İslami Delil
Aramaya dön
Fetva

Fetva Meclisi

Soru

Ehl-i sünnet kime deniyor?

Cevap

Ehlisünnet, din hayatında Peygamber aleyhisselamın sünnetini esas alarak yaşayanlar demektir. Bu da onların bidatlere karşı hassas olmalarından kaynaklanır yoksa hiçbir Müslüman Peygamber aleyhisselamın sünnetine karşı bir tavır aldığını söylemez. Her şeye rağmen mü'minlerle bir arada bulunmayı gaye edindikleri için de isme “cemaat” ilavesi yapılmıştır. Kısaca, EHL-İ SÜNNET VE’L-CEMAAT denmektedir. Bu manada ehlisünnet, yüzde yüz ilk nesillere uymaktadır. Birinci, ikinci ve üçüncü nesil için çok rahat bir şekilde ehlisünnet denir. Daha sonraki nesillerde ise ehlisünnet, yaygın ekoller, akımlar arasında bir ekole dönüşmüştür ne yazık ki. Öyle olmaya çalışanlar şüphesiz kıyamete kadar var olacaktır. Zira İslam odur.
Orijinal kaynak

Benzer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Selamünaleyküm. EHLİSÜNNET, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin izinden gitmenin adıdır. Her Müslümanın iddiası, onun izniden gitmektir ama EHLİSÜNNET farkı, felsefeden ve dış kültürlerden etkilenmeden o izi sürmek üzerine kuruludur. Bu da ashabı kiramı önder kabul etme şeklinde ortaya çıkar. Ehlisünnet içinde de mezhepler vardır, olabilir.

