Fetva Meclisi
Soru
Hakkında ayet veya hadis olmayan konularda kıyas yaparak ‘haramdır’ demek ne kadar doğru? Örneğin, sigaraya haram dersek, aynı kıyasla piyasadaki neredeyse bütün meşrubatlara, içinde zararlı kimyasal olan hazır yiyeceklere kadar birçok şeye de haram diyebiliriz. ‘Allah'ın helal kıldığını haram saymayın, aşırıya da gitmeyin.’ (Maide suresi 87. ayet) Bu ayetle bu konu arasındaki dengeyi nasıl sağlayacağız? Ben bahsi geçen nitelikteki şeylere ve işlere haram dememekle birlikte onlardan harammış gibi kaçınmaya çalışıyorum, acaba aşırıya mı gidiyorum?
Cevap
Benzer fetvalar
Bir işe HARAM denmesinin anlamı şudur: Allah o işi kuluna yasak etmektedir ve kul o işi yaparsa ona azap edecektir. Yapıldığında da muhakkak tevbe edilip terk edilmesi sürekli bir emir olarak beklemektedir. Haram denen şeyin halkça izahı budur. Böyle bir hükmü/kararı ancak Allah Teâlâ verebilir. Bir insan âlim bile olsa bu kararı veremez. Hiçbir âlim de böyle bir yetki sahibi olduğunu söylememiştir, söyleyemez de. Bizim Müslümanlar olarak HARAM diye bildiğimiz şeyler şu şekilde belirlenmiştir: a- Bizzat Allah Teâlâ Kur'an’da onu haram olarak bize bildirmiştir. b- Peygamber aleyhisselam efendimiz bize ‘Allah bunu haram etti’ demiştir. c- Ashab-ı kiramdan bize bu konuda açık bir hüküm/bilgi gelmiştir. Biz de onlar dini bizden daha iyi biliyorlar diye onlara uymuşuzdur. d- Bu üç kaynağın dışındaki haram olarak bildiğimiz şeylerde ise ehliyeti olan alimler, o haram denen işe bakarak: ‘Bu konuda Kur'an ve hadiste bilgi yok, yeni bir konudur bu ama Kur'an veya hadiste bulunan filan konuya benzemektedir bu, buna göre de haram olması gerekir’ demişlerdir. Örnek olarak da şunu benzetebiliriz: Peygamber aleyhisselam zamanında üzüm ve hurma ile yapılan şarap haram kılınmıştı. Haram kılınmadaki gerekçe de uyuşturma üzerine kurulu idi. Bugün elmadan aynı nitelikte bir şarap yapıldığında alimler ona da haram derler. Zira gerekçe üzerinden bakılınca sonuç aynı olur yani uyuşturur/sarhoş eder, hükmü de aynı olur. Yoksa âlimlerin bir şeye haram/helal deme hakkı yoktur. Durumun özeti böyledir.
Haklısınız, haramlar helalleri kuşatmış durumdadır. Kimin nasıl kazandığı ve ne yediği bilinmez olmuştur. Daha da vahimi artık helal kazanmak neredeyse mümkün değil diye inanılır olmuştur. Allah Teâlâ akıbetimizi hayır kılsın. Size bu hususta şunları tavsiye edebiliriz: Biz ve çocuklarımız açısından daha korumalı ve daha takvaya yakın olanı tercih etmeyi ilke edineceğiz. Zamana ve ortama kapılmamayı prensip edineceğiz. Yine de bunun bir imtihan olduğunu, istememekle haramdan yüzde yüz kaçınamayabileceğimizi de bilecek ve buna göre planlamalarımız olacak. Çocuklarımızın haram/helal idrakinin zayıf kalmasına karşı tedbirli olacağız. Yine de kaş yaparken göz çıkarmak gibi bir sonucun oluşmaması için denge siyasetini ihmal edemeyiz. Neticede biz bir toplumun parçasıyız ve gidebileceğimiz bir yer de yoktur. Bu toplumun içinde dinimizden taviz vermeden yaşayacağız. Kışa rağmen üşütmeden yaşamaya çalışmak gibi bir durumdur bu. Kazancında helallik sorunu bulunanlardan uzak kalmak isabetli olandır ancak özellikle Hanefi fukahasının bu husustaki çizgisinin KAZANCININ BÜTÜNÜ HARAM OLANLA, KAZANCINDA HARAM OLANIN AYNI TUTULMAYACAĞI ilkesi önemlidir. Yüzde yüz haram kazanıp yiyen birine mesafe koyacağız. Onun yemeğini yemeyecek, hediyesini almayacağız. Kazancına haram karışan için ise şu kural geçerlidir: Kazanılma yöntemi itibariyle haram olan bir şey kazanan için direkt haramdır ama ikinci kişi için o şekilde haram değildir. Örneklendirecek olursak, domuz her türlü herkese haramdır ama hileli bir ticaretten para kazananın kazandığı kendisine haram ikinci kişilere mesela misafirlerine haram değildir. Böyle bir planlama ile kendimizi korumaya devam edelim. Allah yardımcımız olsun. Âmîn.
