Fetva Meclisi
Soru
Bir kaç arkadaşım ile sohbet ederken İsrafın haram olduğunu ve ibadet etmeyip de o vakti boş işlere harcamanın haram olduğunu söyledim. Daha sonra hatalı konuştuğumu düşünüp onlara vakti boşa harcayana direk harama giriyorsun demenin doğru olmadığını söyledim. O kişiye (Ayette Allah'ın israfı yasakladığını ve israf edenleri sevmediğini) ve boşa vakit geçirmenin dinimizde uygun görülmediğini, müslümanın boşa vakit geçirmesinin doğru olmadığını izah ettim. Fakat ilk konuşmamda ben onların harama girdiklerini söylediğim için dinden çıkmış olur muyum ne yapmalıyım?
Cevap
Benzer fetvalar
Güzel kardeşim, hatasız kul olmaz. Hepimiz hata ederiz; keşke ölmeden o hataları temizleyip gidebilsek. Benim şahsımla alakalı kimseden hak talebim yoktur. Dinime hizmet ederken elbette çile çekecek, okların hedefi olacağım; bunu normal görüyorum, bir hak oluştu ise onu da helal ediyorum. Bu ifadeler ve tutumlardan dinimiz zarar gördü ise o da benim çözebileceğim bir iş değildir. Herkes hatasına istiğfar etmelidir. Allah'a emanet olun.
Önce, büyük haramları işleyenler ve sıradanlaşanlar diye ikiye ayırmalıyız insanları. Ve hepsine karşı biz hakkı hatırlatan durumunda olacağız. Sözün bittiği yere gelince de büyük haramları işleyenlerle aramıza mesafe koymak zorundayız. Kavga gürültü etmeden mesafeli ve seviyeli bir ilişki içinde oluruz. En son olarak da bütün bağlantılarımızı keseriz. Onların yanlışları bizim de yanlışlara kayma sebebimiz olabilecek bir noktaya gelince müsamahalı uygulama biter. Ama bu noktaya gelmemesi için çabalamak gerekir.
Günaha girmiyorsunuz. Affedebilmek bir meziyettir, herkes onu yapamayabilir. Her zaman da yapılamayabilir. Zamana yayın. Size tavsiyemiz bu konuyu zamana bırakın şeklinde olur. Bir zaman sonra rahatlarsınız, diyeceğinizi o zaman dersiniz.
Bu dediğiniz eşle nikâh devam etmez. Bir müftülüğe giderek durumunu anlat ve ayrılmayı tavsiye ederlerse ayrıl.
Direkt söylemenizi ama nezaket ve inceliği bırakmamanızı tavsiye ederiz. Mesela, sizin din açısından hassas olduğunuzu ama onları da sevdiğinizi söyleyebilirsiniz. Ramazan’ı gerekçe gösterebilirsiniz. Erteledikçe onun düzelme ihtimalini de erteliyorsunuz, ola ki sizin sözünüz etki eder ve kalbi yumuşar. Nezaketle ve dikkatlice uyarın, ilişkiyi kesmeyin. Ve onlar için dua edin muhakkak. Umutla da onların ıslahına vesile olmayı bekleyin, büyük bir hayır işlemiş olacaksınız.
Selamünaleyküm. Siz önce kendinizi kurtarmalısınız. Onlardan ayrılmaya ve daha zor şartlarda yaşamaya hazır olun. Siz onlara etki etmeden onlar size etki edebilirler. Sizin bozulma ihtimaliniz onların düzelme ihtimalinden yüksektir. Hemen kendinize başka bir yer bulun.
haram konusundaki diğer fetvalar
Evet, haram yiyen biri olmak ağır bir günah sahibi olmak demektir. Bu ağırlığın altında ibadetler de eziliyordur ama haram yediği için mesela namazlar da boşa gidiyor demeyiz. Haramlar helali silip süpürecek boyuta gelmedikçe gel git boyutunda devam ediyoruz demektir. Hedefimiz sıfır haram ile yaşayan mü'min olmak olmalıdır. Düşmeler olduğunda ise hemen tevbeye koşmalıyız.