Selamın aleyküm hocam mezhepler ve ehlisünnet vel cemaat arasındaki bağlantı vey
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat ya da kısaca Ehl-i Sünnet tabiri “Hz. Peygamber ile ashabın dinin temel konularında takip ettikleri yolu benimseyenler” manasına gelir. (Yavuz, “Ehl-i Sünnet”, DİA, 10/525) Bilindiği gibi Rabbimizin insanlığa gönderdiği İslâm’ın öğretileri, son vahiy Kur’ân’ın Hz. Muhammed (s.a.s.) tarafından tebliğ ve beyan edilmesiyle vücut bulmuştur. Hz. Peygamber’in Sünneti; Kur’ân’ın beyanı, somut bir açıklaması ve uygulamasıdır. Kur’ân’ın Hz. Peygamber’e itaati emretmesi, ona Kitab’ı beyan görevi vermesi, onun ve beraberindeki müminlerin yolundan ayrılmayı yasaklaması gibi hükümler, Allah Resûlü’nün Sünnetinin Müslümanlar için sürekli bir rehber ve model olmasını zorunlu kılmıştır. Ashâb-ı Kirâm, Resûlullah’a iman edip onunla uzun süre beraber bulunmuş, davranışlarına şahit olmuş, söylediklerini dinlemiş, onun yüce ahlâkını benimsemiş kişilik sahibi, samimi ve fedakâr şahsiyetlerdir. Vahyin inişinin ve tatbikatının canlı tanığı olan Sahâbe-i Kiram, İslâm’ı bizzat Hz. Peygamber’den görmesi, öğrenmesi ve yaşayarak sonraki nesillere aktarması nedeniyle önemli bir yere ve ayrıcalığa sahiptirler. Hz. Osman’ın şehit edilmesinden sonra Müslümanlar arasında siyasî ihtilaflar baş göstermiştir. Hz. Ali ve Hz. Muaviye arasındaki hakem olayından sonra Haricilik, diğer Müslümanları tekfir eder bir nitelikte ortaya çıkmış ve ümmetin büyük kitlesini teşkil eden ana topluluktan (Cemaat, Sevâd-ı azam) ayrılmıştır. Aynı şekilde Hz. Ali ve onun soyundan gelenlerin imâm/halife olmalarını dinî bir emir ve esas olarak telakki eden ve bunu imanın bir şartı olarak görenler de Hz. Ali taraftarları anlamında “Şia” ismiyle ayrı bir grup oluşturmuşlardır. Bütün bu siyasi mücadeleler neticesinde büyük günah işleyenin durumu, kader, imâmet ve yöneticilere itaat gibi meseleler başlıca tartışma konularını oluşturmuştur. Bunun yanında farklı inanç ve kültürlerle karşılaşılması, naslarda yer alan Allah’ın fiilleri ve sıfatları gibi bazı hususların yeniden yorumlanması ihtiyacını doğurmuştur. Bu tür meseleler Mutezile, Müşebbihe ve Mücessime gibi yeni ekollerin ortaya çıkmasına yol açmıştır. Ümmetin büyük kitlesini teşkil eden ana topluluk, Kur’ân’ı ve Hz. Peygamber’in Sünnetini esas almış ve başta Râşit Halifeler olmak üzere Sahâbenin yolunu takip etmiştir. Ümmetin ana gövdesine “Ehl-i Sünnet ve'l-cemaat” adının verilmesinde esas unsur budur. Çünkü diğer gruplar bir veya daha fazla noktada İslâm’ın temel esaslarından olmayan bazı meseleleri inanç esası haline getirmeleri gibi nedenlerle “Cemaat”ten ayrılmışlardır. Mesela Hariciler, büyük günah meselesindeki dışlayıcı itikatlarıyla diğer Müslümanları tekfir etmişler, âyet-i kerimeleri, Kur'ân ve Sünnet bütünlüğü içerisinde bilinen anlamlarından farklı olarak yanlış yorumlamışlardır. Aynı şekilde Şiîler, Hz. Peygamber’den sonra ümmetin dinî ve siyasî liderinin (imâmın) kim olacağı meselesinde konuyla ilgili Kur'ân ve Sünnetin temel tutumunu ve Sahâbenin anlayışını terk edip, bazı âyet ve rivâyetleri kendi görüşleri doğrultusunda zorlama yorumlara tabi tutmuşlardır. Onlar, imâmetin vahiyle bildirilen ve bir inanç esası olarak kabul edilmesi gereken dinî bir hüküm olduğunu iddia etmişler, âyet ve hadisleri de bu yanlış anlayışlarına dayanak yapmışlardır. İşte İslâm’ın anlaşılması ve yaşanmasında Hz. Peygamber’in Sünnetini ve ilk üç nesil Müslüman ümmetin çoğunluğunun (Cemaatin) yolunu takip eden ana kitleye, "Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat" adı verilmesi böyle bir arka plana dayanmaktadır. Tarih boyunca selef-i sâlihînin yolunu takip eden geniş Müslüman kitlelerin mensubu bulunduğu Eşarîlik ve Matüridîlik gibi itikadî mezhepler ile Hanefîlik, Malikîlik, Şafîilik ve Hanbelîlik gibi amelî/fıkhî mezhepler, Ehl-i Sünneti temsil edegelmiştir. Aynı şekilde bu itikadî ve fıkhî anlayışları benimseyen ve şer’î esaslara bağlı kalan tasavvufî yorumlar da Ehl-i Sünnet içerisinde kabul edilmiştir. Dolayısıyla Ehl-i Sünnet tabiri dışlayıcı değil, Kur'ân ve Sünneti anlama ve yorumlamada Sahâbe ve selef-i sâlihînin anlayışını takip eden, açıkça bidat ve dalâlete düşmeyen bütün Müslümanları kapsayıcı bir kavramdır. Ehl-i Sünnetin en önemli ilkelerinden biri, aynı kıbleye yönelen (Ehl-i Kıble) hiçbir Müslümanı İslâm dairesi dışında görmemektir. Zira bidata varan görüşleri nedeniyle, Ehl-i Sünnet ana gövdeden ayrılanlara “Ehl-i bidat” adı verilmiş, ancak bu tekfir gibi ağır bir nitelemeye dönüştürülmemiştir. Ehl-i Sünnete göre bir kimseye Müslüman isminin verilmesi, onun “Ehl-i Kıble” oluşu ve Kelime-i Tevhid’i tasdik etmesiyle ilgilidir. Yani “Lâ ilâhe illallâh Muhammedün Resûlullâh” düstûrunu benimseyen ve dile getiren herkes mümindir. Bu kimse, dinin emir ve yasakları konusunda ihmalkâr davransa da İslâm dışında görülemez ve küfürle itham edilemez. Ehl-i Sünnetin bu konulardaki bazı esasları şöyledir: - Bir fiil veya sözün “küfür” kapsamına girmesiyle, bu tür fiilleri işleyen veya sözleri söyleyen kimse hakkında “kâfir” hükmü verilmesi aynı şey değildir. Dinin zorunlu olarak bilinen esaslarından birisini veya birkaçını inkâr ettiğini kendi irade ve rızasıyla açıkça beyan etmedikçe bir kimsenin kâfir olduğuna hükmedilemez. - Kur’ân âyetlerine getirilen yorum ve tevil, Allah’tan başka bir ilâhın varlığını kabul etme, Allah’ın bazı insanların şahsına hulul ettiğine inanma, Hz. Muhammed’in (s.a.s.) peygamberliğini inkâr etme veya peygamberliğin O'ndan sonra devam ettiğini iddia etme; katî delillerle sabit olan haramları helal sayma ya da şer‘î yükümlülükleri kaldırma gibi dinin zorunlu olarak bilinen hüküm ve esaslarının dışına çıkmadığı veya bunları alay konusu etmediği sürece tekfir sebebi olarak görülmez. Bu itibarla İslâm âlimleri bu hususu, “tenzilin inkârı küfürdür, tevili ise küfür değildir” şeklinde bir ilke haline getirmişlerdir. Bununla beraber günümüzde bazı kişi ve gruplar kendi görüşlerini merkeze alıp bunlara aykırı gördükleri her türlü farklı yorumu Ehl-i Sünnet karşıtı olarak nitelendirmekte ve mahkûm etmektedirler. Bu ve benzeri daraltıcı ve dışlayıcı tutumlar, İslâm tarihi boyunca kuşatıcılığı ve kapsayıcılığı esas alan Ehl-i Sünnet anlayışıyla uyuşmamaktadır. Özellikle günümüzde Ehl-i Sünnet kavramını dinî ve ideolojik bir yaftalamaya dönüştüren bu anlayışlar, ayrımcı ve ötekileştirici bir tavrı öne çıkardığı gibi güncel meydan okumalar karşısında yeni yorum ve çözümlere yönelen tüm arayışları Ehl-i Sünnet dairesinden çıkmakla itham etmektedirler. Müslümanın yapması gereken geçmişten günümüze İslâm’ın ana yolunu temsil eden Ehl-i Sünnet tabirini bu türden dışlayıcı bakış açılarına kurban etmemesi ve bu kavramı ideolojik bir yaftalamaya alet etmemesidir. Bu itibarla Ehl-i Sünnet yaklaşımı, yukarıda belirtilen çerçevede bütün Müslümanları kucaklayan ve ötekileştirmeden İslâm’ın kardeşlik inancını pekiştiren bir anlayıştır.

