Fetva Meclisi
Soru
Kandil geceleri için “Berat Kandiliniz mübarek olsun” veya “Miraç geceniz hayırlı olsun” şeklinde tebrikleşmek ve dua etmek bidat midir, hükmü nedir? Ayrıca, “Diğer günlerde nafile ibadet yapamadığımdan bari bu günlerde gücüm yettiğince ibadet edeyim.” şeklinde düşünmenin ve buna göre amel etmenin dinen sakıncalı bir yönü var mıdır?
Cevap
Benzer fetvalar
Kandil gecesine mahsus bir ibadetin olmadığı doğrudur. Ama sizin, anlamayacakları şeylerde ailenizi, kardeşlerinizi zorlamanız da hoş değil. Daha sabırlı ve daha ikna edici olmanız gerekir. Derdi ve davası olanlar, zamanı ve şartı çok iyi kullanmalıdırlar. Kandil meselesine gelince, o gecelerin, ashab-ı kiramın 'kutladığı' geceler olmaması hasebiyle bid’at olmadığını söyleyebilecek kimse yoktur. Şu var ki, Müslümanlara dinlerini hatırlatmaya fırsat oluşturması bakımından bu geceleri değerlendirmenin yararlı olacağını söyleyenler için kendileri açısından önemli bir malzeme vardır. Size düşen, kalbinizin rahat etmediği işleri yapmamaktır ama dağıtmayın, tartışmayın. Allah'a emanet olun.
Hz. Peygamber (s.a.s.), bazı mübarek gün ve gecelerin değerlendirilmesini tavsiye etmiş (Buhârî, Savm, 6 [1901]; Müslim, Salâtü’l-müsâfirîn, 175 [760]; Beyhakî, Ma‘rifetü’s-sünen ve’l-âsâr, 4/420 [6676]), kendisi de bizzat değerlendirmiştir. (Tirmizî, Savm, 39 [739]; İbn Mâce, İkâmetü's-salavât, 191 [1389]; bk. Nevevî, el-Mecmû’, 5/42-43) Ancak bugün ve gecelere ait özel bir namaz veya ibadet şeklinden bahsetmemiştir. Bu bağlamda mübarek gün ve geceleri, bağışlanma ve hayatımıza çekidüzen vermek için fırsat anı olarak görmemiz gerekmektedir. Dolayısıyla müminler kandil gecelerinde, hayatlarının gidişatını gözden geçirmeli; hata ve günahları için tövbe etmeli, dua ederek, Kur’ân-ı Kerîm okuyup anlamaya çalışarak, kaza veya nâfile namaz kılarak bu fırsatları değerlendirmelidirler. Kandil gecelerinin gündüzlerinde yani geceyi takip eden ertesi günde oruç tutmak müstehaptır. Zira Hz. Peygamber (s.a.s.), “Şaban’ın on beşinci gecesi (yani berat gecesi) olduğunda o gece ibadet ediniz, gündüzünde de oruç tutunuz. Allah o gece güneşin batmasıyla dünya semasına (rahmeti ile) tecelli eder ve fecir doğana kadar şöyle buyurur: ‘Yok mu benden af isteyen onu affedeyim, yok mu benden rızık isteyen ona rızık vereyim, yok mu bir musibete uğrayan ona afiyet vereyim, yok mu isteyen'…” (İbn Mâce, İkâmetü's-salavât, 191 [1388]; bk. Tirmizî, Savm, 39 [739]) buyurmuştur.
