah onları değiştirdi. İslam o dinlerin son şeklidir. Kıyamete kadar da kalacak din İslam dinidir. 2- İslam, zaman ve mekân etkisi dışındadır. İnsan için gelmiş bir dindir; nerede insan yaşıyorsa, hangi zamanda insan varsa, İslam orada o insan için vardır. Şu çağın şartları veya filan bölgenin gerekleri İslam’ın içinde bir değişikliği gerektirmemektedir. 3- İslam, insan eli değmemiş haliyle kaldığı için ‘son din’ olma özelliğini korumaktadır. Hiçbir zaman, hiçbir güç İslam’dan koparma yapamayacağı gibi, ilave de yapamayacaktır. Tarihin farklı dönemlerinde denenmiş; ama asla başarılamamıştır bu denemeler. 4- Önceki dinler olan Yahudilik ve Hıristiyanlık, o zamanın insanlarının zevkine uydurulduğu için kaldırıldı. İnsanlığın din konusunda böyle bir sabıkası vardır. Batı kültürünün etkisiyle yetişen nesiller zaman zaman Hıristiyanlığın başına geleni İslam adına da düşünüyor olabilirler. Sırf bu nedenle büyük yatırımlar da yapabilirler. Bu bir anlamda savaştır. Dini içten eritme ve çürütme savaşıdır. Müslüman bir insanın savaşı sadece ağır silahlarla oynanan bir tiyatro olarak görmesi oldukça üzücüdür. Yaşadığımız çağda kalemle yapılan savaşların gücü, silahla yapılan savaşlardan daha etkili olmaktadır. Bu yüzden de, dininden korkan namazlı Müslümanlar görebilmekteyiz. Kıldığı namazdan sonra, ‘şeriattan Allah’a sığınan’ ucube insanlarla karşılaşabiliyoruz. 5- Şeriatsız din, eli kolu bağlı bir dindir. Camilere, evlerdeki namaz odalarına sıkıştırılmış bir dindir. Hâlbuki Allah, fitne kalksın, yegâne söz sahibi Allah olsun diye din gönderdi. Ve dinini bütün kainata gönderdi. Hıristiyanların tahrif edip, kiliseye daralttığı din, Allah’ın onlara gönderdiği din değildi. İslam’ın da o mantıkla incelenmesi hiçbir şekilde kabul edilemez. Eğer İslam, o mantıkla da yaşanabilir bir din olsaydı Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz, Mekke’den Yesrib’e hicret etmek zorunda kalmaz, Daru’l-Erkam’da güzel bir din yaşardı.

'Şeriat tehlikesi' ile ne kastediliyor anlayamıyorum hocam. Namaz kılan insanlar
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Bir kere böyle bir meselede uzman olmayanın konuşması ne kadar doğru bir iştir, önce bunu düşünmelisiniz. Sıradan bir insan beyin ameliyatı yapabilir mi? Bu da öyledir. Bu konularda söz söylemenin büyük bir vebale girmek olabileceğini unutmayınız. İkinci olarak belirttiğiniz konuda insanın durumu şudur: Allah’ın dinine karşı tez olarak demokrasiyi tercih edenin imanı tehlikededir. Bunun tartışılabilir tarafı da yoktur. Bunun ötesinde şu veya bu yorumla ya da çaresizlikten, alternatifsizlikten ötürü bir araç olarak görmenin ise aynı sonuca götüreceği söylenemez. Bu ikisi ortasında bir yere yerleşmek gerekiyor. Kendinizi bu konuya daraltılmış durumda hissetmeyiniz, rahat olun, ibadetlerinizi yapın ve yolunuza devam edin. Zira çözebileceğiniz bir konuya dalmıyorsunuz bu sözlerle, bilakis kendinizi bunaltıyorsunuz. Allah yardımcımız olsun.

Hocam çevremdeki Müslümanların çoğunu acaba gerçekten Müslümanlar mı diye sorgul

Amerika konusundaki diğer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Siyasi içerikli bir söz de olabilir bu, din içerikli de olabilir. Siyaseten dost gibi görmek akide açısından dinden çıkarmaz ama Amerika'nın oluşturduğu yeni şirk düzeninde onu dost gibi görmek dinin temellerini imha edebilir.

