İslami Delil
Aramaya dön
Fetva

Diyanet Fetva Kurulu

Soru

Kripto paraların kullanımının dini hükmü nedir?

Cevap

Kullanıcılar arasında değişim ya da kıymet ölçüsü olarak genel kabul gören, kaynağı itibariyle kullanıcılara güven veren her türlü paranın kullanımı caizdir. Bu noktada önemli olan husus, para olarak bilinen değişim aracının kendi özünde yani üretim şeklinde, sürüm aşamalarında ve muhataplık niteliğinde büyük belirsizlik (garar) içerip içermemesi, bir aldatma (tağrir) aracı olarak kullanılıp kullanılmaması ve belli bir kesimin haksız ve sebepsiz zenginleşmesine vesile olup-olmamasıdır. Son yıllarda ortaya çıkan ve birçok çeşidi bulunan kripto paralardan her birini kullanmanın hükmünü yukarıdaki genel ilkeler doğrultusunda değerlendirmek gerekir. Buna göre kendi özünde ciddi belirsizlikler taşıyan, aldanma ve aldatma riski ileri düzeyde olan, dolayısıyla herhangi bir güvencesi bulunmayan ve kamuoyunda saadet zinciri olarak bilinen uygulamalar gibi belirli kesimlerin haksız ve sebepsiz zenginleşmesine yol açan kripto­ paraların kullanımı caiz değildir.
Orijinal kaynak

Benzer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Belirttiğiniz bu para türleri büyük bir bilinmezlik ve tuzak barındırıyor. Devlet otoritesinde olmayan bir işleyişle ortaya çıkması ise başka bir sorundur. Bu nedenle mevcut haliyle kripto para için helal denmesi zordur. Sorun paranın kâğıt değil de şifreli bazı rakamlar olmasında değildir esasen. Sorun belirttiğimiz bilinmezlik ve tuzak dolu olmasındadır. Bir zaman sonra kripto paralar mevcut kâğıt paralar gibi piyasa bulur ve resmileşirse o zaman şu andaki para ve altın hakkında kabul edilen hükümler kripto paralar için de geçerli olacaktır. Buna göre de şu hükümler öne çıkacaktır: Kripto paranın kendi içinde veya altınla taksitle satılması caiz olmayacaktır. Nasıl altın taksitle satılamıyorsa bu da satılamayacaktır. Bir kripto para kendi cinsinden bir para ile farklı fiyata değiştirilemeyecektir. Bir kripto para başka bir kripto para ile değiştirilirken de anında işlemi biten bir süreçte yapılması caiz olacaktır. Bugün altınla başka bir para birimini değiştirirken hüküm ne ise bunda da geçerli olacaktır. Kripto para da zekât konusu olacaktır. Nisaba ulaştığında veya diğer birikimlerle birleştirildiğinde nisaba ulaşınca zekâtı verilecektir.

Hocam kripto para veya sanal para hakkında yasaklı diyebilir misiniz, helal olma
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Bugün itibariyle caiz olmadığından an itibariyle girişimde bulunmanız ileride bu teşebbüsünüzü meşrulaştırmaz. Uzak durmanızı tavsiye ederim. Başı da sonu da helal olan bir yatırımda bulunun.

Hocam biliyorum kripto paralar Diyanet ve bir çok âlim tarafından caiz görülmeme
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

İnsanlık önce altını satın alma birimi olarak kullandı. Sonra kâğıt paraya geçti. Şimdi de DİJİTAL PARA geldi. Kartlar, çekler, hesaplar vb. ayrıntıları oldu. Dijital para bize DİJİTAL LİRA veya DİJİTAL DOLAR gibi bir anlam ifade etmektedir. Genel bir ifadeyle söyleyecek olursak ELEKTRONİK BİR MERKEZDE DEPOLANMIŞ DEĞER olarak izah edebiliriz. Üretimi kolay, kullanımı kolay, aracıya gerek yok yani pek çok özelliği barındırıyor. Kâğıt para ne ise bu da odur. İmam Malik’in: “İnsanlar bir deri parçasını bile para edinseler kabul ederim.” demiştir. Buna göre de genel kabul görmüş, resmi dayanağı olan ve piyasada iş görme kabiliyeti olan dijital para, para gibidir. Ticarette kullanılabilen, altına ve kâğıt paraya dönüştürülebilen bir değer olarak kabul edilir. Bu durumda da dijital para için şu hükümler öne çıkar: Normal para gibi zekâtı vardır. Yüzde iki buçuk olarak zekâtı verilir. Faizle ilgili hükümler dijital para için de geçerlidir. Örnek olarak yüz lira kâğıt para ancak yüz lira dijital para ile değiştirilebilir; fazlalık alınamaz. Dijital paralar arasında işlem yapıldığında değiştirme işleminin aynı mecliste yapılması gerekir. Dijital para hesaba yattığında hemen kullanılabilir. Fıkıh açısından belli riskler de bulunduğu bilinmelidir. Bu risklerden ana başlıkları ile şöyle söz edebiliriz: Bir bilinmeme, GARAR riski vardır. Şu andaki haliyle kâğıt paradaki gibi garanti edeni bulunmuyorsa caizliği de yoktur. Kumara yakın bir noktada durmaktadır. Borsası aşırı hareketli seyretmektedir. Para aktarma ve aklamada kullanılabilmektedir. Bu riskler giderilebildiği zaman dijital ara paradır.