Kadir gecesi dışında, ‘gece’ olarak ihya edilmesi, kat’i naslarla sabit ve sarih bir gecenin olmadığı doğrudur. Dilimizde kandil geceleri olarak bilinen geceler, dolaylı yollarla toplanmış delillerle yaşatılmaktadır. Bu hususta şu notları tutabiliriz: 1- Kadir gecesi açık ve sabit delillerle ihya edilmesi istenen bir gecedir. Ancak, kadir gecesinin ihyası bizim abarttığımız şekilde değildir. Gecelerin nasıl ihya edileceği konusunda bir abartı olduğunu söyleyebiliriz. Bu abartı aslında, yirmi yedinci gece diretmesinde de vardır. 2- Diğer gecelerin de Kadir gecesi gibi ihya edilmesi konusundaki teşvik, çok eskilere dayanmaktadır. Ama ilk üç nesilden ciddi bir bilgi akımı yoktur. Şu kadar ki, dış görünüş itibarı ile bu gecelerin canlı tutulmasında dini motifler açısından yarar vardır. ‘Bari bir kaç gecesi gafletten kurtarma’ düşüncesi, o geceler üzerinde yoğunlaşan vaizler ve davetçilerin temel düşüncesidir. Bir de, faziletler ve nafileler konusunda zayıf hadislerle de amel etme ruhsatı bunu teşvik etmektedir. Son zamanlarda: ‘Bırakın insanlar bir iki gece kötülükten uzak kalsın.’ tarzındaki tezler öne sürülmektedir. Öbür taraftan da, bid’atin nesinde hayır olacak ki’ diyenlerin de kendilerine göre kuvvetli tutanakları vardır. 3- Mesela, mirac gecesinin ihya edilmesine dair bir delil açık olarak yoktur. Buna rağmen mirac gecesi neredeyse Kadir gecesi gibi algılanabilmektedir. Ama Kudüs davası, Mescid-i Aksa orada durmakta ve hiçbir mirac gecesi onu geri getirememektedir. Bir çelişki içinde olduğumuz aşikârdir. 4- Bu ve benzeri konular, tartışılmasında Müslümanların hayrı olmayan konulardır. İki taraf da birbirini asırlardan beri ikna edememiştir. Sadece Müslümanlar arasında gereksiz kin ve uzaklaşma sebebi olmaktadır. İyi niyetle yapıldığına inandığımıza göre birbirimize müdahale etmemeliyiz. Herkes, doğru bildiğini diğer mü’min kardeşini rencide etmeden yaşamalıdır. Allah’tan sebat üzere bizi tutmasını niyaz ederiz.
Selamünaleyküm. Dediğiniz doğrudur, kandil gecesi bir oyalanma gecesine dönüştürülebilmektedir. İki noktayı ihmal etmeyelim. Birincisi bu işe, ‘bari bir geceleri kurtulsun’ mantığı ile bakanların bakışı da nihayetinde doğru olabilir. İkincisi de, madem din üzerine eğitim görüyorsunuz şunu unutmayın: Bu denli yaygınlık kazanmış işlerde fevri ve sivri konuşmak uygun olmaz. Bu bir eğitim meselesidir. Eğitim de yılların ve yaygın mekânların işidir. Sabırlı olun, ilim adamı olun. Allah’a emanet olun.
Selamünaleyküm. 1- Yüzde yüz mübarek gece diyebileceğimiz tek gece KADİR GECESİDİR. 2- Kadir gecesi için bile muayyen bir ibadet yoktur. 3- Şu gecenin ibadeti diye ortaya konan ibadetlerin dayanağı yoktur. 4- Asıl olan Müslüman'ın bu tür fırsatları, hayatının bütün için bir değişim sebebi yapmaktır. O değişim yerine, belli bir zaman dilimini belli bir ibadetle geçirmeyi yeterli bulmak bid'attir. Anlatılan budur.
Hayır. Sünnet namazların yeri ile farz namazların yeri aynı değildir. Farz namaz, sadece sevap elde etmek için eda edilen bir ibadet değildir. Farz namazda ana maksat, Allah’ın kesin bir emrini yerine getirmektir. Bu emir yerine getirilirken de sevap elde edilmiş olmaktadır. Sünnet namazlarda ise durum böyle değildir. Sünnet namazlar daha çok sevap kazanmak için kılınmaktadır. Terk edildiğinde sevaptan mahrumiyet söz konusudur. Genel olarak sünnet namazların kılınmasını şu çerçevede değerlendirmemiz uygundur: a- Fıkıhtaki adıyla nafile namazlar (halk dilinde sünnet namazlar ifadesi de aynı anlamındadır) her şeyden önce, Allah adına tavsiyelerde bulunan Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin tavsiye ettiği ibadetlerdendir. Yani nafileler ibadettir. İbadet bizim yaratılış maksadımızdır. Emredilmemiş, tavsiye