Fetva Meclisi
Soru
Hocam, Suriye'de gerçekleşen olaylar malumdur. İran'ın tavrı da ortadadır. İran'a bakışımız bu konuda nasıl olmalıdır. İran'ı İsrail, Amerika vb'lerinden daha tehlikeli görmeli miyiz? Yaklaşımımız nasıl olmalıdır.
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm Allah'a ve ahiret gününe iman etmiş olan her mümin Suriye'deki durumun, İslam'ın ve insanlığın aleyhine olduğunu ve git gide de durumun daha da ağırlaştığını anlar, bilir. Buna göre de hiç bir mümin, oradaki durumu sıradan bir olay, 'beni ilgilendirmez bir durum' olarak göremez. Ahirete iman ile böyle düşük bir anlayış kesinlikle aynı kalpte birleşemez. Suriye için bir şeyler yapmak imanımızın gereğidir. Yapılacak şeyin ne olacağına karar vermek ise en az o yapılacak iş kadar önemli olmalıdır. Bugün, bizim şehirlerimizden oralara cihat maksadı ile gidenlerin binlerce kere daha fazlası oradan buralara gelmiş durumdadır. Oradaki gençlerin buraya gelenlerinin yerine buradan oraya gidenlerin bulunması, oturulup müzakere edilmesi gereken bir durum olmalıdır. Özellikle tekit ederek söylüyorum: Suriye'deki durum tam anlamı ile bir cihat durumudur. Cihat ise mümin insanın kulluğu ile alakalıdır, asla savsaklanamaz! Bunu bir kenarda bekleterek şu tespitleri yapmak isterim: 1- Suriye'de büyük bir cihat ortamı vardır. Küfür dişlerini göstermiş, Müslüman insanın kanı akmıştır. Durum cihat açısından nettir. 2- Suriye'de maalesef diş gösteren küfürle beraber bir iç fitne de kök salmıştır. Müslümanlar arasındaki Şiilik fitnesi orada bir yayılma ve kökleşme dönemine girmiştir. Suriye öncesine göre bugün Şiilik, daha düşmanca bir yayılma ve imha hamlesi içindedir. Suriye, önümüzdeki yakın dönemde unutulması zor Şiilik facialarına sahne olmuştur. Oraya gidenler için bu ayrıntı, gitmenin önemi ve riski bakımından önemlidir. 3- Bir başka sorun da şudur: Suriye'de Müslümanlar arasındaki gruplaşmalar kök salmış ve özellikle Selefîlikle tesmiye edilenler ile diğer gruplar arasında, birbirlerinin kanı pahasına da olsa derin sürtüşmeler süregelmiştir. Bunun doğurduğu sonuçlardan biri olarak da ne yazık ki, 'fiili cihadı sadece Selefi akımın yapabileceği, onlar yapınca da ölçüsüz cihat yapar ve zarar verirler' şeklindeki algı da derinden derine inandırılmaya başlanmıştır. Gidecek kardeşlerimizin böyle bir saplantıya alet olmaları, yapmayı murat ettikleri cihada ters düşeceklerini bilmeleri gerekecektir. 4- Suriye'de bugün, savaşacak insandan çok desteği işe yarayacak insana ihtiyaç vardır. Bilhassa siyasi kimliği olanların desteği daha da önemli durmaktadır. Bizi ziyarete gelenlerle yaptığımız istişarelerde, bunu açıkça beyan ettiklerine şahit olduk. Netice olarak şu noktaya gelmek isteriz: Gençlerimizin Türkiye'den oraya cihat etmek için gitmelerinin FARZ-I AYN diyebileceğimiz bir düzeyde olmadığını düşünüyoruz. Yerinde ve işe yarar bir iş yapmak için gidilebilir belki ama bu, bütün FARZ-I AYN olmayan ibadetler hükmündedir. Mesela ebeveyn izni olmadan gidilmesini caiz görmüyoruz. Burada yapmaları gerekenlerle orada yapabilecekleri arasında makul bir denge olması ise ayrı bir zarurettir. Gençlerin heyecanla iş yapıp en azından daha faziletli olandan mahrum olmamalarını tavsiye ediyoruz. Heyecanla aklı, akılla realiteyi birleştirmemiz gerekir. Bu da ciddi bir istişare ile mümkündür. Selamünaleyküm. Nureddin YILDIZ facebook.com/nureddinyildiz twitter.com/nurettinyildiz İnstagram.com/nureddinyildiz