Ehl-i Sünnet ve’l Cemaat hakkında bilgi verir misiniz?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Peygamber aleyhisselam efendimizin sünneti ile alakalı net bir bilgimiz yoktur. • Sünnetli doğduğu, • Cebrail aleyhisselamın onu sünnet ettiği, • Dedesinin sünnet ettirdiği şeklinde farklı bilgiler vardır. Bu bilgiler arasında ise kesin denebilecek bilgi yoktur. Sünnet olmak farz değildir ama Müslümanlık simgelerindendir. Kasten yapılmamasını dine karşı bir çıkış gibi anlamak mümkündür.

Hocam Peygamber efendimiz sünnet olmuş mudur? Bir de sünnet farz mıdır? Sünnet o
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Selamünaleyküm. Hayır, ehlisünnet olmamak küfür değildir. Ehlisünnet olmak, en güvenli yoldan cennete ulaşma gayretidir. Dolaylı yollarla da cennete ulaşmak zor da olsa mümkün olabilir.

Bir kişinin Allah’tan başka ilah olmadığına ve Efendimiz a.s in Allah'ın Resulu
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Aleykümselam. Sünnet, İbrahim aleyhisselamdan bu yana bütün iman edenlerin şiarıdır. Bu ümmetin de ümmet olarak yolu yöntemidir. Bu sebeple terk edilmesini yoldan sapma belirtisi olarak görürüz.

