İslami Delil
Aramaya dön
Fetva

Diyanet Fetva Kurulu

Soru

Maddi hasar ile sonuçlanan trafik kazalarında tazminat sorumluluğu var mıdır?

Cevap

Maddi hasar ile sonuçlanan trafik kazalarında tazminat sorumluluğu var mıdır? İslam’da, din, can, akıl, nesil ve mal güvenliği korunması gereken beş temel esas (zarurat-ı hamse) olarak değerlendirilmiş, bir kimsenin malına gelen zararların giderilmesi, ana ilkelerden biri olarak kabul edilmiştir. Dolayısıyla trafik kazasında suçlu olan kişi, trafik kaza raporunda belirtilen hata oranında mağdur ettiği kişinin aracına verdiği maddi zararı ve araçta meydana gelen piyasa değerindeki azalmayı tazmin ile yükümlü olur. Sigortanın karşılayacağı veya dava sonucu mahkemenin hükmedeceği miktar, tazminat yerine geçer.
Orijinal kaynak

Benzer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Trafik kazası sonucu tazminat alınması caiz midir? Trafik kazaları neticesinde ölüm, sakatlanma, yaralanma veya maddi zarar meydana gelebilmektedir. İslam’da, bunlara sebep olan suçlular için düzenlenmiş müeyyideler (diyet/tazminat, keffaret vb.) bulunmaktadır. Buna göre kazada mağdur olan kişi, suçlu olan taraftan trafik kaza raporunda belirtilen hata oranında tazminat talebinde bulunabilir. Söz konusu tazminat, suçlunun sigortasından karşılanabileceği gibi mahkeme yoluyla da talep edilebilir. Dolayısıyla sigortanın ödeyeceği veya mahkemenin hükmettiği miktar diyet yerine geçer.

Trafik kazası sonucu tazminat alınması caiz midir?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Bir kazanın tazminatını karşı taraf adına sigorta şirketinin ödemesi; bizim o sigortayı, bize ödenecek bir tazminat olarak almamıza engel değildir. Kaza sonucu ortaya çıkan zarar-ziyanı kaza yapanın adına sigorta şirketi ödüyor diye biz bunu iptal ettirmeyiz. Aracın gördüğü zarar ödettirilebilir, sigortadan alınabilir.

Hocam, trafik kazası yaptım ve %100 oranında kusursuz olduğum tespit edildi. Sig
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Böyle bir durumda hakkınızı aramanız makuldür. Hakkınızı arayın, devletin ona vereceği ceza olarak size verilecek tazminattan yaptığınız masrafları düşün. Bedensel bir zararınız yani organlarda bir eksiklik oluşmadı ise sizde manevi tazminat olarak alacağınız parayı kullanmasanız daha iyi edersiniz. Bir hayır kurumuna verin. Bedeninizde bir eksiklik oluştu ise mesela parmağınız koptu ise zaten maddi tazminat hakkınızdır. Fıkıh kitaplarımızda manevi zararlar için maddi tazminat alma şeklinde bir tazminat yoktur. Muasır ulemanın bir bölümü böyle bir tazminatı kabul ediyorsa da alınmaması yönündeki görüş daha takvaya yakındır. Öte yandan trafik canavarlığı yapan birini terbiye etmenin de başka bir yolu bulunamadığı için böyle bir cezalandırmanın yapılması gerekmektedir. Bunun için 'alın, masrafları düşün, gerisini bir fakire veya hayra verin' görüşünü size tavsiye ettik. Geçmiş olsun, Allah Teâlâ beterinden muhafaza buyursun.

Bir trafik kazası geçirdik. Karşı taraf yüzde doksan dokuz suçlu idi. Biz de şik
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Trafik kazaları neticesinde mahrum kalınan karlar tazmine konu olur mu? Telef edilen veya kısmen zarar gören bir mal misli (standart) ise misli ile, kıyemi ise kıymeti ile tazmin edilmesi temel ilkedir. Bununla birlikte fakihlerin bir kısmı, mala zarar gelme neticesinde mahrum kalınan karları mal olarak kabul etmediklerinden bunların tazmin edilemeyeceği kanaatindedirler. (Zeylai, Tebyin, V, 234; Ayni, Binaye, IX, 206) Bazı fakihler ise, mahrum kalınan ve elde edilmesi muhtemel karların da tazminde dikkate alınması gerektiğini ve buna hakimin karar verebileceğini söylemişlerdir. (Maverdi, el-Havi, VII, 152; Buhuti, Keşşafu’l-Kına‘, IV, 112; Zuhayli, Nazariyyetü’d-daman, s. 89-94) Buna göre mesela; trafik kazası neticesinde zarar gören bir ticari aracın tamirat süresince çalışamamasından ötürü meydana gelen kayıplar (mahrum kalınan karlar) mahkeme yoluyla talep edilebilir.