Değerli kardeşim: Biz bir ümmetiz; iyilerimiz ve kötülerimiz, çalışkanlarımız ve tembellerimiz, sadıklarımız ve hainlerimiz hep bir arada ümmetiz. Hayal üzerinden değil, gerçekler üzerinden yaşamak zorundayız. Sizin şikâyet ettiğiniz durumu bir camide de bulabilirsiniz. Camiyi mi terk edeceksiniz? Madem biz bir ümmetiz, bir arada olmaya mecburuz. O zaman bir arada olmanın gerektirdiği zorunluluklara da katlanacağız. Her terslik gören bırakıp giderse ne olur ümmetimizin hâli? Şöyle yapmanızı tavsiye ederim: Ortada açık bir haram varsa hiç tereddüt etmeyin; hemen ikaz edin. Düzelirse ne ala, düzelmez ve haram devam ederse terk edin. Bir gün bile beklemeyin. Ortadaki haram değil de hata denebilecek şeyler ise siz yine ikaz edin, doğru bildiğinizi söyleyin. Düzelirse ne güzel, düzelmezse iki seçenekten birini uygulayacaksınız: Söz konusu yanlış, ciddi bir zarar ve vebal oluşturacak noktaya kayıyorsa siz oradan uzaklaştırılma veya pasifiz edilme pahasına da olsa yanlışı yapmayın, yapılmasına izin vermeyin. Bu düzeyde değilse vebali onlara ait olacak şekilde işinize devam edin. Gerektiğinde şerh koymayı bilin. Fitneci ve her şeye itiraz eder duruma düşmeden gördüğünüz yanlışı düzeltebileceğini zannettiklerinle konuş, toplantılarda konuş. Faydası olmasa bile sen vebale iştirak etmemiş olursun. Yalnız ikaz etmek dedikodu üretmek veya iştirakçisi olmak değildir. Hatalı gördüğün alanın dışındaki işlerde bir aksatma veya gevşeklik yapmamalısın. Neticede siz kişilerle değil hata ile uğraşıyorsunuz. Yayacağınız sözlerin ve ortaya koyacağınız tavırların bir vakıftaki hatayı düzeltme amacı ile başladıktan sonra ümmetinize, yarınlardaki Müslümanlığa ne kaybettirebilir olduğunu da düşünmeniz gerekir. Düzeltmeye çalışırken yaralamaya sebep olmamalısınız. Şunu unutmayınız: Namaz, dinimizin direği, Müslümanlığımızın göstergesidir. Camide cemaatle kılınan namaz ise bunun yirmi beş katı daha değerlisidir. Bir camide mesela bir Cuma namazı bir Müslüman için dini ve hayatı demektir. O namazı kıldıran ise bu oranda büyük bir konumda durmaktadır. Bütün bu büyük gerçeğe rağmen dinimiz, “kötü adam” nitelikli birinin arkasında kılınıyor olsa bile camiyi/cemaati/namazı/bir arada olmayı terk etmememizi emretmektedir. Her şeye rağmen, her duruma rağmen… Çünkü biz ümmetiz, meleklerden oluşmuyoruz, insanlardan oluşuyoruz. Böyle başladık böyle devam edeceğiz. Bizden öncekiler böyle kazandılar biz de böyle kazanacağız biiznillah.