Selamünaleyküm. Hocam, İslam'da erkek çocuklarımızı sünnet ettirmenin hükmü nedi
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Öyle bir hasta ile yaşanmaz şeklinde bir doktor raporu alırsanız boşanmanızda sakınca olmaz. Doktor öyle bir rapor vermedikçe sizin böyle düşünmeniz şeytana alet olmanız olur. Anlaşılan bunu bir takıntıya dönüştürme ihtimaliniz var. İbadetlerinizi arttırarak kendinizi boşlukta kalmaktan kurtarın. Allah yardımcınız olsun.

Hocam ben 5 yıllık evliyim. Eşimle ilk tanıştığımızda onun epilepsi hastası oldu

cemaat konusundaki diğer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Yılmaya gerek yoktur. Sadece senin köyün değil her yer öyle veya ondan da beter. Orada sana hürmetleri varsa sen bari ona şükret. Genel bir dini eriyiş içindeyiz ne yazık ki. Bunu da dert eden yoktur. Sen devam et. Bu dönemi de yoğun Kur'an okumaları ile geçir. Mesela her on günde bir hatim indir. Hafız değil isen Bakara suresini ezberleyerek mini bir hafızlık yoluna gir. Hafız isen hadis ezberle. Oradan beş yüz hadis ezberleyerek ayrılmaya azimli ol. Kitaplar oku. Mesela bir ilmihal kitabının uzmanı ol adeta. Ve oradan kitlesel bir dönüş yerine “bir kişi de olsa” namazla buluşturduğun bir insan bırakarak ayrılma planı yap. Asla yılma. Senin durumunda nice peygamberler oldu. Daha da fena durumda idiler. Allah yardımcın olsun. İyi haberlerini beklerim.

Hocam ben köyde görev yapmakta olduğum için cemaatim yok denecek kadar az. Hatta
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Pek güzel ediyorsunuz, Allah yardımcınız olsun. Bu nedenle cami cemaatine gitmemenizde sakınca olmaz. Biiznillah alışınca siz de camiye yönelirsiniz. Mübarek olsun.

Selamünaleyküm Hocam Eşimi namaza alıştırmaya çalışıyorum, beraber cemaat yapıy
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Müslüman KÂ’BE yönündedir, onun tarafındadır. Başka bir tarafta olması da şart olmaz. Sizin gibi gurbet ortamı yaşayan Müslümanlar, grupların her birinden istifade etmelidirler. Bir yerde Kur'an öğretiliyorsa oradan onu alırsın. Öbür tarafta ilmihal öğretiliyorsa oradan da onu alırsın. Camiye de gidip namazını kılarsın. Gittiğin yerlerden biri sana, ‘başka yere gitmeyeceksin’ derse anlarsın ki o sözü söyleyenler samimi değiller, mü'minleri kardeş olarak görmeyi beceremiyorlar, onlardan uzak durursun. Allah yardımcın olursun.

Selamunaleykum hocam, benim hep arada kaldığım bir konu var. Hocam ben hiç bir c
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Alternatifini bulmadıkça bunu aşırı düşünüyorsunuz, alternatifi de yok ne yazık ki.

Hocam cemaatlerin yanlış tutumları ve bazılarının itikat sorunlarından dolayı çe
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

‘Aynı Cemaatten’ evlenmeyi menedecek bir gerekçe yoktur. Dinimizin böyle bir yasağı da yoktur. Kastımız şudur: A cemaatinde veya medresesinden biri ‘aynı ekolden’ biriyle evlenmeyi evliliğin mutlu olması için garanti belgesi gibi görmesini yanlış buluruz. Aynı medresede olmak aynı kafada olmak veya uyumlu olmaya uygun olmak anlamına gelmemektedir. Anlatmak istediğimiz budur.

Hocam, bir sohbetinizi dinledim aynı cemaatten ya da aynı kuruluştan kişilerle e
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Bir kere bunun kasıtla veya önemsememekten dolayı yapılması gerekir ki namaz bozulsun. Ayrıca o tür uzatmalarda da belli bir oran var. Bu oran öyle hemen dikkat çekebilecek kadar küçük değildir. Bunu sorun etmenize gerek olmadığını zannediyoruz. Bu yüzden cemaati terk etmeyin.

Namaza başlarken ve secdeye gidilirken söylenen Allahuekber kelimesini uzatarak

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.