Trafik kazaları neticesinde mahrum kalınan kârlar tazmine konu olur mu?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Trafik kazasının kişinin iradesi/dahli dışında gerçekleşmesi durumunda tazminat gerekir mi? İslam hukukunda bir şeyin itlaf edilmesi sonucu meydana gelen zararın faile isnat edilebilmesi ve bir tazmin sorumluluğu doğabilmesi için fiil ile zarar arasında illiyet bağının bulunması, yani zararın fiilin tabii sonucu olarak ortaya çıkması gerekmektedir. Bununla birlikte zararla fiil arasında esasen bir illiyet bağı mevcut olmakla beraber farklı bir faktörün devreye girmesi, failin tazmin sorumluluğunu düşürebilir. Söz konusu illiyet bağını kesen sebeplerin en başta geleni ise mücbir sebep denilen haldir. Fakihler fırtına, yangın, sel gibi mücbir sebeplerin bir zararı meydana getirdiği durumlardaki zarardan o fiilin failini bundan sorumlu tutmamışlardır. Mesela fırtına, yangın, sel, hastalık veya ani ölüm gibi nedenlerle hayvanın düşüp bir şeyi telef etmesi durumunda, binici tazmin ile sorumlu tutulmamıştır. (Şirbini, Muğni’l-muhtac, V, 542) Burada fiille zarar arasındaki illiyet bağını mücbir sebep ortadan kaldırmıştır. İlliyet bağını kesen bir diğer sebep ise zarar görenin veya üçüncü bir kişinin kusurudur. Dolayısıyla zararın meydana gelmesine zarar görenin veya üçüncü bir kişinin kusurlu bir davranışı sebep olmuşsa failin yine tazmin borcu doğmaz. Bu husus, trafik ile ilgili mevzuatta şu şekilde zikredilmiştir. “İşleten veya araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibi, kendisinin veya eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilerin kusuru bulunmaksızın ve araçtaki bir bozukluk kazayı etkilemiş olmaksızın, kazanın bir mücbir sebepten veya zarar görenin veya bir üçüncü kişinin ağır kusurundan ileri geldiğini ispat ederse sorumluluktan kurtulur.” (Karayolları Trafik Kanunu/KTK, md. 86) Buna göre; kurallara uygun bir şekilde trafikte seyreden bir sürücünün şiddetli yağmur, fırtına, sel, vb. nedenlerle iradesi/dahli dışında aracıyla bir şeyi telef etmesi veya zarar görenin yahut üçüncü bir kişinin kusurlu bir davranışı sonucu zarar meydana gelmesi durumunda tazmin ile sorumlu tutulmaz.

Trafik kazasının kişinin iradesi/dahli dışında gerçekleşmesi durumunda tazminat
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Günü geciken borç ödemesine tazminat getirilemez, bu bir faiz işlemi olur. Sözleşmeye yazılmış olsa bile faiz caiz olmaz. Bir iş sözleşmesine işin aksamasından ötürü tazminat maddesi konabilir ve tazminat almak caiz olur. Sözleşmede yazılı değilse mahkeme kararı ile veya anlaşarak ortaya çıkmış bulunan maddi zarar için tazminat alınabilir. Manevi tazminatın ise yeri yoktur.

Uğradığım zarar için tazminat almam dinimize göre uygun mudur?

TİCARÎ HAYAT konusundaki diğer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Kullanıcılar arasında değişim ya da kıymet ölçüsü olarak genel kabul gören, kaynağı itibariyle kullanıcılara güven veren her türlü paranın kullanımı caizdir. Bu noktada önemli olan husus, para olarak bilinen değişim aracının kendi özünde yani üretim şeklinde, sürüm aşamalarında ve muhataplık niteliğinde büyük belirsizlik (garar) içerip içermemesi, bir aldatma (tağrir) aracı olarak kullanılıp kullanılmaması ve belli bir kesimin haksız ve sebepsiz zenginleşmesine vesile olup-olmamasıdır. Son yıllarda ortaya çıkan ve birçok çeşidi bulunan kripto paralardan her birini kullanmanın hükmünü yukarıdaki genel ilkeler doğrultusunda değerlendirmek gerekir. Buna göre kendi özünde ciddi belirsizlikler taşıyan, aldanma ve aldatma riski ileri düzeyde olan, dolayısıyla herhangi bir güvencesi bulunmayan ve kamuoyunda saadet zinciri olarak bilinen uygulamalar gibi belirli kesimlerin haksız ve sebepsiz zenginleşmesine yol açan kripto­ paraların kullanımı caiz değildir.