Evet, aklı olan herkesi hayretler içinde bırakacak, uykusunu kaçıracak ağır bir felaket yaşıyoruz. Allah'ın mülkünde aciz kullar olmanın en net tablosunu oluşturduk. Böyle büyük bir felakette kalbi olan herkes sıkıntı çeker. Hiçbir şey yokmuş gibi olmak mümkün değildir. Sabretmek nedir bunu da anlamış olacağız. Böyle bir durumda psikolojimizin ayakta duramayacak hale gelmemesi için şu hususlara önem vermeliyiz: a- Olayın nedeni, niçinleri gibi ayrıntılarına ve bilimsel boyutlu yorumlarına girmemeliyiz. Bilimsel yorumları ehline bırakmak doğru olandır. Gereksiz zihin meşguliyeti oluşturur, korkuyu artırabilir. b- Bölgede sayısını Allah'tan başkasının bilemeyeceği kadar insan kardeşimiz ya öldü, ya da ölümün kovaladığı zor anlar yaşıyor. Hastalık, soğuk, açlık ve çaresizlik içinde kıvranıyor. Elimizden ne geliyorsa profesyonel yollarla onlara ulaşmalıyız. Bir ekmek, bir bardak su bile olsa bir şeyler yapmaya çalışmalıyız. Bizim desteğimiz kimseyi kurtarmasa da bizi vicdan azabından kurtarır. c- Bu olay bize dünyanın niteliğini ve faniliğini iyice izah eden bir ders olmalıdır. “Dünya budur, böyledir” diyebilmeliyiz. Bir matem ortamı oluşturup kenara çekilmek şeklinde olmayan dersler çıkarmalıyız bu olaydan. Dünyanın dost ayırmadığını ama onu iyi kullananı seçtiğini anlamalıyız. Boş “keşkeler” yerine ciddi değerlendirmeler yapmalıyız. Siyaset başta olmak üzere özel menfaatlerimizi bu afetin ve sonuçlarının önüne geçirmemeliyiz. d- Şeytan, bizi içten çökertmek için bu musibeti kullanabilir. Ona alet olmamak için ne gerekiyorsa ihmal etmeyeceğiz. Günlük ibadetlerimizi aksatmamak en başta yapmamız gerekendir. Muhakkak bir zikir programımız olmalıdır. Günde yüz defa şu zikir, yüz defa bu zikir gibi bir plan yapmalıyız. Çokça Kur'an okumak bir çaredir. Özellikle de bu dönemde KEHF suresini sık sık sesli bir şekilde okumalıyız. e- Aile içi ilişkilerimiz, arkadaş çevremiz, akrabalarımız bir nevi ciğerlerimiz gibi etkilidir. Birbirimizi incitmemeye, zaten gergin olan ortamımızı biraz olsun muhabbetle kollamaya önem vermeliyiz. Bu dönemde bari birbirimize daha müsamahalı, görmezden gelmeye çalışır olmalıyız. f- Bu tür musibetler anında iki yoldan birinden gitmek kaderimizdir. Birincisi: Derdimizi konuşup bir kenarda mızmız ederek vakit geçiririz. Elimizden dünya da gider ahiret de. Bu açıkça felaket üstüne felaket olur. İkincisi ise başımıza gelen felaketten sonra her şeyden önce o felaketten maddi manevi ibretler çıkarırız. Elimizden gelen her türlü çareyi kullanırız. Yeni bir hayat ve yeni bir huzur arayışı içinde oluruz. Sonra da Rabbimize sığınır ve dualar ederiz. Bu da bizim dünyamızı huzur olarak kazanmamız ve ahirette ecir sahibi olmamız anlamına gelir. Bu ikinci yolu tercih etmemiz gerekiyor. Dinimiz bunu emreder, akıl da bunu gösterir. Allah yardımcımız olsun.
Haram günah, isyan, yasak, çirkinlik, seyyie, fahişe, sakınca, yasak gibi kelimelerle ifade edilebilir. Haram, Allah’ın yasak ettiği şey demektir ama haramdan harama derecelendirme farkı da vardır. Kumar da bir haramdır insan öldürmek de bir haramdır. İkisi arasında ise büyük bir fark vardır. Haramlar hakkındaki bu bilgiyi kısaca şöyle derleyebiliriz: Bir şeyin bizzat kendisi haram olabileceği gibi dolaylı bir nedenle de haram olabilir. Mesela çalınarak elde edilen bir ekmek aslında haram bir şey değildir aksine helaldir ama elde edilme yöntemi itibariyle haramdır deriz. Öte yandan alkol, helal para ile bile alınmış olsa aslı haram olduğu için ona bizzat haram deriz. Neticede ikisi de haramdır ama haramlık vasıfları farklıdır. Dinimiz haramlar arasında bir sıralama yapmıştır. Günah ve büyük günah tasnifi yapmıştır. Allah’a şirk koşmak en büyük günahtır. İnsan öldürmek, zina ve faiz onun ardından gelir. Peygamber aleyhisselam efendimiz, “yedi büyük” günah diye bir tasnif yapmıştır. Kişinin niyetine, tavrına, konumuna, tepkisine göre haramlar farklılık gösterebilir. Örnek olarak şunlara bakabiliriz: Namazı kasten terk edenle tembellikten terk edenin günahları aynı değildir. Zekâtı cimrilikten vermeyenle zekâtı benimseyemediği için vermeyenin akıbeti aynı değildir. Aç kaldığı için çalanla çalmayı meslek edindiği için çalan aynı değildir. Akraba ile zina etmekle dışarıdaki ile zina etmek ikisi de çirkin bir haram olsa da aynı değildir. Cana kıymak ile hakaret etmek aynı değildir. Ramazan ayında oruç yemekle Ramazan dışında oruç yemek aynı değildir. Mekke hareminde haram işlemekle başka yerde işlemek aynı değildir. Haramı insanların gözü önünde işlemekle gizli işlemek ikisi de haram olsa da aynı değildir. Günahlara ve haramlara karşı hassasiyetin gitgide azaldığı bir dünyada böyle bir sıralama anlamını yitiriyor olsa da gerçek böyledir.