Hocam elektronik paraları nasıl değerlendirmemiz uygun düşer? Kullanılamaz denir
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Bu bir çeşit kırdırmadır, caiz olmayacağını düşünürüz.

Hocam Multinet, Setkart gibi yemek kartları var. Bazı şirketler personeline yeme
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

İçinde bulunduğun sorumluluk bilinci, emin ol ki seni Allah katında çok değerli bir yere koyar. Böyle hassasiyetle meseleleri ele alman, emanet duygunun ve takvânın bir tezâhürüdür. Allah bu güzel niyetini zayi etmesin. Bu hissiyatını sakın kaybetme. Senin elindeki bilgisayar, bir emanet. Vakfın amaçları için, yani eğitim, organizasyon, yazışma, planlama gibi işler için tahsis edilmiş. Fıkıh kitaplarında kamuya veya bir kuruma ait olan bir malın özel işlerde kullanılması, açık izin varsa caiz, izinsiz ise câiz değildir denmiştir. Buna göre eğer vakfın bu konuda açık bir politikası varsa (örneğin: "Cihazlarımız gerektiğinde kişisel işler için de kullanılabilir" gibi) ya da yetkili ağızlarca bu tür bir kullanım meşrû görülmüşse, o zaman günlük işin dışında makul bir kişisel kullanım câiz olur. Ama böyle bir izin yoksa ya da senin içinde "Bu bana verilmedi." hissi uyanıyorsa, o zaman kişisel kullanım ihtiyatlı davranmayı gerektirir. Allah seni bu vakfın eliyle hayırlı gençlikler yetişmesine vesile eylesin.

Kıymetli hocam, gençliğe yönelik hayırlı eğitim faaliyetleri yürüten özel bir va
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Eğer banka, sizin cihazdan geçirdiğiniz para miktarında bir azaltma yapmadan onu size veriyorsa caizdir. Yoksa çek kırdırmak gibi bir işlem yapmış oluyorsunuz; caiz olmaz. Allah’a emanet olun.

Pos cihazından bir gün sonra bankanın verdiği oranla parayı almak dini açıdan na

TİCARÎ HAYAT konusundaki diğer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Trafik kazasının kişinin iradesi/dahli dışında gerçekleşmesi durumunda tazminat gerekir mi? İslam hukukunda bir şeyin itlaf edilmesi sonucu meydana gelen zararın faile isnat edilebilmesi ve bir tazmin sorumluluğu doğabilmesi için fiil ile zarar arasında illiyet bağının bulunması, yani zararın fiilin tabii sonucu olarak ortaya çıkması gerekmektedir. Bununla birlikte zararla fiil arasında esasen bir illiyet bağı mevcut olmakla beraber farklı bir faktörün devreye girmesi, failin tazmin sorumluluğunu düşürebilir. Söz konusu illiyet bağını kesen sebeplerin en başta geleni ise mücbir sebep denilen haldir. Fakihler fırtına, yangın, sel gibi mücbir sebeplerin bir zararı meydana getirdiği durumlardaki zarardan o fiilin failini bundan sorumlu tutmamışlardır. Mesela fırtına, yangın, sel, hastalık veya ani ölüm gibi nedenlerle hayvanın düşüp bir şeyi telef etmesi durumunda, binici tazmin ile sorumlu tutulmamıştır. (Şirbini, Muğni’l-muhtac, V, 542) Burada fiille zarar arasındaki illiyet bağını mücbir sebep ortadan kaldırmıştır. İlliyet bağını kesen bir diğer sebep ise zarar görenin veya üçüncü bir kişinin kusurudur. Dolayısıyla zararın meydana gelmesine zarar görenin veya üçüncü bir kişinin kusurlu bir davranışı sebep olmuşsa failin yine tazmin borcu doğmaz. Bu husus, trafik ile ilgili mevzuatta şu şekilde zikredilmiştir. “İşleten veya araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibi, kendisinin veya eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilerin kusuru bulunmaksızın ve araçtaki bir bozukluk kazayı etkilemiş olmaksızın, kazanın bir mücbir sebepten veya zarar görenin veya bir üçüncü kişinin ağır kusurundan ileri geldiğini ispat ederse sorumluluktan kurtulur.” (Karayolları Trafik Kanunu/KTK, md. 86) Buna göre; kurallara uygun bir şekilde trafikte seyreden bir sürücünün şiddetli yağmur, fırtına, sel, vb. nedenlerle iradesi/dahli dışında aracıyla bir şeyi telef etmesi veya zarar görenin yahut üçüncü bir kişinin kusurlu bir davranışı sonucu zarar meydana gelmesi durumunda tazmin ile sorumlu tutulmaz.