Allah Teâlâ ümmetimize afiyet indirsin, başımızdaki musibetleri def eylesin. Âmîn. Biz bir ümmetiz. Başımıza gelen belaları defederken kadın erkek hepimiz bir şeyler yaparız, yapmalıyız. Sadece erkekler veya sadece kadınlar diye bir ayrım yapamayız. Yalnız burada farklı denebilecek bazı hususlara dikkat çekmek isterim: Mevcut zulüm bir iki haftalık bir zulüm değildir. Üzerinde yıllarca çalışılmış içi ve çevresi doldurulmuş bir zulüm planı söz konusudur. Biz günü birlik planlarla mesela şunu almayalım bunu vermeyelim türünden karşı duruşlarla hareket edersek, onlarca yıllık planla karşımızda duran düşmana veya düşman güruhuna karşı ezik kalırız, sönük başlar ve bitiririz. Konuyu haber bültenleri ve sosyal medya gündemlerinden izleyerek değil tarihi derinliklerinde ele alarak değerlendirmemiz gerekiyor. Ümmet olarak bu hayatın içinde varoluş şeklimiz, gayemiz ve ileriye yönelik planlarımız gibi başlıklar üzerinde yoğunlaşmadan yapacağımız işler sadece bizim boşalmamıza yardım edebilir, oradaki kardeşlerimizin çektiği zulüm devam eder hatta daha derinlere kayar maazallah. Hayatı kuşatan bir ümmet mantığına sahip olmakla haberlerdeki savaş başlıklarına takılıp kalan ümmet arasındaki farkı yakalamaya mecburuz. Böyle bir irade ve plan için de en başta siyaset erbabının, ümmet üzerinde çalışması olan herkesin böyle bir çalışma takvimi üzerinde yürümesi gerekir. Ümmetin uzun dönem menfaatleri ile günlük petrol fiyatı politikaları üzerinden iş görenler arasındaki açı böyle bir açıdır. İnsanlara din öğreten hocaların, hatiplerin de görevi ve çalışma mantığı bu çizgide olmalıdır. Okullarda, medreselerde ders gören öğrencilerimiz en az matematik öğrenir gibi bu gerçekleri duymayı ve idrak etmelidirler ki, hayata açılan perspektifimiz onları kuşatmış olsun. Bu da bize davamızı nesilden nesile taşımayı kazandıracaktır. Mevcut siyasi ve askeri sorunlarımız başta olmak üzere ümmet olarak Allah’ın dinini yaşamadaki ihmallerimiz bir tür, bizi dünyada iken cezalandırılma durumuna düşürmüş olabilir. İman ve ibadet açısından ne durumda olduğumuz da önemli bir başlık olarak gündeme gelmeli ve eksiğimizi kapatacak çalışmalar hızlandırılmalıdır. Dışı Kudüs’ü simgeleyen ama içi batı bataklığına kaymış toplumların Allah’ın yardımını göremeyeceği aşikârdır. Netice olarak şunu söylemek isteriz: Mesele üç günlük bir mesele değildir. Üç günlük olanını da hepimiz yapmak istiyoruz. Uzun vadeli ve kalıcı olanı için de büyük bir himmet ve heyecanla çalışacağız biiznillah. Allah Teâlâ yardımcımız olsun.
Selamünaleyküm. Sözünü ettiğiniz konuda, elimizde net bilgilerin bulunmadığını itiraf etmeliyiz. Zanlar ve ihtimaller üzerinden konuşuyoruz. Bu ise doğru değildir. Hepimizin veya herkesin kabul edeceği gerçek şudur: a- Suriye'yi yöneten kadro, bir kere olsun, bizim anlayacağımız dilden mümin olduğunu ilan etmiş değildir. b- Bu yönetimin zalim olduğunda, katilliğinde hiç kimsenin tereddüdü yoktur. c- Suriye halkının bu yönetimi başında istemediği de bilinen bir gerçektir. d- İran, bölge siyasetinde ve İslam hizmetinde samimilik testinde başarılı olmamıştır. İsrail konusunda bile siyaset mi yaptığı, kendisini mi kökleştirdiği tartışılan bir konudur. Bu hakikatlerden sonra bizim ne düşüneceğimizi belirlememiz zor olmayacaktır. İftira ve itham etmeden, zannı hakikat gibi görmeden düşünüp, düşündüğümüzün gereğini yapmalıyız.