Kripto paraların kullanımının dini hükmü nedir?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Devlet, sahibi olduğu menkul ya da gayrı menkulleri, hakkaniyete bağlı kalarak dilediği fiyattan satabilir. Devlet o menkul ya da gayrı menkulden akit sırasında istifade etmekte olana veya zilyedinde bulundurana satım işleminde öncelik tanıyabilir ve belli bir oranda indirim uygulayabilir. Bu menkul ya da gayrı menkullerin ister indirimli ister indirimsiz, devletten peşin satın alınmasında herhangi bir sakınca yoktur. Taksitle satım söz konusu olduğunda ise devletin, yasal mevzuat gereği akit esnasında alacağını ifade ettiği “kanuni faiz” kavramının kullanımı uygun olmamakla birlikte, bu ifadeyi fıkhen “vade farkı” olarak değerlendirmek mümkündür. Zira sözleşmelerdeki temel kural, kullanılan kelimelerden çok sözleşmeye taraf olanların maksadı ve işlemin yapısal özelliğidir. Fakihler bu kuralı “Ukûdda itibar, makâsıd ve meâniyedir; elfâz ve mebânîye değildir” cümlesiyle ifade etmişlerdir. Burada dikkat edilecek husus, menkul ya da gayrı menkullerin taksitli satış bedelinin, taksit sayısının ve aylık taksit bedelinin satıcı ve müşteri arasında satış işleminin başında net olarak belirlenmesidir. Satışa arz edilen menkul ya da gayrı menkul için istenen satış bedelinin, dışarıdan faizli kredi temin edilerek ödenmesi durumunda ise, söz konusu işlem faizli bir borç işlemi olacağından dolayı caiz olmaz.

Kamu lojmanlarının satın alınması durumunda uygulanacak olan kanuni faizin hükmü
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Bir Müslüman, haram olan iş, mal veya hizmet üretimini kendisi yapamayacağı gibi bunları yapacak kişiye de gayrimenkulünü kiraya veremez. (bk. Şeybanî, el-Asl, 3/465; Serahsî, el-Mebsût, 16/38-39; İbn Nüceym, el-Bahr, 8/230; İbn Kudâme, el-Muğnî, 5/407) Allah Teâlâ şöyle buyurur: “İyilik ve takvada yardımlaşın, günah ve düşmanlıkta yardımlaşmayın.” (el-Mâide, 5/2) “Kim iyi bir işe aracılık yaparsa, onun da o işten nasibi/sevabı vardır. Kim de kötü bir işe aracılık yaparsa onun da o günahtan bir nasibi/sorumluluğu vardır.” (en-Nisâ, 4/85) Ayrıca hadislerde de haram olan bir şeyin kullanımı, üretimi ve bu konuda başkasına yardımcı/destek olunması kesin olarak yasaklanmıştır. Resûlullah (s.a.s.) faizi yiyene, yedirene, (sözleşmesini) yazana ve şahitlik edene lanet etmiş, ‘Onlar (bu günahta) eşittirler.’ buyurmuştur. (Müslim, Müsâkât, 106 [1598]) Resûlullah (s.a.s.) aynı şekilde içki konusunda da sekiz kişiye Allah tarafından lanet edildiğini belirtmiş; bunlardan birinin de taşıyıcısı olduğunu ifade etmiştir. (bk. Ebû Dâvûd, Eşribe, 2 [3674]; İbn Mâce, Eşribe, 6 [3380-3381]; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 1/316 [2899]; 2/25 [4787]) Sonuç olarak, bir Müslüman’ın ücret mukabilinde haram iş yapması veya yaptırması caiz olmadığı gibi içinde haram iş yapacağı kesin olarak bilinen kişi ya da kurumlara gayrimenkulünü kiraya vermesi de zaruret olmadıkça caiz değildir.

Dinen haram olan işlemler için bir gayrimenkulün kiraya verilmesi caiz midir?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Bankaların, kamu veya özel sektörde çalışanlara, çalıştığı kurumlar tarafından maaşlarını kendilerinden almayı tercih etmeleri karşılığında vermiş oldukları promosyonlar, işleyiş bakımından faize tam olarak benzememekle birlikte faiz şüphesinden de tümüyle uzak değildir. Bu itibarla, temel ihtiyaçlarını karşılayacak durumda olanların bu parayı kendileri ve bakmakla yükümlü oldukları yakınları için kullanmamaları; bilakis ihtiyaç sahibi fakirlere vermeleri uygun olur.

