Fetva Meclisi
Soru
“KIYAMET GÜNÜ MALI ÇOK OLANIN HESABI DA ÇOK OLUR.” sözü hadis midir?
Cevap
Benzer fetvalar
Bunu ifade eden sahih hadis vardır. Farzlarında eksiklik bulunanların nafilelerinden alınıp onların yerine konacaktır. Ancak hangi nafileden ne kadar konacak gibi bir bilgimiz yoktur.
Şöyle anlayabilirsiniz: Kıyametten önce bütün dünya üzerinde bir İslam hâkimiyeti olacaktır. Hilafet yeniden ihya olacaktır. Bu ise sonsuz olmayacak. Bozulmadan sonra ise kıyamet kopacaktır.
Haram koymak, helali belirlemek sadece Allah'ın hakkıdır. Fukahanın yaptığı haramlığı belli olan bir şeye benzeyen diğer haramları ortaya çıkarmaktır. Sigara hakkında haram demek için elimizde bir nas yani ayet veya hadis yoktur. Elimizde neyin haram olacağını belirleyen ölçüler vardır. O ölçülere uyunca da sigara veya filanca şey haramdır deniyor. Eğer piyasadaki yüzlerce şey o ilkeler açısından aynı durumda ise onlar da haramdır elbette. Şunu da tespit etmemiz gerekir: Normal günlük konuşmalarımızdaki sözlerimizin bile hesabını vereceğiz. Helal ve haram gibi bir konudaki her sözümüz yarın hesabını vereceğimiz bir sözdür. Bu tür hükümleri fukahaya bırakmak gerekir. Herkes ehli olduğu işi yapmalıdır. Bu ümmetin tertip düzeni fukahanın çalışması ile ortaya çıkmıştır. Onların alanına girmemiz sakıncalı olur, kendi kuyumuzu kazmış olabiliriz.
Peygamber aleyhisselam efendimiz, dünya ve ahiretimiz için gerekli bütün bilgileri bize aktararak bu dünyadan gitmiştir. Onun bize aktardığı bilgiler arasında kıyamete kadar olacak olağan dışı bazı olaylar da bulunmaktadır. Bu aktardığı bilgilerin bir kısmı herkesin çıplak gözle bile görebileceği kadar açık konular, bazıları da derin bilgi gerektirecek konulardır. Sözünü ettiğimiz bu derin konuları ele alırken şu noktalara dikkat edilmesi gerekmektedir: Peygamber aleyhisselam efendimizden bize ulaşan bilgilerin sahih olanı ve olmayanı vardır. Sahih, ona ait olduğunda şüphe bulunmayan demektir. Bu bilgilerin önce sahih olup olmadığına bakılır. Özellikle sahih olmayan hadislerin sıradan insanlara aktarılıp zihinlerinin karışmasına ve umutsuz kalmalarına neden olmak yanlıştır. Hadisler bize Arapça dili ile taşınmıştır. Hadisleri anlarken iyi bir Arapça bilmeyenin iyi anlaması mümkün değildir. Hadislerde geçen konuları “işte şu olay/işte şu kişi/işte şu mekân” şeklinde muayyen bir noktaya tahsis etmek isabetli olmayabilir. Dünyanın ne kadar daha ömrü varsa bu hadisler o zamanlar için de geçerlidir ve bizim büyük, dehşet diye yorumladığımız nice olay belki de gelecek zamanlar içinde basit kalacaktır. Bu ihtimal unutulmamalıdır. Hadislerde anlatılan ağır olaylar Müslümanların umutsuz kalmalarını ve bir kenara çekilmelerini gerektirmemektedir. Müslüman için kural şudur: Her şeye rağmen Müslümanca hayatı devam ettirmek, kıyamete birkaç dakika bile kalsa elindeki fidanı dikmek. Bu ciddiyet ve önemseme ile bakılmadığında bu hadisler üzerinden Resûlullah sallallahu aleyhi ve selleme söylemediğini veya kastetmediğini söyletmiş oluruz. Allah muhafaza buyursun. Bu da Müslümanları yarın Rablerinin huzurunda mahcup olacakları evhama, vesveselere ve hatalı uygulamalara sevk edebilir. İnsanlara zulmetme, belli yerleri uğursuz görme, zaman ve umut israfına neden olma gibi sonuçlar da muhtemel olur.
Kenzulummal, bilinen bir kaynaktır ama her bilgisi sahih değildir. Bu hadise gelince, fakirlik korkusu imanla alakalı bir meseledir. Mü'minin Allah'a tevekkülü sıkıntılı ise bu hadise gerek kalmadan sıkıntı kendini gösterir. Hayır, sadece bu hadisi ele almak istiyorsanız evet, yaygın kitaplar arasında değildir bu hadis.