Bu sözler doğru ama yerli yerinde söylenmemiş sözler olabilir. İlahiyat veya başka bir bölümde erkek ya da kadın olarak okunmaz diye bir kural yoktur. Kural şudur: Mü'min kendisini bile bile harama itmez, haram ortamında tutmaz. Bu kural değil fakülte, cami için bile geçerlidir. Bir kimse kendisini ne kadar haramdan uzak tutabileceğine bakarak bu konularda karar vermelidir. Bir harama ya da cehennemde bir saniye kalmaya değebilecek bir fakülte bu kâinatta kurulmamıştır ve kurulamayacaktır. İkinci olarak da şunu açık yüreklilikle düşünmeliyiz: Herkes, İslam'a hizmet etme, diplomayı din için kullanma gibi bir sloganla bu işe giriyor ama diploması olan bu sözleri yastık altına atıyor. Öyle başlayıp başka amaçlarla bitirmek hiç hoş değil. Bile bile kendimizi aldatıyoruz sadece. Ne kadar samimiyiz, bunu da ölçelim. Rabbim yardımcımız olsun.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Özellikle mum yakmanın bir sakıncası yoktur. Yakılan mum filan dinin uygulamalarından birini taklide benziyorsa sakıncası olur. Bunun haricinde sakınca olmaz.
İnsanlığın huzuru için konmuş kurallara dikkat etmek gerekir. Bu kuralların bozulması, bozulmasına yardım caiz olmaz.
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin saçına ve sakalına baktığı ve yağladığı hakkında bilgimiz vardır. Kullandığı yağ çeşidi hakkındaki bilgimiz ise net değildir. Büyük ihtimalle zeytinyağı olduğu üzerinde yoğun bir kanaat vardır. Zira zeytinyağını övmüştü. Sizin zikrettiğiniz yağlama gibi kerih bir görüntü verecek yağlama olduğunu söylememiz için zeytinyağı ile yıkama yapılıyor gibi olması gerekir. Nezakete dikkat eden bir şahsiyetin sahibi olarak Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin o şekilde bir yağlama yapmayacağı açıktır. Nasıl olduğunu tam olarak bilmediğimize göre endişe edecek bir durum da yok demektir.
Uçak yolculuğu için bilet almak, bir sözleşme yapmaktır. Bu sözleşme gereği iki taraf yükümlülükler almaktadır. Sizin hile ile sözleşmenin şartlarından birini delmeniz caiz olmaz. Mü'min sözünün eri insandır. Müsamaha edilen bir durum olursa onu kullanabilirsiniz.
Dayınız için yapabileceğiniz en iyi şey onun için dua etmektir. Namazlardan sonra onun adına dua edin ki Allah Teâlâ kalbini yumuşatsın. İnatlaştırmadan, adım adım yanaşmaya çalışın ona. Sözlerin hemen tesir etmesini beklemeyin. Adeta on yıl sonra faydası olacağını bile bile konuşun. Israrcı olmayın ki nefret etmesin. Kalpler Allah’ın elindedir. O dilerse açılır, dilerse kapanır.
Yatıp uyumanın doğru olmayacağını bilmelisiniz. İnsanın yirmi altı saat gözünü kırpmadan duramayacağını da her işveren bilir. Arada bir kestirme veya dinlenme gibi durumu normal görebiliriz.