Biz bir ümmetiz. Peygamber aleyhisselam efendimiz bizi bir vücudun parçaları gibi görmek istiyor. Yeryüzünün neresinde olursa olsunlar, mü'min kardeşlerimizle ilgilenmemiz, acılarını acımız bilmemiz imanımızın gereğidir. Bu bir hakikattir. Bu hakikat kadar önemli bir hakikat daha vardır ki o da sizin sorunuzun asıl cevabıdır. Bizim acıyan bir yerimiz, diğer organların sağlam olması veya olmaması ile de alakalıdır. Bugün Müslümanlar olarak, bulunduğumuz her yerde ümmet olarak bulunuyoruz. Bir yerde güç zâfiyetimiz oluşursa o yeryüzünün başka bir köşesinde yara olarak ortaya çıkabilir. Sadece bir yerde bile mü'min kalitesinde güçlü olabilsek, bu, diğer yerlerin sıkıntısının giderilmesi olabilir biiznillah. Bundan da anlaşılıyor ki, yaralı bölgemiz kadar biz de bir yara hissetmiyor olsak bile kendimizi güçlü kılmaya mecburuz. Bugün Türkiyeli mü'minler olarak, ayakta durmayı becerebilsek bu diğer bölgelerin de kurtuluşu demek olacaktır. Bu nedenle öncelikli vazifemiz acılarımıza ve acılılarımıza ağlamak hatta dua etmek değil bulunduğumuz yerde mü'min kıvamına ulaşmak için uğraşmaktır. Bu dua ile olabilir, sadaka ile olabilir, gayretle olabilir ama cihat şuurlu mü'min olmak diye de özetleyebiliriz bu düşünceyi.
Kastettiğiniz Suriye’deki durum ise elbette cihat farzdır, tam anlamı ile farzdır ama kime ne kadar ve nasıl farzdır, bunu bilmek zorundayız. Mesela İstanbul’daki bir gence hangi cihat ve nasıl farzdır? Heyecanlı bir yürüyüşe katılmak mı yoksa başka bir görev mi? Dinimizi izlediğimiz haberlerin etkisinde kalarak yönlendirmeye teşebbüs edemeyiz maazallah. Bu heyecanlı ve ağlatan haberler geçtikten sonra, şimdi oluşturduğumuz kuralları nereye oturtacağız? Cihat kıyamete kadar farzdır. Onu farz eden de Allah Teâlâ’dır. Biz nasıl yönlendirebiliriz bir hükmü maazallah! Araştırdığımız şudur: Bize her bir fert olarak cihadın nasılı ve ne kadarı düşmektedir; bunu da ehli olan âlimler ve başımızdaki liderler belirler. Dünya hayatının sonuna kadar kalması için gelmiş bir ümmetiz. Hantallaşarak ya da katılaşarak kıyamete kadar sürecek bir projeyi günümüze daraltamayız. Bu bizim için vebal olur. Zannederim şimdiki asıl cihadımız, ilim adamlarımızı, ümmetimize kendisini hoca olarak lanse edenleri ‘bari böyle bir zamanda bir araya gelecek kıvama’ davet etmektir. Onlar bir arada olamadığı sürece günlük Suriyeler, Halepler, Musullar kaderimiz olmaya devam edecektir.
Aleykümselam.Sevgili kardeşim, akşam karanlığı bastığında uyumayıp, şu anda gündüz olan filan yerde kardeşlerim savaştadır diyen var mı?
Amerika konusundaki diğer fetvalar
Siyasi içerikli bir söz de olabilir bu, din içerikli de olabilir. Siyaseten dost gibi görmek akide açısından dinden çıkarmaz ama Amerika'nın oluşturduğu yeni şirk düzeninde onu dost gibi görmek dinin temellerini imha edebilir.