Din, bizim için dünya ve ahiret saadetidir. Dinin değerlerini ve ölçülerini Allah koyar, Peygamber aleyhisselam koyar. Bu da ancak sabit ve sahih bilgilerle olur. Bu bilginin niteliği hakkında sahih bir malumatımız yoktur. Buna gerek de yoktur.
fakir konusundaki diğer fetvalar
Fakiri, zengin olmayan olarak anlamalıyız. Fakir, hiçbir şeyi olmayan aç ve açık kimse olması gerekmez. Elbette zekât veya sadaka verirken fakirler arasında da daha elzem ve daha müstahak gibi tasnifimiz olacaktır ama genel olarak fakirin kimliğini belirleyen şu noktaları tespit edebiliriz: Fakirlik standardını yaşanılan toplum ve zamana göre belirlemek gerekir. Bir zamanların zengin sayılanları teknoloji zamanında fakir düzeyine inmiş olabilir. Toplumun kullandığı ve tükettiği eşyanın niteliği bu etkiyi oluşturabilir. Kişinin giyim ihtiyacı meşrudur. Bir yaz için bir de kış için giyiminin bulunması meşru bir ihtiyaçtır. Gıda ihtiyacının doyup beslenecek düzeyde olması meşru bir ihtiyaçtır. Bu konuda da yaşanılan toplum dikkate alınmalıdır. Örnek olarak muz, dünyanın pek çok yerinde lüks bir gıda sayılırken üretildiği ana merkez durumundaki Afrika’da sıradan ve belki de doyurmayan bir gıdadır. Yörenin yaygın tüketimi ve kişinin özel tüketimi için gerekli gıda bir ihtiyaçtır. Mesken ve meskenin iç donanımı, bu zamana göre gaz, su ve elektrik ihtiyacı meşrudur. Buna göre de evine elektrik bağlayamamış olmak bir eksikliktir. Yatmak ve oturmak için asgari bir mefruşat ihtiyacı meşrudur. Yaşadığımız zamanda mesela çamaşır makinesi için lüks bir ihtiyaç diyemeyiz ama çamaşır makinesinin lüksü için gereksiz diyebiliriz. Evde bulundurulan eşya için genel olarak bu kuralı kullanabiliriz. Binek ihtiyacı meşru bir ihtiyaçtır. Zamanımızda toplu taşıma araçlarının kullanılması bu ihtiyacı karşılayabilir. Bu nedenle binek açısından fakirlikten söz edebilmek için yaşadığı şehirdeki toplu taşıma araçlarını kullanamama durumunda olmak dememiz mümkündür. Temel kültür için gerekli kitaplar ve kitap durumundaki araçlar meşru bir ihtiyaçtır. Kişinin iş yapabilmesi için gerekli alet ve malzeme mesela bakkalın tezgâhı, buzdolabı meşru bir ihtiyaçtır. İletişim için zorunlu duruma gelen araçlar (telefon/bilgisayar) meşru bir ihtiyaç olarak kabul edilmelidir. Şüphesiz sözü edilen bu araçların ne kadar zorunlu ne kadar lükse kaçmış olduğu kişiye göre belirlenecektir. Basit bir cep telefonu ile pahalı bir cep telefonu arasındaki fark meşrulukla ilgili çizgiyi belirleyebilir. Özel ve pahalı tedavi gerektiren bir hastanın kendisi veya öyle bir hastaya bakan velisi zekât açısından meşru bir ihtiyaç sahibi kabul edilebilir. Zorunlu eğitimi (kendisi veya bakmakla yükümlü olduklarından biri için) karşılayabilecek durumu olmayan birisinin ihtiyacı meşru bir ihtiyaçtır. Zekât verilecek fakirle ilgili belirlenmiş bulunan NİSAB MİKTARI MALI OLMAYAN KİŞİ ifadesini yaşadığımız zaman için böyle anlamamızda bir sakınca yoktur. Buna rağmen insanların israf ve lüks tüketimini de dikkat edilmesi gereken bir ayrıntı olarak göreceğiz elbette. Fakirliğin iliklere kadar sızdığı bir evle, israftan ötürü fakir kalan bir ev arasında muhakkak ayrım yapılacaktır.
Fakirin onu gösterip gerekli miktar kadar yemek yiyebileceği veya marketten gıda satın alabileceği kart ile kefaret verilmiş olur.
Gerekenden fazla verilmiş zekâtın fazla olan kısmı verenin sadakası olur biiznillah. Fakire temlik edildikten sonra da geri istenmez. Bir sonraki yılın zekâtı olarak önceden fazla verilmiş miktardan kesmek caiz olmaz çünkü zekât bir ibadettir. Her seferinde tıpkı her vaktin namazı gibi yeni bir niyetle yerine getirilir. Bu yıl zekât verecek olan verirken niyet eder de verir. Niyetsiz hiçbir ibadet muteber olmaz. Dolayısıyla önceki yıldan artanı daha sonra gelecek yıla saymak mümkün değildir.
Yeminini bozan on fakiri yedirir veya giydirir, bunları yapmayacak durumda ise üç gün oruç tutar.
Zekât, fakir Müslüman’a verilen malın adıdır. Cami ise bir kişi değildir. Dolayısıyla camiye şu veya bu şekilde fakirin hakkı olan zekât verilemez.
Kefaret yemin veya diğerlerinde rakam olarak kaç belirlendi ise o kadar kimseye veya bir kimseye o kadar gün ayrı ayrı verilmesi gerekir. Mesela on fakir olarak belirlenen yemin kefareti on ayrı fakire verilir ya da bir fakire verilmesi gerekiyorsa ona her gün birer fitre/fidye olarak verilir.