ve teşvik noktasında tutulmuş olması, Allah’ın kullarına rahmetinden dolayıdır. ‘Emir’ dairesinde olmamaları, değersiz görülmelerine neden değildir. Rabbimiz lütfedip, onları da kılacaksınız dememiştir. Deseydi, namaz yükümüz kat kat olacaktı. Belki de o yükün altında ezilecektik. b- Nafile namazlar, farz namazların öncesinde ve sonrasında kılındığında farzlar için ‘namaza giriş/çıkış’ görüntüsünde oldukları için adeta bir hazırlık ve farzı daha uygun bir ortamda eda etmeye yardımcıdırlar. Bu anlamda, nafileleriyle namaz kılanla, nafilelerden tecrit edilmiş olarak namaz kılan arasında belki gözle görülemeyecek çapta, ama bir fark muhakkak vardır. Ve bu fark namaz kılanın aleyhine bir farktır. c- Farzların önünde ve ardındaki nafilelerin dışında kalan nafilelerde ise durum daha farklıdır. Sadece farz namaz zaviyesinden yirmi dört saati incelerken günü beşe bölebiliriz. Nafile uygulamasıyla beraber bu bölme daha yüksek rakamlarla olur. Namaz gibi huşu gerektiren bir ibadet ciddiyetiyle günün taksim edilmesi ve edilmemesi arasında önemli farklar vardır. Bu fark kulun, günü değerlendirmesine muhakkak yansıyacaktır. d- Nafile namazların ‘Sünnet’ sınıfında anılmaları, ilk anda Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemi çağrıştırmaktadır. Bir namazın, Sünnet adıyla anılması, ihmal edilmesinde sakıncasızlığı çağrıştırıyorsa bu nübüvvet makamına karşı algılama hatasına neden olur. Aslında hiçbir Müslüman bu hatayı kabullenmez. Bu nedenle, kılınmasında ihmalkârlık yapılsa bile, bazı namazların Sünnet adıyla anılmasını, hafife alma nedeni olarak görmek yanlıştır. e- Mümkün olduğu kadar nafile namaz kılmayı hedef olarak benimsemek en doğru olanıdır. Hedef fazlaca kılmak olmalıdır. Ancak nafile namaz kılma hedefi, bir farzın ihmaline, ertelenmesine neden olmamalıdır. Çünkü farzlar, nafilelerden öncedir ve önemlidir. f- Nafile namazlar, Şeriat’ın temel ilkeleri dışına taşamaz. Nafile, kulların da belirleyebileceği kurallar anlamında değildir. Dolayısıyla bid’at olan hiçbir ibadet görüntülü eylemin değeri yoktur. Bunu da bilmek gerekir. Bilhassa, belirli gecelerde ihdas edilen namaz türlerinin ne kadar Sünnet asıllı olduğu titizlikle araştırılmalıdır. Din ilave kabul etmez. En az eksiltme kabul etmediği kadar, ilave de kabul etmez.
bid'at konusundaki diğer fetvalar
Tam istediğini bulmadan ölebilirsin; bulduğunu iyi hâle getirerek yaşamaya çalış.
Müezzinlik, sadece ezan ve ikametle ilgilidir. Ülkemizde uygulanan şekil ise Sünnet'le sabit değildir. İyi görenler bulunduğu için uygulana gelmektir.
Böyle bir tembih yoktur. Ulema arasında hoş görüldüğü için yapılagelmiştir.
Fatiha'nın Kur'an ayetleri olarak okunması elbette mübarektir ama şu iş için şurada okunsun denmesi ancak nasla mümkün olur. O da yoktur. Buna rağmen, Kur'an'dan bir bölümün ihya edilmesi bakımından bir hasene olarak görüle gelmiştir. Camilerdeki toplu tesbihat için de ayın şeyleri söyleyebiliriz. Kökenini karıştırmamız, onun bid'at olmasından daha büyük bir risk getirecekse böyle şeyleri karıştırmamak ama doğru bildiğini yapmak evladır.
Selamünaleyküm. Bid'at, dine ilave yapmaktır ve tehlikelidir. Eğer sizin okuduğunuzu söylediğiniz duayı, yapmak istediğiniz bir dua olarak görüyor ve okuyorsanız, içeriği sakıncalı olmadıkça yapılmasında sakınca olmaz. Ama aynı duayı, 'namazdan sonra ya da filan durumda yapılması gereken dua' hâline getirirseniz bu bir bid'attir, yapılması günah olur. Meseleyi bu şekilde anlayabilirsiniz.
Bid'atleri sayamazsınız. Çünkü bid'at üreyen yenilik demektir, sürekli ürer. Siz Sünnetler nelerdir onlara bakın. Sünnetleri öğrenmek için de Riyazussalihin'i iyi okuyun. İşe onunla başlayın, büyük bir bereket bulursunuz.