Fetva Meclisi
Soru
Hocam, bir konu hakkında ayet ve hadislerde haram ifadesi geçmiyorsa alimlerin haram deme yetkisi var mıdır? Bir şeyin haram olması neye göre belirlenir?
Cevap
Benzer fetvalar
Bu sözler doğru ama yerli yerinde söylenmemiş sözler olabilir. İlahiyat veya başka bir bölümde erkek ya da kadın olarak okunmaz diye bir kural yoktur. Kural şudur: Mü'min kendisini bile bile harama itmez, haram ortamında tutmaz. Bu kural değil fakülte, cami için bile geçerlidir. Bir kimse kendisini ne kadar haramdan uzak tutabileceğine bakarak bu konularda karar vermelidir. Bir harama ya da cehennemde bir saniye kalmaya değebilecek bir fakülte bu kâinatta kurulmamıştır ve kurulamayacaktır. İkinci olarak da şunu açık yüreklilikle düşünmeliyiz: Herkes, İslam'a hizmet etme, diplomayı din için kullanma gibi bir sloganla bu işe giriyor ama diploması olan bu sözleri yastık altına atıyor. Öyle başlayıp başka amaçlarla bitirmek hiç hoş değil. Bile bile kendimizi aldatıyoruz sadece. Ne kadar samimiyiz, bunu da ölçelim. Rabbim yardımcımız olsun.
Haram koymak, helali belirlemek sadece Allah'ın hakkıdır. Fukahanın yaptığı haramlığı belli olan bir şeye benzeyen diğer haramları ortaya çıkarmaktır. Sigara hakkında haram demek için elimizde bir nas yani ayet veya hadis yoktur. Elimizde neyin haram olacağını belirleyen ölçüler vardır. O ölçülere uyunca da sigara veya filanca şey haramdır deniyor. Eğer piyasadaki yüzlerce şey o ilkeler açısından aynı durumda ise onlar da haramdır elbette. Şunu da tespit etmemiz gerekir: Normal günlük konuşmalarımızdaki sözlerimizin bile hesabını vereceğiz. Helal ve haram gibi bir konudaki her sözümüz yarın hesabını vereceğimiz bir sözdür. Bu tür hükümleri fukahaya bırakmak gerekir. Herkes ehli olduğu işi yapmalıdır. Bu ümmetin tertip düzeni fukahanın çalışması ile ortaya çıkmıştır. Onların alanına girmemiz sakıncalı olur, kendi kuyumuzu kazmış olabiliriz.
Selamünaleyküm. Yetim malı yemek o şekilde değildir. Siz bir tür yetime yediriyorsunuz zaten. Mümkün olduğu kadar sizin yediğiniz onun ve annesinin yediğinden fazla olmamasına dikkat edin, yeter. Elektrik kaçağı doğru değildir. İbadetlerinize zarar etmez ama hak olarak kalır. Bulabildiğiniz hak sahipleri ile helalleşin, bulamadıklarınız için dua edin, sadakalar verin. Allah işimizi kolay etsin.
Kulluğumuzun en temel ilkelerinden biri şudur: Allah Teâlâ bize gücümüzün yetmeyeceği şeyi yüklemez. Bilmek, yapmak ve benzeri her konuda bu kural geçerlidir. Bilmemek ve bilmemeyi benimsemek aynı şeyler değildir. Kul, bir şeyi bilemeyebilir ama bilme yollarını ihmal etmez. İmkânı kadar bilmek için de çırpınırsa onun bilmiyor olmasından kaynaklanan eksikliği sıkıntı oluşturmaz. Önemli olan bilmemeyi benimsemiş olmamaktır. Neyi öğreneceğimize gelince onda da kural şöyledir: Başta Allah'a iman olmak üzere dinin temel meseleleri öğrenilecek. Namaz kılmayı bilmemek mazeret olamaz. Meleklere iman etmenin gerekliliğini bilemiyor olamayız. Ama meleklerin isimlerini bilmemek olabilir. En temel konulardan başlayarak genişleyen bir halka şeklinde bilme ihtiyacımızı giderebiliriz. Bunu temel kural olarak alabilirsiniz. Bildiğimizi, bilmeyene öğretme mecburiyetimiz de böyledir. Biz söyleriz, gerisine karışmayız. Gücümüz yetiyorsa elle de müdahale ederiz. Gücümüz yetmiyorsa bundan da sorumlu olmayız. Allah yardımcımız olsun, işimizi kolay etsin. Bir haramı terk etme başarınızı da tebrik ederim. Rabbim sizi geri dönmekten muhafaza buyursun.
'Hükmü düşen ayet' deyimi kullanılan bir deyim değildir. Onun yerine NASİH/MENSUH deyimi kullanılmaktadır. Bu da şöyledir: Bildiğiniz gibi Kur'an-ı Kerim yirmi üç yıllık bir zaman diliminde indi. İnişi de bazen Mekke veya Medine'de geçen olaylarla bağlantılı oldu. Allah Teala, kendisinin bildiği bir hikmetinden ötürü, bir dönem uygulanan ayetlerdeki hükümleri bir zaman sonra başka ayetlerle değiştirdi. İlk veya sonra inen her iki ayet de Kur'an'a dahildir. Kur'an'da şu anda bulunmayan bir ayet bizim için zaten 'ayet' değildir. Ulema arasında hangi ayetin hangi ayeti kaldırdığı konusunda tam bir görüş birliği yoktur. Netice de de bu tür ayetler Kur'an'da parmakla sayılacak kadar azdır.