Trafik kazasının kişinin iradesi/dahli dışında gerçekleşmesi durumunda tazminat
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Maddi hasar ile sonuçlanan trafik kazalarında tazminat sorumluluğu var mıdır? İslam’da, din, can, akıl, nesil ve mal güvenliği korunması gereken beş temel esas (zarurat-ı hamse) olarak değerlendirilmiş, bir kimsenin malına gelen zararların giderilmesi, ana ilkelerden biri olarak kabul edilmiştir. Dolayısıyla trafik kazasında suçlu olan kişi, trafik kaza raporunda belirtilen hata oranında mağdur ettiği kişinin aracına verdiği maddi zararı ve araçta meydana gelen piyasa değerindeki azalmayı tazmin ile yükümlü olur. Sigortanın karşılayacağı veya dava sonucu mahkemenin hükmedeceği miktar, tazminat yerine geçer.

Maddi hasar ile sonuçlanan trafik kazalarında tazminat sorumluluğu var mıdır?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Devlet, sahibi olduğu menkul ya da gayrı menkulleri, hakkaniyete bağlı kalarak dilediği fiyattan satabilir. Devlet o menkul ya da gayrı menkulden akit sırasında istifade etmekte olana veya zilyedinde bulundurana satım işleminde öncelik tanıyabilir ve belli bir oranda indirim uygulayabilir. Bu menkul ya da gayrı menkullerin ister indirimli ister indirimsiz, devletten peşin satın alınmasında herhangi bir sakınca yoktur. Taksitle satım söz konusu olduğunda ise devletin, yasal mevzuat gereği akit esnasında alacağını ifade ettiği “kanuni faiz” kavramının kullanımı uygun olmamakla birlikte, bu ifadeyi fıkhen “vade farkı” olarak değerlendirmek mümkündür. Zira sözleşmelerdeki temel kural, kullanılan kelimelerden çok sözleşmeye taraf olanların maksadı ve işlemin yapısal özelliğidir. Fakihler bu kuralı “Ukûdda itibar, makâsıd ve meâniyedir; elfâz ve mebânîye değildir” cümlesiyle ifade etmişlerdir. Burada dikkat edilecek husus, menkul ya da gayrı menkullerin taksitli satış bedelinin, taksit sayısının ve aylık taksit bedelinin satıcı ve müşteri arasında satış işleminin başında net olarak belirlenmesidir. Satışa arz edilen menkul ya da gayrı menkul için istenen satış bedelinin, dışarıdan faizli kredi temin edilerek ödenmesi durumunda ise, söz konusu işlem faizli bir borç işlemi olacağından dolayı caiz olmaz.