İki önemli farkı ortaya koyarak meseleye bakmalıyız. Birincisi şudur: İran başka, Şia başkadır. İran, Şiilerin de yaşadığı Farisî kökleri olan bir devlettir. İran, tarihten gelen devlet politikası ile farklılığını her zaman göstermektedir. Umumiyetle Müslüman olmayan güçlerle masa üzerinde siyaset yapmayı yeğleyen anlayışı yaşatırlar. Müslümanlara ise daha haşin bir siyaseti tercih etmişlerdir. Şiilik ile İran eşit tutulmamalıdır. İkinci fark ise şudur: Şiilik, İslam'ın içinde bir fırka adıdır. İslam'ın merkezine hangi mesafede olursa olsun hiçbir kelimeitevhid sahibi küfür ehli ile aynı çizgide görülemez. Bu iki tespitten sonra sorunuzun cevabı şudur: Biz ümmetimizin menfaatini kollarız. Ümmetimizin geleceğini, İslam'ın istikbalini öne çıkarırız. Bu hususla alakalı durum değerlendirmelerini de ilim adamları ve siyasetçilerimizden oluşan Şura ehli üzerinden yaparız. En azından böyle olması gerekmektedir. Mevcut İran politikalarını da bu zeminde değerlendirdiğimizde, Persçilik illetinin ne yazık ki İran politikalarına hâkim olduğunu ve bunun da İslam olmadığını belirtmemiz gerekmektedir.
Selamünaleyküm. O uzak diyarlara rağmen bak ne kadar yakın duruyormuşuz meğerki! Kerim olan Rabbimden dilerim, o duygularınla seni yaşatsın sonra öldürsün sonra da öyle diriltsin. Volkan gibi bir heyecan dolusun. Demek ki, için gür bir iman dolu. Seni nasıl tebrik etmem? Allah seni heyecanında sabit tutsun, sonunu kazanacağın hızlı bir dönüşüm yaşıyorsun, seni tebrikler ederim. Sakın korkma, çekinme! Mü'min kardeşlerin olarak arkandayız; duamızla, istişaremizle, gönlümüzle senin yanındayız. Bir daha ayrılmamak ve cennet ırmaklarının kenarında beraberce muhteşem günün lezzetini yaşamak üzere beraberiz. Bizi birleştiren, aynı gönül bağıyla kaynaştıran imanımız bunu emretmektedir. Kardeşiz, biriz, beraberiz. Duamız seninledir. Gelecek durumumuzla ilgili şöyle bir takvim izleyebiliriz: 1- İman açısından tam bir dönüş yapmış olalım. Şeytanın bizi bunaltabileceği bir süreci uyanık geçirmeliyiz. Şeytan kısır bir döngüde oyalamasın bizi. Bir kere Allah'ın kapısına yöneldik mi artık o kapı bize açık demektir. Umutsuzluk en büyük tehlikedir. Allah'ın kapısında umutsuzluk yoktur, geçmişle uğraşmak yoktur. Kışı ölü geçiren ağaçların yazda canlandıkları gibi tevbe edip geri gelen Mü'min de canlanır ve çiçekler açar. Böyle inanıp davranmaya mecburuz ki başaralım. 2- Haramlar konusunda hedefimiz sıfır haram olacak. Bir günde sıfır günah olmayabilir ama bir yıl sonra gözle görülür bir değişiklik olmalıdır. Adım adım ama köklü bir şekilde dönüş olsun. 3- Allah'ın emirleri olan farzları bir bir devreye sokalım. Namaz, oruç gibi farzlardan taviz vermeyeceğimiz seviyeye yükselmek için uğraşacağız. 4- Bütün bunlar için en önemli yatırımımız iki değer üzerinden yürüyecek. Bunların birisi çevredir, diğeri de bilgidir. Neyi nasıl yapacağımızı bilecek kadar bilgi şart. Bu bilgimizi uygulayabileceğimiz bir çevre de şarttır. Çöplükte gül olarak açmak zordur. Bütün bunlarda hep beraberiz. Konu konu yazın, her biri için bilgimizi paylaşalım. Dualar ediyorum size. İyi haberlerinizi beklerim. Allah sizi korusun.