Amerika’ya ‘dost’ demek insanı dinden çıkarır mı, böyle düşüncedeki insanları de
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Mevcut durumumuzu İran veya Suriye diye bir daraltma ile tahlil edemeyiz. Ümmet olarak büyük bir tünelden geçiyoruz. Yüz yılı aşkın bir zamandır ümmetimizin başı yok, sahibi yok görüntüsü içindeyiz. Belli bir gündeki belli bir olaya takılıp kalmak düşmanlarımızın işine gelir. Olaylara takılmadan bütüne bakarak ve bütün zamanları değerlendirerek yol almalıyız. Allah’a sığınıp hayatın her alanında cihat etmek zorundayız. Ümmetimizin hedeflerini günübirlik olaylara ve kendi dar projelerine kısıtlayarak İslâm anlatanlar bugünkü facianın görünen sebeplerindendirler. Bundan sonrasını en azından bütün zamanlar ve bütün evren için var olan bir İslâm mantığı ile düşünmek durumundayız. Bu mantıkla bakmaya gayret edelim. Allah yardımcımız olsun.

Hocam, Suriye'de gerçekleşen olaylar malumdur. İran'ın tavrı da ortadadır. İran'
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Selamünaleyküm. O uzak diyarlara rağmen bak ne kadar yakın duruyormuşuz meğerki! Kerim olan Rabbimden dilerim, o duygularınla seni yaşatsın sonra öldürsün sonra da öyle diriltsin. Volkan gibi bir heyecan dolusun. Demek ki, için gür bir iman dolu. Seni nasıl tebrik etmem? Allah seni heyecanında sabit tutsun, sonunu kazanacağın hızlı bir dönüşüm yaşıyorsun, seni tebrikler ederim. Sakın korkma, çekinme! Mü'min kardeşlerin olarak arkandayız; duamızla, istişaremizle, gönlümüzle senin yanındayız. Bir daha ayrılmamak ve cennet ırmaklarının kenarında beraberce muhteşem günün lezzetini yaşamak üzere beraberiz. Bizi birleştiren, aynı gönül bağıyla kaynaştıran imanımız bunu emretmektedir. Kardeşiz, biriz, beraberiz. Duamız seninledir. Gelecek durumumuzla ilgili şöyle bir takvim izleyebiliriz: 1- İman açısından tam bir dönüş yapmış olalım. Şeytanın bizi bunaltabileceği bir süreci uyanık geçirmeliyiz. Şeytan kısır bir döngüde oyalamasın bizi. Bir kere Allah'ın kapısına yöneldik mi artık o kapı bize açık demektir. Umutsuzluk en büyük tehlikedir. Allah'ın kapısında umutsuzluk yoktur, geçmişle uğraşmak yoktur. Kışı ölü geçiren ağaçların yazda canlandıkları gibi tevbe edip geri gelen Mü'min de canlanır ve çiçekler açar. Böyle inanıp davranmaya mecburuz ki başaralım. 2- Haramlar konusunda hedefimiz sıfır haram olacak. Bir günde sıfır günah olmayabilir ama bir yıl sonra gözle görülür bir değişiklik olmalıdır. Adım adım ama köklü bir şekilde dönüş olsun. 3- Allah'ın emirleri olan farzları bir bir devreye sokalım. Namaz, oruç gibi farzlardan taviz vermeyeceğimiz seviyeye yükselmek için uğraşacağız. 4- Bütün bunlar için en önemli yatırımımız iki değer üzerinden yürüyecek. Bunların birisi çevredir, diğeri de bilgidir. Neyi nasıl yapacağımızı bilecek kadar bilgi şart. Bu bilgimizi uygulayabileceğimiz bir çevre de şarttır. Çöplükte gül olarak açmak zordur. Bütün bunlarda hep beraberiz. Konu konu yazın, her biri için bilgimizi paylaşalım. Dualar ediyorum size. İyi haberlerinizi beklerim. Allah sizi korusun.

Hocam ben genc yaslardan beri yillardir amerikada yasayan biriyim. 26 yasindayim

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.