Kamu lojmanlarının satın alınması durumunda uygulanacak olan kanuni faizin hükmü
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Bir Müslüman, haram olan iş, mal veya hizmet üretimini kendisi yapamayacağı gibi bunları yapacak kişiye de gayrimenkulünü kiraya veremez. (bk. Şeybanî, el-Asl, 3/465; Serahsî, el-Mebsût, 16/38-39; İbn Nüceym, el-Bahr, 8/230; İbn Kudâme, el-Muğnî, 5/407) Allah Teâlâ şöyle buyurur: “İyilik ve takvada yardımlaşın, günah ve düşmanlıkta yardımlaşmayın.” (el-Mâide, 5/2) “Kim iyi bir işe aracılık yaparsa, onun da o işten nasibi/sevabı vardır. Kim de kötü bir işe aracılık yaparsa onun da o günahtan bir nasibi/sorumluluğu vardır.” (en-Nisâ, 4/85) Ayrıca hadislerde de haram olan bir şeyin kullanımı, üretimi ve bu konuda başkasına yardımcı/destek olunması kesin olarak yasaklanmıştır. Resûlullah (s.a.s.) faizi yiyene, yedirene, (sözleşmesini) yazana ve şahitlik edene lanet etmiş, ‘Onlar (bu günahta) eşittirler.’ buyurmuştur. (Müslim, Müsâkât, 106 [1598]) Resûlullah (s.a.s.) aynı şekilde içki konusunda da sekiz kişiye Allah tarafından lanet edildiğini belirtmiş; bunlardan birinin de taşıyıcısı olduğunu ifade etmiştir. (bk. Ebû Dâvûd, Eşribe, 2 [3674]; İbn Mâce, Eşribe, 6 [3380-3381]; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 1/316 [2899]; 2/25 [4787]) Sonuç olarak, bir Müslüman’ın ücret mukabilinde haram iş yapması veya yaptırması caiz olmadığı gibi içinde haram iş yapacağı kesin olarak bilinen kişi ya da kurumlara gayrimenkulünü kiraya vermesi de zaruret olmadıkça caiz değildir.

Dinen haram olan işlemler için bir gayrimenkulün kiraya verilmesi caiz midir?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

İslam’ın getirmiş olduğu genel finans, iktisat ve ticaret esaslarına aykırı olmamak kaydıyla kâr-zarar ortaklığı adı altında yürütülen kurumsal ya da bireysel ticari işlemlerde ve bu işlemler sonucunda elde edilen kârın katılımcılar arasında paylaşılmasında dinen bir sakınca yoktur. Belirlenen esaslara uygun çalışmaları durumunda katılım bankalarının kâr hesaplarına para yatırmak ve iştirakçilerine vermiş oldukları kâr payını almak caizdir. Kâr payı oranlarının, banka faizlerine yakın veya eşit olması söz konusu işlemi faize dönüştürmez. Ancak İslam’ın genel muamelat esaslarına uymayan faiz gibi işlemler ise hangi ad altında ve kim tarafından yapılırsa yapılsın caiz değildir. Buna göre katılım bankalarının kâr dağıtmak üzere topladıkları paraları fıkhen meşru alanlarda nemalandırmaları gerekir. Misal olarak katılım bankaları ticareti ve ortaklığı esas alan aşağıdaki şu işlemleri yapıyorlarsa bu bankaların dağıttıkları kâr helal olur: 1. Müşareke: Katılım bankaları ile iştirakçilerinin ortaklaşa sermaye koymasını, birlikte iş yapmasını ve meydana gelecek kâr veya zararı paylaşmasını esas alan ortaklık yapmalarıdır. Örneğin tarafların ortak sermaye ile fabrika kurup işletmeleri, inşaat yapmaları gibi. 2. Mudârebe: Katılım bankaları ile sermaye sahiplerinin emek sermaye ortaklığı yapmaları halinde fiilen ortaklığa dayalı ticaret yapmış olurlar. Mudârabe; bir tarafın sermaye vermek, diğer tarafın da bu sermayeyi işletmek ve kârı aralarında anlaştıkları belli bir oranda paylaşmak üzere, zarar ise işletmecinin kasıt, kusur ve sözleşme şartlarına aykırı davranışı yoksa sermayeden karşılanmak üzere kurdukları işletme türüdür. 3. Murabaha: Bir malın maliyetinin müşteriye bildirilmesini takiben maliyetin üzerine kâr eklenerek satılmasıdır. Buna göre bir malı peşin olarak satın alma imkânı bulamayan bir kimsenin, herhangi bir katılım bankasına giderek, söz konusu malı satın alıp kendisine taksitle satmasını talep etmesinde; katılım bankasının da müşterinin istediği malı peşin satın alarak üzerine kâr payı da ekleyip vadeli olarak müşteriye satmasında dinen bir sakınca yoktur. Burada dikkat edilmesi gereken nokta; malın satışının ilk önce katılım bankasına gerçekleştirilmesi, sonra da katılım bankasının bu malı müşteriye satmasıdır. Bu alışverişte bahse konu malı satan firmanın muhatabı katılım bankası, katılım bankasının muhatabı da müşteri olmalıdır. Yani alınan malın faturası katılım bankasına kesilmeli, daha sonra yapılacak bir akitle de müşteriye satılmalıdır. Bunun mümkün olmaması halinde en azından; malı ilk önce katılım bankası adına satın alması için “katılım bankasının müşteriye yazılı bir vekâletname vermesi” ve katılım bankası ile müşteri arasında bundan sonra yapılacak sözleşmeye, “söz konusu malın, katılım bankası tarafından müşteriye satıldığına dair” bir cümle eklenmesi gerekir. 4. Leasing: Makine, teçhizat, taşıt aracı ve benzeri malların, bu mallara ihtiyaç duyan müteşebbislere bir kira sözleşmesi çerçevesinde kiralanmasını, kira süresi bitiminde de önceden belirlenen fiyat karşılığında kiralayana satışını esas alan orta vadeli bir finansman olup fıkhen meşru kabul edilmiştir. Sonuç olarak, katılım bankaları kâr-zarar ortaklığı hesaplarında topladıkları paraları yukarıda maddeler halinde yer verilen işlemler ve benzeri yöntemlerle işletiyorlarsa, o takdirde onların dağıttıkları kârları almak caizdir. Aksi takdirde caiz olmaz. Öte yandan katılım bankalarının icra ettiği işlemleri araştırmak ise bu bankalarla iş yapan kişinin kendi sorumluluğundadır.