Bir işe HARAM denmesinin anlamı şudur: Allah o işi kuluna yasak etmektedir ve kul o işi yaparsa ona azap edecektir. Yapıldığında da muhakkak tevbe edilip terk edilmesi sürekli bir emir olarak beklemektedir. Haram denen şeyin halkça izahı budur. Böyle bir hükmü/kararı ancak Allah Teâlâ verebilir. Bir insan âlim bile olsa bu kararı veremez. Hiçbir âlim de böyle bir yetki sahibi olduğunu söylememiştir, söyleyemez de. Bizim Müslümanlar olarak HARAM diye bildiğimiz şeyler şu şekilde belirlenmiştir: a- Bizzat Allah Teâlâ Kur'an’da onu haram olarak bize bildirmiştir. b- Peygamber aleyhisselam efendimiz bize ‘Allah bunu haram etti’ demiştir. c- Ashab-ı kiramdan bize bu konuda açık bir hüküm/bilgi gelmiştir. Biz de onlar dini bizden daha iyi biliyorlar diye onlara uymuşuzdur. d- Bu üç kaynağın dışındaki haram olarak bildiğimiz şeylerde ise ehliyeti olan alimler, o haram denen işe bakarak: ‘Bu konuda Kur'an ve hadiste bilgi yok, yeni bir konudur bu ama Kur'an veya hadiste bulunan filan konuya benzemektedir bu, buna göre de haram olması gerekir’ demişlerdir. Örnek olarak da şunu benzetebiliriz: Peygamber aleyhisselam zamanında üzüm ve hurma ile yapılan şarap haram kılınmıştı. Haram kılınmadaki gerekçe de uyuşturma üzerine kurulu idi. Bugün elmadan aynı nitelikte bir şarap yapıldığında alimler ona da haram derler. Zira gerekçe üzerinden bakılınca sonuç aynı olur yani uyuşturur/sarhoş eder, hükmü de aynı olur. Yoksa âlimlerin bir şeye haram/helal deme hakkı yoktur. Durumun özeti böyledir.
Bir yanlışı herkes yapıyor diye yapmak caiz olmaz. İş sahibinin izni ile yapılıyorsa bu bahsettiğiniz iş bir sıkıntı yoktur. İş sahibine karşı bir hile yapılarak bu iş yapılıyorsa elbette ortada sıkıntılı bir kazanç vardır. Siz böylesini yapmayınız.
Evet, bir harama o haramın yapılması öncesinde veya esnasında yardım etmek de haramdır. Bu, aynen sevap bir işin yapılmasına yardım etmenin sevap olması gibidir. Bu şu demektir: Bir alkol fabrikasında işçi veya bekçi olarak çalışmak, o fabrikayı kuran sahibe ortak olmaktır. Bu ortaklık oranı elbette sahibi ile aynı payda değildir ama ortaklıktır. Aynı durum faiz için de geçerlidir. Bankanın işlemlerine yardım eden sekreter, kapıdaki güvenlikçi ve benzeri herkes o harama ortaktır. Dolaylı destek için bu kural söylenemez. Mesela meyhanede alkol tüketenler fırından ekmek de almaktadırlar. Fırıncı siz ekmeği alkolle yiyeceksiniz diyerek ekmek satışını yok kabul etmek zorunda değildir, bundan da mes'ul değildir. Zira bu direk bir destek sayılmaz.
Neden, hayat bizim için imtihandır diyoruz? Çünkü imtihanı sadece sabah namazına kalkmak, Ramazan ayında oruç tutmak ve bayan isen tesettür sahibesi olmak diye sınırladığımız zaman imtihanın pek çok alanını baştan kaybetmiş oluyoruz. Hayatı olduğu gibi imtihan olarak görmek zorundayız. Bu görüşü yakalayabilirsek şu sonuçlara ulaşırız, yapacağımız işimiz ve iş plaınımzda belli olur: a-Önce kendimizi korumayı, mü'min kimliğimizle ayakta durmayı hedefimiz bileceğiz. Önce ben ayakta kalmalıyım diyeceğiz. Başkalarının üzerinden hayaller oluşturarak kendimizi ihmal edersek kaybedebiliriz. b-Hayatı imtihan olarak görmemizin en tabii sonuçlarından biri, hayatta ne ile karşılaşıyorsak onu dinimizin ilgi alanında bileceğiz. Dini ne dar kalıplara sıkışmış yapacağız ne de hayallerle yaşanabilir zannedeceğiz. c-Becerip ayakta kalabilen için diğer bütün insanlar bir açıdan muhakkak ilgi alanlarında olacaktır, olmalıdır da. Kimine sözlü, kimine temennili yardımımız olacaktır. Bir başkasına da emretme durumunda olacağız ama herkes bizim için ilgi alanımızda anlamına gelmektedir. En azından dua ettiklerimiz arasında olacaktır. d-Buna rağmen, kalplerin Allah’ın elinde olduğunu bileceğiz. Biz uğraşsak da neticede Allah’ın murat ettiği olacaktır. İşimize bakıp gerisi ile alakadar olmayacağız ki, moralimizi kendi elimizle çökertmeyelim. e-Ve, Allah Teâlâ’nın bizi güçlü tutması için dua edeceğiz. Çok dua edeceğiz.
Üvey dedeniz ile kastınız üvey babanızın babası ise o sizin mahreminiz değildir, yani onu bir yabancı gibi görmeniz gerekmektedir.