Banka Promosyonu caiz midir?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

İslam’ın getirmiş olduğu genel finans, iktisat ve ticaret esaslarına aykırı olmamak kaydıyla kâr-zarar ortaklığı adı altında yürütülen kurumsal ya da bireysel ticari işlemlerde ve bu işlemler sonucunda elde edilen kârın katılımcılar arasında paylaşılmasında dinen bir sakınca yoktur. Belirlenen esaslara uygun çalışmaları durumunda katılım bankalarının kâr hesaplarına para yatırmak ve iştirakçilerine vermiş oldukları kâr payını almak caizdir. Kâr payı oranlarının, banka faizlerine yakın veya eşit olması söz konusu işlemi faize dönüştürmez. Ancak İslam’ın genel muamelat esaslarına uymayan faiz gibi işlemler ise hangi ad altında ve kim tarafından yapılırsa yapılsın caiz değildir. Buna göre katılım bankalarının kâr dağıtmak üzere topladıkları paraları fıkhen meşru alanlarda nemalandırmaları gerekir. Misal olarak katılım bankaları ticareti ve ortaklığı esas alan aşağıdaki şu işlemleri yapıyorlarsa bu bankaların dağıttıkları kâr helal olur: 1. Müşareke: Katılım bankaları ile iştirakçilerinin ortaklaşa sermaye koymasını, birlikte iş yapmasını ve meydana gelecek kâr veya zararı paylaşmasını esas alan ortaklık yapmalarıdır. Örneğin tarafların ortak sermaye ile fabrika kurup işletmeleri, inşaat yapmaları gibi. 2. Mudârebe: Katılım bankaları ile sermaye sahiplerinin emek sermaye ortaklığı yapmaları halinde fiilen ortaklığa dayalı ticaret yapmış olurlar. Mudârabe; bir tarafın sermaye vermek, diğer tarafın da bu sermayeyi işletmek ve kârı aralarında anlaştıkları belli bir oranda paylaşmak üzere, zarar ise işletmecinin kasıt, kusur ve sözleşme şartlarına aykırı davranışı yoksa sermayeden karşılanmak üzere kurdukları işletme türüdür. 3. Murabaha: Bir malın maliyetinin müşteriye bildirilmesini takiben maliyetin üzerine kâr eklenerek satılmasıdır. Buna göre bir malı peşin olarak satın alma imkânı bulamayan bir kimsenin, herhangi bir katılım bankasına giderek, söz konusu malı satın alıp kendisine taksitle satmasını talep etmesinde; katılım bankasının da müşterinin istediği malı peşin satın alarak üzerine kâr payı da ekleyip vadeli olarak müşteriye satmasında dinen bir sakınca yoktur. Burada dikkat edilmesi gereken nokta; malın satışının ilk önce katılım bankasına gerçekleştirilmesi, sonra da katılım bankasının bu malı müşteriye satmasıdır. Bu alışverişte bahse konu malı satan firmanın muhatabı katılım bankası, katılım bankasının muhatabı da müşteri olmalıdır. Yani alınan malın faturası katılım bankasına kesilmeli, daha sonra yapılacak bir akitle de müşteriye satılmalıdır. Bunun mümkün olmaması halinde en azından; malı ilk önce katılım bankası adına satın alması için “katılım bankasının müşteriye yazılı bir vekâletname vermesi” ve katılım bankası ile müşteri arasında bundan sonra yapılacak sözleşmeye, “söz konusu malın, katılım bankası tarafından müşteriye satıldığına dair” bir cümle eklenmesi gerekir. 4. Leasing: Makine, teçhizat, taşıt aracı ve benzeri malların, bu mallara ihtiyaç duyan müteşebbislere bir kira sözleşmesi çerçevesinde kiralanmasını, kira süresi bitiminde de önceden belirlenen fiyat karşılığında kiralayana satışını esas alan orta vadeli bir finansman olup fıkhen meşru kabul edilmiştir. Sonuç olarak, katılım bankaları kâr-zarar ortaklığı hesaplarında topladıkları paraları yukarıda maddeler halinde yer verilen işlemler ve benzeri yöntemlerle işletiyorlarsa, o takdirde onların dağıttıkları kârları almak caizdir. Aksi takdirde caiz olmaz. Öte yandan katılım bankalarının icra ettiği işlemleri araştırmak ise bu bankalarla iş yapan kişinin kendi sorumluluğundadır.

Katılım bankalarından alınan kar payının dini hükmü nedir?

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.