Katılım bankalarından alınan kar payının dini hükmü nedir?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Trafik kurallarına uymayan kişi dinen sorumlu olur mu? Fert ve toplumun yararını sağlama (celb-i mesâlih) ve onlara gelebilecek zararları önleme (def'-i mefâsid), İslam'ın gözettiği gayelerden biridir. Bu gayeye matuf olarak din, can, akıl, nesil ve mal güvenliğinin sağlanması, korunması gereken beş temel esas (zarûrât-ı hamse) olarak değerlendirilmiştir. “Allah’ın haram kıldığı cana haksız yere kıymayın.” (En‘âm, 6/151; İsrâ, 17/33), “Kendinizi öldürmeyin.” (Nisâ, 4/29), “Kendinizi kendi elinizle tehlikeye atmayın.” (Bakara, 2/195), “Şüphesiz kanlarınız (canlarınız), mallarınız ve namuslarınız birbirinize haramdır/dokunulmazdır.” (Buhârî, İlm 37) vb. birçok ayet ve hadiste bu husus ortaya konulmuştur. Yaşanan acı tecrübeler sonucu oluşturulan trafik kuralları, söz konusu beş temel esasın tamamı ile irtibatlı olmakla birlikte, özellikle insanların can ve mal güvenliğini sağlama noktasında önem arz etmektedir. Aracın genel bakımlarından hız sınırlamalarına varıncaya kadar trafik kurallarının tamamı, bu dokunulmazlıkların korunmasını amaçlamaktadır. İslam âlimleri, kesin olarak mefsedete/zarara sebep olan fiillerin önlenmesi (sedd-i zerâi‘) gerektiği hususunda fikir birliği içerisindedirler. Kamuya ait yollara çukur açmak gibi başkalarının canı veya malı için tehlike oluşturan fiillerin önlenmesi, buna örnek olarak zikredilmiştir. (Karâfî, el-Furûk, II, 32-33) Trafik kurallarına uyulmaması sebebiyle insanların canına, beden bütünlüğüne veya malına zarar geldiği tecrübe ile sabit olduğundan bu kurallara uyulması ve muhtemel zararların önlenmesi gerekmektedir. Trafik kurallarına riayet edilmesi, diğer bir yönüyle İslam’da emredilen ahlakî ilkelere uymanın da bir gereğidir. Zira Kur’an ve Sünnette, yolun hakkının verilmesi (bu meyanda trafik kurallarına uyulması), başkalarına zarar vermekten kaçınılması (trafikte kural ihlalleri yapmak suretiyle başkalarına zarar verilmemesi), yolda yürürken mütevazı ve ölçülü olunması (sürücü ve yayaların birbirlerinin haklarına saygılı olması), kendini bilmezlerin sataşmasına karşılık “selâm!” denilip geçilmesi (trafikte öfke kontrolü) gibi ilkeler yer almaktadır. (Bkz; Furkân, 25/63; Lokmân, 31/19; Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 36; Müslim, Libâs 32, Îmân 58) Sonuç olarak, yukarıda ifade edilen ilkelerden de anlaşılacağı üzere trafik kurallarına uyulması aynı zamanda dinî bir vecibedir. Aksine davranışlar, kul ve kamu haklarının ihlal edilmesi anlamına gelir.

Trafik kurallarına uymayan kişi dinen sorumlu olur mu?

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.