Bir kere şunu kati bilgi olarak kavramalısınız: Bu ümmetin âlimleri bir şeye yasak veya serbest derken bunu kendi kanaatleri ya da toplumun beklentilerine cevap vermek için yapmazlar. Âlimlerin dine ilave yapma veya kısma hakları yoktur. Din Allah’ındır. Allah ne diledi ise dinde o vardır. Âlimler, Kur'an ve hadislerde gördüklerini bize aktarırlar. O iki kaynakta yoksa onlardakilere benzeyenler üzerinden bize cevaplar verirler. Bu da yine Kur'an ve hadis ekseninde yürüyen bir çizgide oluşan kurallarla yapılmaktadır. Aile içi yasaklardan söz ederken kitabımızda şu yasaklar hemen göze çarpacaktır: 1. İbadet esnasında cinsel ilişki yasağı özellikle de i’tikâf ve hac ibadetinde, 2. Kadının aybaşı durumunda ilişki yasağı, 3. Ters ilişki yasağı, 4. Erkeğin zıhar yapması, eşine zulmetmesi, talak hakkını zulme çevirmesi, iddet beklerken kadını evden uzaklaştırması, kadının asilik yapması, rahmindeki çocuk konusunda bilgi gizlemesi, iddet döneminde evlenmesi gibi konular kitabımızda geçmektedir.
haram konusundaki diğer fetvalar
Evet, haram yiyen biri olmak ağır bir günah sahibi olmak demektir. Bu ağırlığın altında ibadetler de eziliyordur ama haram yediği için mesela namazlar da boşa gidiyor demeyiz. Haramlar helali silip süpürecek boyuta gelmedikçe gel git boyutunda devam ediyoruz demektir. Hedefimiz sıfır haram ile yaşayan mü'min olmak olmalıdır. Düşmeler olduğunda ise hemen tevbeye koşmalıyız.
Bir yanlışı herkes yapıyor diye yapmak caiz olmaz. İş sahibinin izni ile yapılıyorsa bu bahsettiğiniz iş bir sıkıntı yoktur. İş sahibine karşı bir hile yapılarak bu iş yapılıyorsa elbette ortada sıkıntılı bir kazanç vardır. Siz böylesini yapmayınız.
Dinden çıkmayı böyle kolay bir söz gibi kullanmayınız. Bu bir hatadır sadece. Hatalardan dönüldükçe onları da Allah Teâlâ affeder.
Evet, bir harama o haramın yapılması öncesinde veya esnasında yardım etmek de haramdır. Bu, aynen sevap bir işin yapılmasına yardım etmenin sevap olması gibidir. Bu şu demektir: Bir alkol fabrikasında işçi veya bekçi olarak çalışmak, o fabrikayı kuran sahibe ortak olmaktır. Bu ortaklık oranı elbette sahibi ile aynı payda değildir ama ortaklıktır. Aynı durum faiz için de geçerlidir. Bankanın işlemlerine yardım eden sekreter, kapıdaki güvenlikçi ve benzeri herkes o harama ortaktır. Dolaylı destek için bu kural söylenemez. Mesela meyhanede alkol tüketenler fırından ekmek de almaktadırlar. Fırıncı siz ekmeği alkolle yiyeceksiniz diyerek ekmek satışını yok kabul etmek zorunda değildir, bundan da mes'ul değildir. Zira bu direk bir destek sayılmaz.
Neden, hayat bizim için imtihandır diyoruz? Çünkü imtihanı sadece sabah namazına kalkmak, Ramazan ayında oruç tutmak ve bayan isen tesettür sahibesi olmak diye sınırladığımız zaman imtihanın pek çok alanını baştan kaybetmiş oluyoruz. Hayatı olduğu gibi imtihan olarak görmek zorundayız. Bu görüşü yakalayabilirsek şu sonuçlara ulaşırız, yapacağımız işimiz ve iş plaınımzda belli olur: a-Önce kendimizi korumayı, mü'min kimliğimizle ayakta durmayı hedefimiz bileceğiz. Önce ben ayakta kalmalıyım diyeceğiz. Başkalarının üzerinden hayaller oluşturarak kendimizi ihmal edersek kaybedebiliriz. b-Hayatı imtihan olarak görmemizin en tabii sonuçlarından biri, hayatta ne ile karşılaşıyorsak onu dinimizin ilgi alanında bileceğiz. Dini ne dar kalıplara sıkışmış yapacağız ne de hayallerle yaşanabilir zannedeceğiz. c-Becerip ayakta kalabilen için diğer bütün insanlar bir açıdan muhakkak ilgi alanlarında olacaktır, olmalıdır da. Kimine sözlü, kimine temennili yardımımız olacaktır. Bir başkasına da emretme durumunda olacağız ama herkes bizim için ilgi alanımızda anlamına gelmektedir. En azından dua ettiklerimiz arasında olacaktır. d-Buna rağmen, kalplerin Allah’ın elinde olduğunu bileceğiz. Biz uğraşsak da neticede Allah’ın murat ettiği olacaktır. İşimize bakıp gerisi ile alakadar olmayacağız ki, moralimizi kendi elimizle çökertmeyelim. e-Ve, Allah Teâlâ’nın bizi güçlü tutması için dua edeceğiz. Çok dua edeceğiz.
Namaz kılacağın zaman onun salyası, teri sende olursa o, namaza mani olur. Böyle bir şey yoksa sevmende sakınca yoktur.